Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısManşet

Bilim insanı Profesör Doktor Kenan Mortan, Öksüz Atlar Ülkesinde ve Pembe Boyalı Oda romanlarını değerlendirdi:

BAŞARAN DÜZGÜN MİSYONUNU BÜYÜK BİR YETKİNLİKLE YERİNE GETİRİYOR: Yazar Başaran Düzgün, bu romanında misyonunu “ben/bana göre” demeden, büyük bir yetkinlikle yerine getiriyor. Böylece Türkiyeli okura bir “okuma davetiyesi” sunuyor. Pembe Boyalı Oda’nın çıkardığı bu okuma davetiyesini, sevgili okurların içtenlikle değerlendirmesini öneriyorum.

KENAN MORTAN

Başaran Düzgün, 35 yıllık deneyimli bir Kıbrıslı Türk gazeteci. 2023’te Öksüz Atlar Ülkesinde adlı eserini yayımladı; bu, derinlikli bir Kıbrıs romanıydı.

Ardından gelen Pembe Boyalı Oda, iki ayda yeni baskıya ulaştı. Öksüz Atlar Ülkesinde, 1920-1964 yılları arasında geçen bir hikâyeyi anlatıyor. Romanın ana karakteri Hasan’ın, Kıbrıs-Türkiye ekseninde, yaşamda ayakta kalma mücadelesi konu ediliyor. Hasan’ın yeni doğan oğluna “Başaran” adını vermesiyle, eserin yazarın aile tarihine dayandığını anlıyoruz.

Pembe Boyalı Oda’da ayakta kalma mücadelesi yine baskın bir tema. Ancak bu kez hikâye, ana karakter Mete üzerinden, toplumların olağanüstü dönemlerdeki dönüşümünü ele alıyor. Romanın ekseni, 1955-1974 yılları arasındaki TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) mücadele yılları. Bu dönem, 358 sayfalık romanın yaklaşık yarısını (yüzde 48) kapsıyor. Söz konusu yıllar, iki toplumlu Kıbrıs’ın siyasal olarak şekillendiği ve 1960’ta İngiltere’den ayrılarak Türk ve Rum toplumlarının oluşturduğu bağımsız bir devletin kurulmasına uzanan süreci anlatıyor.

Kıbrıs Rum toplumu, ENOSİS politikasıyla Yunanistan’a bağlanma (ilhak) hedefindeyken, Türk toplumu adanın taksiminden yana tavır alıyor. Bayrak, silah ve Kur’an üzerine yemin ederek gönüllü olarak “silah altına” giren ve “mücahit” olarak adlandırılan binlerce gençten biri olan roman kahramanı Mete, daha yirmisine gelmeden beş yıl mücahitlik yapıyor. Romanda, Mete’nin hikâyesi üzerinden Dr. Fazıl Küçük ile Rauf Denktaş arasındaki liderlik mücadelesi, ön planda olmasa da iki ayrı noktada anlamlı örneklerle okuyucuya sunuluyor. Türkiye’de Özel Harp Dairesi’nde yetişen komutanların oluşturduğu Sancaktarlık kurumu ve ona bağlı Bayraktarlık’ın işlevi, bu romanda detaylı bir şekilde aktarılıyor.

Mikrotarihçi Okan Dağlı’nın ifadesiyle, “TMT, Bayraktarlık, Elçilik üçgeninde güç ve irade savaşları” romanın sürükleyici ve inişli çıkışlı ritmini oluşturuyor. Romanın örgüsü içinde Mete’nin çevresinde yer alan Beyhut Hüseyin, Koçino Osman, Munise Ana, Demir Adam, Laz Bakkal ve Yorgo gibi birbirinden renkli karakterler, âdeta yaşıyormuşçasına canlı bir şekilde tasvir ediliyor. “Azla yetinme” felsefesinin isim babası Zenon’un Kıbrıslı olduğunu bu romanda öğreniyoruz. Aynı şekilde, adaya özgü babutsa (bir incir çeşidi), palaz yemeği ve signoz tekesi gibi yerel unsurlar da roman aracılığıyla tanıtılıyor.

Yazar, bu yerel dokuyu anlatırken, “anavatan”dan beklenen ve bir türlü gelmeyen “maaş” konusunu şu çarpıcı diyalogla aktarıyor: “Niye maaşlarını alamadılar? / Türkiye göndermedi. / Doktor’un (Fazıl Küçük) kabahatli olduğu söyleniyor. / Doktor ne yapsın, o da Türkiye’nin emrinde. Türkiye göndermezse, Doktor cebinden mi verecek yani?” Bu diyalog, sosyal tarihin derinlemesine bir incelemeye zor sığdırabileceği bir olguyu sade ve etkili bir şekilde açıklıyor.

1 Kıbrıs lirasına 7 TL ödenen Kıbrıs parası, Rum misillemeleri, Kıbrıs’ın yetiştirdiği isimlerden Alparslan Türkeş, TMT Marşı ve Nâzım Hikmet yasağı gibi unsurlar, “yaratıcı gerçeklik” tarzında yazılmış bu romanın zenginliklerini oluşturuyor. Mikrotarihçi Okan Dağlı’nın tabiriyle, “çok konuşulmayan ve hep üstü örtülen karanlık günlerin perde gerisi” romanın ana örgüsünü oluşturuyor.

Romanın sonunda, Mete’nin “buharlaşması” ile yazar Başaran Düzgün’ün yeni bir romanla bir üçlemeyi tamamlamaya hazırlandığını anlıyoruz. Kıbrıs, Kıbrıslı Türkler ve Türkiyeli okur için pek tanıdık bir konu değil. Coğrafyanın “yeşil ada” ifadesiyle geçiştirildiği, resmi tarihin 1974 Harekâtı üzerinden anlatmakla yetindiği bir ortamda, yarı-belgesel ve anıların harmanlandığı bu tür Kıbrıs romanları, kendini zorunlu bir ihtiyaç olarak hissettiriyor.

Yazar Başaran Düzgün, bu romanında misyonunu “ben/bana göre” demeden, büyük bir yetkinlikle yerine getiriyor. Böylece Türkiyeli okura bir “okuma davetiyesi” sunuyor. Pembe Boyalı Oda’nın çıkardığı bu okuma davetiyesini, sevgili okurların içtenlikle değerlendirmesini öneriyorum.

*PEMBE BOYALI ODA, Başaran Düzgün, Ekinoks Yayınları