Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR CİNAYETİN ANLATTIĞI…

Rahmetli Bayraktar’ın cenaze törenindeydik.

Bütün polis teşkilatı oradaydı.
Bir meslektaşları hunharca öldürülmüş ve haliyle tümü çok üzüntülüydü.
Caminin bir köşesinde, kalabalığın arasında cenazeye gelen polis ekiplerini izlemiştim.
Ve daha cenaze mezara konmadan mırıldanmıştım arkadaşlara.
“Polisin işi zor, bu hizipleşme inşallah bu cinayeti faili meçhul bırakmaz…”
O gün maktulün kız arkadaşı şüpheli olarak tutuklanmıştı. 
Tutuklanma gerekçesi olarak da “cinayet saati izah edemediği telefon görüşmeleri” olarak açıklanmıştı.
O telefon görüşmelerinin ne olduğunu kamuoyu öğrenemedi ama şüpheli serbest bırakıldı.
Bu kez soruşturmayı yapan ekip değiştirildi.
Kamuoyunda “akrabalık” ilişkileri konuşuldu.
Ama o da açıklanmamış bir nokta olarak kaldı.
Ardından kayınpeder şüpheli olarak gözaltına alındı.
Ve maktulün dayısının oğlu ve onun kız arkadaşı.
Sonra bunun “gönül” ilişkisi olduğu ortaya çıktı.
Ve hunharca bir cinayet neredeyse “gönül maceralarını” anlatan pembe dizilere çevrilmek üzereydi.
Yüreği yaralı anne oğlunun polis arkadaşlarından ısrarla “Katili bulup bana getirin sizden başka bir şey istemem” deyip durdu.
Başka bir şey isteyecek hali yoktu elbette.
Oğlunu hunharca katledenin kim olduğunu bilmek onun en doğal hakkıydı.
Şüphesi de vardı ve bu şüphesini dile de getiriyordu.
Ama dile getirdiği isim gözaltında olmasına rağmen hücrede değil klimalı hastane odasında yatıyor, konuşmama hakkını kullanıyor ve yakın çevresiyle de görüşmelerini bir tamam gerçekleştiriyordu.
Doktor, “hastadır, adım atacak hali yoktur, hücrede kalırsa ölür” diyordu ama cinayetten bir gün önce de köyde basmadık yer bırakmadığını herkes biliyordu.
Akrabalarının yanına “hemşire” adı altında girdikleri veya yapılan kontrolde cep telefonu şarjı bulunduğu iddia edildi ama bu iddialar hasıraltı edildi.
Ve nihayetinde bulunan kanlı elbiseler ve bu elbiselerin Türkiye tahlilinden çıkan analizler bir sonuca götürecekti ki polisteki rezalet yaşandı.
Hem de ne rezalet.
Tamamen polisin kontrolü altında olan bir binada, polisin kendi binasında, polis tarafından 24 saat kontrol altında tutulan yaşlı ve hasta bir şüpheli, polise dirsek atıp kurulabiliyor ve kendini merdiven boşluğundan atabiliyor.
Bu nasıl bir şeydir?

       ***

Cenaze günü benim orada yaptığım gözlem aslında herkesin bildiği bir şeydir.
Polis içinde ciddi bir hizipleşme oldu.
Bunun sorumlusu o hizipleşmenin başını çekenler kadar o hizipleşmeye neden olan, bir türlü (tarihte görülmemiş bir şekilde) Polis Genel Müdürü’nü atayamayan politikacılardır.
Yetki ilk kez politikacılara bırakıldı ama onlar da yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.
Tıpkı Bayraktar cinayetinde olduğu gibi…