Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
FutbolSpor

“Beşiktaş”ın çoçuğu, “ÇARŞI”nın lideri Alen

Ülkemizde tatil yapan, “Beşiktaş” ve özellikle de Dünyaca ünlü taraftar gubu “Çarşı” denilince akla gelen ilk isimlerden Alen Markaryan ile keyifli bir sohbet yaptık. Akşam Gazetesi yazarı Alen, Havadis’e samimi açıklamalarda bulundu.

Okan KARADEMİR

Beşiktaş ve Dünyaca ünlü taraftar grubu “ÇARŞI” denilince şüphesiz akla gelen ilk isimlerden birisi de Alen Markaryan.

Beşiktaş ile doğup büyüyen, ÇARŞI Grubu ve tribün liderliği ile de ün yaparak milyonlarca siyah beyazlı taraftarın gönlünde taht kuran Alen, şu günlerde ülkemizde tatil yapıyor. Türkiye’nin önde gelen gazetelerinden Akşam’da spor yazarlığı da yapan Alen, yakın dostu olduğu Girne’deki Viva Casino Müdürü Ramazan Kösemehmetoğlu’nun davetlisi olarak Vuni Palace Hotel’de ailesi ile birlikte tatilin keyfini sürüyor. Aslında Alen’in kim olduğu konusunda, tribünleri dolduran on binlerce taraftara hep bir ağızdan yaptırmış olduğu tek bir tezahürat bile onu anlatmaya yetiyor. Beşiktaş tribünlerinin “Alen Sahaya 3’lü Çektir Kartal’a” tezahüratıyla maç başlamadan önce kimsenin engel olamayacağı şekilde saha içine kadar inerek kulakları sağır eden, rakipleri şaşkına çeviren ve Kara Kartallarla özdeşleşmiş “Şşş…1-2-3 Beşiktaş” tezahüratı, tarih boyunca unutulmayacak.

Alen, Havadis’e konuştu

Havadis Gazetesi Spor Servisi olarak önceki gün Girne’de bulunan Vuni Palace Hotel’de Alen Markaryan ile bir araya geldik ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Beşiktaş’ı “hayat” gibi gören ve yıllarını siyah beyazlı camiaya adayan Alen, sadece Havadis’e samimi açıklamalarda bulunarak Beşiktaş’tan, Çarşı’dan ve anılarından bahsederken kırgınlıkları olduğunu da söylemeden geçmedi.

İşte Alen ile yaptığmız sobhetin detayları;

“Biz hep burada kaldık”

“Beşiktaşlılık bana  babamdan geçti. Küçük yaşlarda maçlara kaçar giderdik. O dönemlerde ciddi tribün mücadeleleri vardı. Eski İnönü’deki kapalı da hakim olmak için sabah saatlerinde stada giderdik. Yıllarca bu sevgi içinde yoğrularak buralara geldik. Yaklaşık 40 senedir bu tribünün içindeyim. Birçok yönetici, başkan, teknik adam, ve futbolcu geldi geçti. Biz hep burada kaldık.”

“Ailenden ihanet görmek kırıyor”

“Beşiktaş benim için aile gibi. Okadar içli dışlı olmuşuz ki kendinle aynı görüyorsun. Baban gibi, oğlun gibi sahipleniyorsun. Çok değişik bir duygu. Ancak bu kadar emek verdiğin bir camiada ihanetlere uğradığında, yanlışlıklar karşısında yaşadığın haksızlıklar olunca ister istemez kırgınlık da başlıyor. Daha sonrada sorun olduğunda kendi kendine diyorsun ki, ya Alen yerinde dur karışma hiç birşeye bu sefer diyorsun.”

“Felsefemi yansıtacak ortam kalmadı”

“Çarşı çok derin konu. Farklı yönleri var. Ben Çarşı’yı, “yağmur yağdığında ıslanmayım diye altına girdiğimiz şemsiye” olarak tanımlıyorum. Tribünlerden biraz ayrı kaldığım için görevi başka arkadaşlara teslim ettik. İçinde bulunduğum dönemlerde mücadelemiz tamamen Beşiktaş’ı desteklemekle alakalıydı. Her yerde Beşiktaş isminin en önde olması gerekir mantığıyla hareket ettik. Bunu bizden sonra gelenlere de empoze ettik. Zaman içinde birşeyler parlayma başlayınca  onu sahiplenmek isteyen çok olur. Bunu sahiplenmek isteyenlerden de ayrı tutmaya çalıştık senelerce. Belli bir yerden sonra da gücün kalmıyor. Her yerden baskı gelmeye başlıyor. Ben hep şu örneği veriyorum. Platini futbolu bırakırken “beynimden gelen emirleri ayaklarım yerine getiremiyor” derdi. Bende şimdi bakıyorum benim felsefemi yansıtacak bir ortam kalmadı. O yüzden biraz geri çekilmeyi uygun gördüm.”

“Tribün reflekslerini kaybetti”

“Beşiktaş’ın son iki senede başarıyla birlikte yükselen bir taraftar profili var ama tribünsel  etki yok. Eski tribünlere girdiğinde 30’a yakın beste söylenirdi. Şimdi beste okunmuyor, slogan atılmıyor, tekdüzelik başladı. Bir de yeni yapılan stadın tribünsel mentaliteye uygun mimarisi omadı. Mesela üst ve alt kat birbirini görmüyor. Göz teması yok. Herkes koltğunda oturuyor, sıklık olmuyor  bu nedenle enerji de kalmadı. Tribün reflekslerini kaybetti. Ben tribündeyken elimi havaya kaldırdığımda lokomotif konumundaki kapalı leb demeden leblebiyi anlıyor ve ses iniyordu aşağıya. Çünkü herkesin gözü sendeydi. Şimdi ses yukarıda başlıyor ancak sesini duyurmak için büyük bir efor sarfederken ses aşağıya inene kadar bu sefer yukarısı yoruluyor ve aşağıdaki başlıyor.  Parça parça ve kopuk kopuk bir durum var.”

“Stadın açılışındaki 3’lü anlamlıydı”

“Daha önce defalarca indim sahaya ancak stat açılışında olması ayrı bir anlam kattı 3’lüye. Taraftarın beni sevmesi, sayması, benim onlara bakış açım, bunların hepsi karşılıklı. Ben bugün Beşitaş taraftarının herşeyine hizmet ederim. Öyle öğrendik.”

“Parası olmayan maça gelmesin mi?”

Tribündeki adam parasını veriyor maça giriyor. Son kuruşuna kadar bilet alıyor, 30 saat deplasmanlara gidip geliyor helak oluyor. Bu adam övgü, sevgi, saygı ister. Hizmet ister, iyi niyet ister. Parası olmayan maça gelmesin mantığı iyi bir mantık değil. Maç biletleri artık çok yüksek fiyatlar. Bazı insaların 1 aylık maaşlarına denk gelen bilet fiyatları var. Devletin bazı kısıtlamalar getirmesi gerekir.  Düşünsenize 900 liraya bilet mi olur. Bu maça gelmeyin demek.”

“Kulüpler şirket gibi yönetiliyor”

“Türkiye’deki futbolun şu an en içler acısı durumu bence kulüplerdeki yöneticilerin futbolla fazla ilgili olmadıkları. Benim gözlemlerinden şu çıkıyor ki futbol kulüpleri şirket gibi yönetilmek isteniyor. Özellikle Anadolu da taraftarlar maça gitmiyorlar. İddia, spor toto ve yayın gelirleri gibi katkılar olmasa kulüplerin hiçbir geliri yok. Tribün geliri yok, forma satamıyor. Böyle olunca sadece Beşiktaş, Fener, Galatasaray kalıyor. Bu takımlar da en kötü dönemlerinde yine ilk 3 içinde oluyor.  Yöneticiler kaynak yaratamıyor. Gözlerini taraftarın cebine diktiler. Maç biletlerini, forma fiyatlarını yüksek tutarak kazanç elde edemezsin. Her zaman başarılı da olamazsın. Biraz kötü gitmeye başlayınca tribünler boş kalıyor. Sürdürülebilir bir yapı oluşturulmalı. Bunu da ticari zeka ve futbolun içinden gelen insanlarla hareket ederek çözersin. Hakemler içinde aynı şeyi söylüyorum.  Futbol oynamış insanlar hakem olmalı. Bunlar ciddi düzenlemeler.”

“80-95’lerde 11-12 bin kemik taraftar vardı”

“Taraftar önce seyirci olarak görülüyordu şimdi müşteri olarak. Bu da taraftar olgusunu bitirdi ve bakkal dükkanı gibi oldu. Taraftarın ve sempatizanın olursa iyi kötü her günde hep yanında olur. Beşiktaş’ın 80-95 yılları arasında 11-12 bin civarında kemik taraftarı vardı.  Birgün çok şiddetli bir kar yağıyor. Feyyaz’ın son dakika golüyle Bolu’yu 1-0 yendiğimiz maçtı. Maç öğlen 1’deydi. Hava ve ulaşım çok kötü. Her yer bembeyaz ve fırtına var. Ogün aynı saatte Taksim’de Atatürk Kültür Merkezi’nde Brezilya’dan gelen ünlü bir orkestranın konseri var. Biletleri satılmış aylar öncesinden. Haberlerde diyorki hava muhalefetinden dolayı AKM’deki konser, izleyeciler gidemediği için iptal edildi. Bizim maç ise oynandı hem de açık havada ve 11-12 bin kişi önünde. Yani Beşitaş’ın nasıl kemik taraftarı olduğunu anlatıyorum. Kapalı yere gidilemiyor açık havada opynanan maça 11-12 bin taraftar yapmışsın. Bunların hepsi aidiyet duygusuyla alakalı. Bunlar yok olmaya başladı. Fener geçen sezon 30 bin kombine sattı biraz kötü gitmeye başladı 5 bin kişiye oynadı. Bu tüm takımlar için geçerli. Önemli olan taraftarı kaybetmemek. İnsanlar şimdi taraftar değil müşteri gibi. Stada gelsin sosisli sanviç yesin, çayını, kahvesini içsin, atkı alsın forma alsın para bıraksın gitsin. Bu mantık doğru değil.”

“Kıbrıs benim için ikinci İstnabul gibi”

“Kıbrıs’ta çok tanıdığım, sevenim ve dostlarım var. Benim için ikinci İstanbul gibi. Kıbrıs’ın havasını ve sakinliğini seviyorum. Denizi çok güzel. Fırsat buldukça gelmeye çalışıyorum. Kafa dinlemek için birebir. Belki emekliliğimde gelir burda yaşarım. Benim için güzel köşeleri olan bir sohbet oldu.”