Başbakan Hüseyin Ögürgün’ün gafları artık alay konusu olmaktan öteye geçti.
Devlet adabının dışına çıktı…
Türkiye’de bir radyo kanalına konuk olmuş ve sözde ELAM’ı ihbar edeceğim derken, kendi ülkesinin halkı tarafından yüde 60 oyla seçilmiş olan Cumhurbaşkanı’nı ihbar etmiş…
“ELAM beni tehdit ediyor, Rum tarafı istenmeyen adam ilan ediyor, Akıncı sevilen adam” diyor.
Ne yapmak istediğini anlamak için allame olmaya gerek yok…
Çiğ, basit, belden aşağı ve hepsinden önemlisi tehlikeli sözler bunlar…
Değil bir Başbakan’a, bir ülkenin herhangi bir vatandaşına dahi yakışmayan çirkinlikte…
Hele de Cumhurbaşkanı Akıncı’nın sosyal medya üzerinden açıkça ölüm tehdidi aldığı günlerde…
Tam bir hedef gösterme…
Siyasette çıkar elde etme, prim yapma işi bu kadar mı ayağa düşmüş…?
Kendi devletinin cumhurbaşkanı, “düşman” gösterdiğin tarafın işbirlikçisi ilan edilir mi..?
Sebep, kendisi “Türk askeri çıkmayacak” demiş de, Akıncı da Rum’a cevap vereceğine, kendine cevap verirmiş…
Yahu, o askerin geldiği ülke, askerin nasıl çekileceğinin pazarlığını yapıyor masada.
Üstelik 2004’de askerin 1960 anlaşmalarına uygun sayıda kalmasını da kabul eden, bugünkü Türkiye’nin iktidar partisi…
Sen ne diyorsun..?
Yap politikanı, kimsenin bir dediği yok… Karşıysan, çık açıkça Türkiye’ye de söyle, “çekme askerini” de… Niye söylemiyorsun? Neden o sayfalar dolusu açıklamaların hiç bir yerinde Türkiye’ye atıf yok..?
Desene, “Türkiye Akıncı’yla birlikte askerin çekilmesini konuşuyor, ben buna karşıyım” diye…
Akıncı konuşuyorsa, kendi aklıyla mı konuşuyor? Kendinin olmayan bir askeri gücün çekilmesi kararını Akıncı mı veriyor tek başına..?
Aslında tartışmak bile gereksiz…
Daha da Siyasal’dan mezun…
Diplomasiden de, dış politikadan da, devletin hak ve çıkarlarından da, demokrasiden de anladığı yok…
Şimdi emin olun çıkacak, “sözlerim çarpıtıldı” falan diyecek…
İnanmayın, attı ya çamuru, hedefini buldu ona göre…
Bundan sonra ne kadar yalanlarsa yalanlasın…
Hem ilk defası değil ki..?
Yeni Başbakan olduğunda, şu meşhur Koordinasyon Ofisi protestoları sürerken, “Koordinasyon Ofisi siyasete alet edilerek, Türkiye’yi dışlama ve Türkiye’yi istememe şekline getirildi… AKEL Genel Sekreteri ile aynı doğrultuda hareket edenlere benim bir şey anlatacak halim de yok”… O tepkiyi gösterenler bana göre yanıltıldılar. Onu yanıltanlar Türkiye düşmanlığını körüklüyorlar. Tamamen Türkiye’ye karşı bir hareket olarak yanıltıyorlar” demişti de, kendi insanını hedef göstermesinin tehlikelerine dikkat çekmiş, “orada dur” demiştik…
Anlaşılan elinden gelen bu… Kışkırtmayla, bölücülükle, ayırımcılıkla, düşman göstererek, hedef göstererek politika yapmaya çalışıyor, yüzüne gözüne bulaştırıyor…
Bu ülkenin Başbakanlık koltuğuna yakışmıyor…
Aslında, kendi halkına “geri zekalılar” diyen bir siyasetçiden beklenen bir davranıştı…
Yazıklar olsun…
YERİN KULAĞI VAR
SONUNDA PATLADI:
Aylardır kendisi ve müzakere süreciyle ilgili olmadık iddialar ortaya atan, belli kesimleri kışkırtan iktidarın eleştirilerine bugüne kadar cevap vermeyen Akıncı, sonunda patladı. “En az sayıda insanımızın yerinden oynayacağı bir çözüm bulmaya çalışıyoruz… Kimse iş ve ev garantisi olmadan yerinden oynamayacak” diyor. “Toprakla ilgili oranları çarpıtmaya çalışanlar var… Başbakan veya Dışişleri Bakanı da zaman zaman karşımıza çıkacak ama günün sonunda bunların tartılacağı yer yine halkın terazisidir. Meclis’teki azınlık hükümeti halkı temsil etmediğini kanıtladı…” diyerek de noktayı koyuyor… Aksini iddia eden, sandığa gitsin…
ÇAKMA MİLLİYETÇİLER:
Rumlara toprak vermek değil aksine, almak gerekir diyen UBP-DP hükümeti el altından memleketi parsel parsel birilerine peşkeş çekmeyi sürdürüyor. Sahiller, orman arazileri, okullar derken, sıra 1974 harekatının simgesi olan Yavuz Çıkarma Plajına gelmiş. İş, vurguna, talana geldi mi, ne vatan kalır, ne toprak, ne de bayrak. Her 20 Temmuz’da orada yapılan anma törenleri de böylece tarihe karışacak. Milliyetçilikleri de buraya kadar. Bunlar olsa olsa “çakma milliyetçi” olurlar…
ANAFARTALAR’IN KADERİ HALK MECLİSİNİN ELİNDE:
Eğitim Bakanı Anafartalar Lisesi’ni taşıma konusunda inanılmaz şekilde kararlı. Dün Hüseyin Ekmekçi’nin “mesele nedir” programında dinledim. Kendisi bir eğitimci olmadığı halde, bir eğitimci ya da bir şehir planlamacı gibi ısrarlı. Yapılan karşı eylemleri, “okulun bir kısım öğretmenleri” diyerek küçümsüyor. Belediye’den konuyu “halk meclisi” ne götürmesini istemiş, projenin devamına ona göre karar vereceklermiş. Şimdi eylemleri sıklaştırma, projeye geçit vermemek için halk meclisinde kararlılık gösterme zamanı…
SİLİNEN BORÇLARI, SİZ ÖDEYECEKSİNİZ:
Görün işte hükümetiniz kime çalışır. Cratos Otel’in yıllardır bilinen elektrik borcunun 9 milyonu affediliyor. “Sırada Yakın Doğu var” diye yazıyor bir gazete… Ödeyeceksiniz kardeşim… Onlar arka kapıdan adam almaya devam edecek, ödeyeceksiniz… Yakında yüzde 15’lik bir okkalı zam daha geliyor, onu da ödeyeceksiniz. Hiç şikayet yok. Madem sesini çıkmaz, çekeceksiniz…
REFORMA BAKIN:
Sağlık Bakanı Faiz Sucuoğlu sağlık çalışanlarına yapacakları iyileştirmeyi “40 yılın reformu” olarak tadim ediyor. Toplasan toplasan, bin kişiyi kapsamaz. Oysa reformdan söz edecekse, bu ancak Genel Sağlık Sigortası olabilirdi. Yani tüm halkın yararına olan, vatandaşın beklediği… Bir önceki hükümetlerinin programına göre, 2016’da yürürlüğe girecekti. Mali kaynağı da hazırdı, Türkiye’den alınmıştı. Son hükümet programında takvimi kaldırdılar, ancak yine de “en erken sürede hayata geçirilecektir” dediler. Şimdi reform diye ortaya attığına bakın…
OLANLARI MAMUR ETTİLER DE:
Güzelyurt’a yapılmak istenen yeni hastahane bölgede sorun oldu. Hükümet, müteahhitler ve bölge halkı, herkes ayrı telden çalıyor. Dün Bostancı’dan bir okurum aradı, “yapılan yeni yol ile Pendaya hastahanesine 5 dakikada gidiliyor artık. Yeni hastahane yapacaklarına oradaki eksikleri tamamlasınlar çok paraları varsa. Hade yaptılar diyelim doktoru nereden bulacaklar. Mevcut hastahanelerde doğru dürüst doktor yok, alet yok. Keşke yeni hastahanenin kavgasını yapacaklarına, mevcutları mamur etseler” dedi. Sizce haksız mı..?
KOMİSYON BUGÜN TOPLANIYOR:
Asgari Ücret Tespit Komisyonu bugün toplanıyor. Başbakan Özgürgün’ün, “ yeni asgari ücret ikibin liranın üstünde olmalı” temennisi mi yoksa, “bu rakam olursa batarız” diyen işverenin sözü mü geçecek. Açlık sınırının 1794 TL olduğu ülkemizde Temmuz 2016’dan beridir asgari ücret 1834 TL olarak uygulanıyor. Komisyon psikolojk sınır olan ikibin rakamına ulaşacak mı onu da bugün, yarın öğreneceğiz…
ZİRVEDEKİLER
Bülent Dizdarlı: “Yangın mutfağımızda, ocağımızda. Türkiye Merkez Bankası ve diğer ekonomiyle ilgili yetkililerin yaptığı müdahaleler da fayda etmiyor. Aslında savaşın içine girmiş bu devletin bu bedeli ödeyeceği öngörülmeliydi. Kuzey Kıbrıs’ta bir şey yapabilir miyiz? Gaza, benzine, mazota, elektriğe zam yapmaktan başka mutlaka yapılacak bir şeyler vardır. En azından bir çaba gösterilmesi gerekmektedir. Bir şeyler denenmelidir. Aksi bu olduğu zaman, vatandaşın buzdolabına koyacak zeytini bile olmayacaktır. Vatandaşın çaresizlikten kafayı yeyip, tel örgüleri yıkıp sahaya inmesi yakındır. Benden söylemesi…”.
DİPTEKİLER
Faiz Sucuoğlu: Mahkeme sağlıkta ikinci iş konusunda açılan davada, doktorların ikinci iş yapması yasağını hatırlattı, Sağlık Bakanlığı’na ilgili yasayı uygulaması için 6 ay süre verdi. Yani Bakanlık aleyhine çıktı karar. Oysa Sağlık Bakanı kısa bir süre önce, “aleyhimize çıkarsa istifa ederim” demişti. İstifa etmesini beklemiyorum. Böyle bir kültürleri yok. Demagojiye vuracak, duymazlıktan gelecek kendinden öncekiler gibi. Ama benim merak ettiğim, Bakan Sucuoğlu mahkemenin vereceği karardan nasıl emin oldu da böyle bir blöf salladı..?
































