Bir çöp kavgasıdır gidiyor.
Malum GAÜ, kampüsünün dibinde çöp toplama alanı istemiyor ve kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.
Aynen ODTÜ Kampüsü’nün yanındaki çöp alanı gibi olmasından korkuyorlar…
Diğer taraftan, dün Girne Belediye Başkanı’nı dinliyorum. Diyor ki: “Alanımız kısıtlı. Mutlaka bir yerde çöp terminal alanı yapmak zorundayız. Bu Malta’da da var, İstanbul’un Kadıköy’ünde de.” Kastettikleri, çöp kamyonlarının, daha büyük araçlara hunilerle aktarılacağı bir terminal. Başkan Nidai Güngördü, çöp ayrıştırma konusunun da gündemlerinde olduğunu vurguluyor.
Taa Nazım Çavuşoğlu’nun döneminde bakanlıktan ve birçok belediyeden bir ordu Ankara’ya gitmiş, “Seralar kurulup, çilek üretimi yapılan Mamak Çöplüğü, Kıbrıs’a model olacak” diye büyük büyük laflar edilmişti. Geriye sadece o ziyaretin masrafları kaldı… Aradan yıllar geçmiş, bir milim ilerleme olmamış.
Şimdi YAGA’nın yap-işlet-devret modeli bir projesi var. Katı atıklardan yakıt elde edilmesi amaçlanıyor. İşi kavgaya dökmeden bir orta yol bulunamazsa, bu proje de ÇÖPE gidecek…
Bir yanda GAÜ, bir yanda ODTÜ… Her ikisinde de konunun uzmanları var, bakanlık ve yerel yönetimlerle bir araya gelip, ortak akılla çare üretme yoluna neden gidilmez ki?
Ne kadar plansız, programsız, amaçsız yıllar geçirdiğimize bakar mısınız?
En basit bir konuda bile yasalar yetersiz, uygulamalar günü birlik.
Çöp konusundaki çaresizliğimiz yeni değil. En az yirmi yıldır aynı tartışmalar devam etmekte.
Oysa geçen yıllar içerisinde, tüm dünya çöp ayrıştırmaya, geri dönüşüm konusuna büyük yatırımlar yaptı. Ciddi bir bilgi birikimi meydana geldi…
Avrupa’da çöp ayrıştırma ve geri dönüşüm konusunda yetkili örgütlenme ProEurope. Üye ülkelerin sanayi kuruluşlarınca oluşturulan fonlarla, bu işi çeviriyorlar. Türkiye’de de sanayi kuruluşlarının fonlarıyla kurulan ÇEVKO, hem eğitim, hem işletme konusunda politikaları belirliyor, aracı şirketler vasıtasıyla da uygulamayı yapıyor…
Güney Kıbrıs’ta da Sanayi ve Ticaret Odası’nın fonlarıyla Yeşil Nokta adıyla oluşturulan bir kurum var. 2006’dan beri faaliyet gösteriyor. Toplanan çöpün, yaklaşık % 35’i ayrıştırılıyor, geri kalanı, bilimsel yöntemlerle imha ediliyor…
AB’den aldığı, sadece bilimsel destek. Maddi kaynağı, tümüyle fon sağlıyor.
Biz burada hala Amerika’yı nasıl keşfedeceğimizi düşünerek, doğayı günden güne kirletiyor, ilkel metotlarla çöp imha alanları yaratıyoruz…
Benim burada yazdıklarımı, bizzat görüp, yerinde inceleyenler olduğunu biliyorum. Hem Çevre Bakanlığı’nda, hem belediyeler arasında… Hatta Türkiye Çevre Bakanlığı’nın proje talebi olduğunu da, bu konuda birçok temas yapıldığını da. Hepsi raflarda, tozlu dosyalarda duruyor…
Sorun, eğitim, bilgi eksikliği sorunu değil, adım atma sorunu. Cesaret sorunu…
Kimse gerçek anlamda sorunlara eğilmediğinden, biri bir taraftan çekiyor, diğeri bastırıyor.
İşte Türkiye, işte Güney Kıbrıs, işte model…
Sanayi kuruluşlarını böyle bir fona zorlamak bu kadar mı zor?..
Zor herhalde…
Kızdırmayalım şimdi kimseyi…
Kimse zahmete girmesin, etrafı kirletenden, bedelini istemeyelim.
Dünya yapıyor…
Yok biz yapamayız, işin ucunda seçim var…
Öyle mi…
YERİN KULAĞI VAR
BEKLEMEK LAZIM:
Kurultayın ardından CTP yetkili organlarına getirilen isimler, partideki değişimin ilk işaretleri oldu. Ve tabii eleştirileri de beraberinde getirdi. Bence peşin hükümlü davranmak yerine, bu arkadaşlara zaman tanımak gerek. Genel başkan Talat’a uyum içerisinde çalışabileceği imkanı vermek lazım, daha ilk günden partililerin sağda solda yaptığı konuşmalar, pek hoş olmuyor sanırım…
ANLAYANA:
UBP Milletvekili Ünal Üstel, 31 Ekim’de yapılacak kurultayda aday olabileceği sinyalini verirken, “Kurultaya tek aday olarak gitmeyi hedefliyoruz” sözleri kafalarda soru işaretleri oluşturdu. Daha önce Eroğlu’nun Üstel’in adaylığını desteklediğini yazmıştım bu sütunlardan. Üstel de artık bunu gizlemiyor anlaşılan ve “kucaklaşma kurultayı” diyerek, çok adaylı bir kurultayı önlemeye çalışıyor bana göre…
SÖYLEDİKLERİNİZİ UNUTMAYIN:
CTP Milletvekili Tufan Erhürman’ın, istihdamlar ve siyasetçiye duyulan güvensizlik konusunda bugüne kadar o kadar çok açıklaması oldu ki. Örneğin son olarak, geçicilerin yasaklanmasına rağmen gayri yasal istihdamların, delikler bulunarak yapıldığını ve bunun “şark kurnazlığı” olduğunu söylemişti. Şimdi partide genel sekreterlik görevine getirildi ve ikinci adam oldu. Bakalım dün söylediklerinin arkasında durup gereğini yapacak mı, hep birlikte göreceğiz…
HANGİ DENETİM:
Bakan Menteş Gündüz, ekibiyle birlikte Serbest Liman’ı ziyaret etmiş. Çıkan haber, Serbest Liman’da faaliyet gösteren özel şirketle ilgili. O konuda da bir çok şikayet var, ancak işin devletle ilgili kısmından hiç söz edilmemiş. Şu anda birilerinin kafasına göre iş yaptığı, partizanlığın ayyuka çıktığı konulara bir yanıt yok. Kendi yönetimleri bu kadar şaibeyle anılırken, özel şirketin daha sıkı denetime alınması iddiası biraz hafif kalmış…
BU LAFLARI ÇOK DUYDUK:
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, “Kıbrıs sorununun mantıklı bir zaman çerçevesi içerisinde çözülebileceğini” belirterek, bu dikkate alınarak çözüm için hazırlanılmasını istemiş. 50 yıldır bu sözleri çok duyduk ama sonuç hep hüsran oldu. Şimdi yine aynı “umut yemeğini” önümüze koyup sadece koklatıyorlar. İnşallah yanılırım… Bunlarla uğraşacağımıza kendi evimizi düzeltmeye bakalım biz…
1200 İŞÇİ:
FIFA’nın içinde dönen rüşvetlerle Dünya Kupası’nı alan Katar’da, tesislerin inşasında, bir yılda tam 1200 işçi “iş cinayetleri”nde ölmüş. Siz hiç Avrupa ya da Amerika’da böyle bir olay duydunuz mu? Ama okuyunca aklıma KKTC geliyor. Gelişmişlik düzeyi, insana saygı, hukuk devleti ve denetim kriterlerinde Katar’la yarışmaktayız demek ki…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Saydam: “CTP’yi eleştirince, ‘UBP’yi de eleştir’ diyorlar… Akıncı’yı eleştirince de ‘CTP’yi de eleştir’ mi diyecekler? Hepsi ağır eleştiriyi hak ediyor. UBP’nin yıllarca yaptığı katakullileri biri da çıksın da yargıya verip, yolsuzluktan birilerini içeri tıktırsın be arkadaş. Hepsi aynı…”
DİPTEKİLER
Sağlık Turizmi: KKTC’nin, “genel olarak sağlık turizminde, özel olarak da ileri yaş turizminde tercih edilen, Akdeniz bölgesinde kalitesi ile öne çıkan, markalaşmış sürdürülebilir bir destinasyon konumuna getirilmesi” için çalıştay yapılmış. Ülkemizdeki sağlık sistemi çökmüş, hastanelere iyi giden, hasta çıkıyor, klimalar çalışmıyor, sular akmıyor, tuvaletlere girilmiyor, araç gereçler bozuk ama biz sağlık turizminden bahsediyoruz. Milletle dalga mı geçiyorsunuz…
































