Haydi geçmiş yılları bir kenara bırakalım, bu son süreçte yüzlerce saatlik görüşmelerde, üzerinde bir türlü anlaşmaya varılamayan Yönetim ve Güç paylaşımı konularında iki günün içinde anlaşma sağlanabilir mii?
Üstelik de bu ikisi, bence Kıbrıs meselesinin özüdür…
Hatta garanti, toprak vs’den daha da önemli…
Gelen haberlere baktığımda, Rum tarafının temel konuları, toprak ve garanti konularına karşılık bir al-ver haline getirmek istediğini anlıyorum…
Oysa bunlar asla biri diğerinin yerini tutmayacak konular…
Her birinin ayrı önemi var…
Yaşamsal…
Yönetimde temsiliyet oranı, ya da dönüşümlü başkanlık, garantilerle pazarlığa sokulabilir mi..?
Daha çok toprağa karşılık, daha çok yetki diye bir denklem olabilir mi..?
Olsa da samimi olduğuna inanılır mı..?
Şu son eşikte, Türk tarafının direnişinin de bu olduğunu düşünüyorum…
BOŞ LAF BUNLAR…
Şu lafa çok bozulurum; “Müzakerelerden sonuç alınmazsa, KKTC’nin güçlendirilir”…
Hem de bu sadece bugün, bu süreç için söylenmiş bir söz değil.
Ne yazık ki, KKTC’nin kurulduğu günden beri söylenir, durur…
Aslında, “alternatifsiz değiliz” manasına söylenir de, ağızdan çıktığı andan itibaren havada kalır.
Acaba söyleyenler inanır mı..?
Neden gına geldi derseniz, daha öncesini saymayalım, 1983-2017, tam 34 yıl… 34 yılda belki de yirmiden fazla görüşme süreci. Her seferinde, “bu defa da olmazsa, KKTC’yi güçlendirmekten başka çaremiz yok”…
İyi güzel, peki bu süreçler hepsi de sonuçsuz kalmadı mı?
Eeee, KKTC’yi güçlendirme adına değişik ne yaptınız?
Varolan sistemi değiştirme yolunda bir adım atan oldu mu?
Ne gezer…
Ertesi gün bıraktığımız yerden, hem de büyük bir rahatlıkla devam ederken, nasıl güçlenecek bu KKTC?
“Kendi ayakları üstünde durma” hedefi hep bir hayal olarak kalmadı mı?
Dış yardıma ihtiyaç her seferinde bir o kadar daha artmadı mı?
Bu ülke insanlarının gelir düzeyi her geçen yıl daha da düşmedi mi?
Sistemi mi değiştirdik yoksa zihniyeti mi? Hangisini?
Alt yapı, üst yapı, nüfus, kentler, köyler, tarım, eğitim, sağlık daha da bozulmadı mı?
Şimdi ne gibi bir mucize olacak da, KKTC güçlendirilecek…
Hangi yolla, hangi değişimle..?
İnsanların sorunlarının çözümünü Kıbrıs meselesinin çözümünde görmesi boşuna mı?
Boş laflar artık karın doyurmuyor…
Şimdi bir de buna, yeni alternatifler, “B” planları falan eklendi.
Peki böyle bir alternatif ya da plan, KKTC’nin güçlendirilmesi mi olur, yoksa ortadan kaldırılması mı?
Çelişkiye bakar mısınız…
Yanlış anlaşılmasın, KKTC güçlensin, bizim de istediğimiz bu da… Söyleyenler o rezil sistemin parçası olanlar olunca, can sıkıyor…
YERİN KULAĞI VAR
YA TAMAM, YA DEVAM:
BM Genel Sekreteri, Dünya Bankası ve IMF de Cenevre yolcusu. Türkiye Başbakanı Yıldırım’ın da Cenevre’ye gideceği açıklandı. Masa oldukça kalabalık olacak. Taraflar ılımlı mesajlar veriyor. Bugün iki lider son kez biraraya gelip, beşli zirve için ya tamam, ya devam kararını verecekler. Beklentiler, her iki tarafın da kabul edebileceği ve toplumları referanduma götürecek bir anlaşma metninin çıkması…
UZAKTAN KUMANDA:
Türkiye ve Yunanistan liderleri henüz Cenevre’ye gitmeseler de, uzaktan istişarelerin sürdüğü anlaşılıyor. Kasım ayında yapılan, Kıbrıs konusu ve yine garantörlüklerle ilgili telefon görüşmesinden sonra, önceki gün yapılan Erdoğan-Çipras görüşmesi, iplerin henüz kopmadığının işareti… Tabii siz bu satırları okuduğunuz saatlerde işlerin nereye gitmiş olacağı bilinmez. Göreceğiz bakalım, Eide’nin ısrarla söylediği “5’li zirve olacak” sözü gerçek bir temele mi dayanıyor, yoksa iyimserlikten mi kaynaklanıyor…
FARKLI TELLERDEN:
İkinci Cumhurbaşkanı Talat ile üçüncü Cumhurbaşkanı Eroğlu ayrı tellerden çalıyorlar. “Sona en yakın durumdayız” diyen Talat, Ankara ve Atina’nın çözüm istediğini söyledi. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “aşırı çömert davrandığını”söyleyen Eroğlu ise, Cenevre’deki zirveden bir sonuç alınacağına inanmıyor…
İNŞALLAH AKILLANDILAR:
CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman Rum muhataplarına, dönüşümlü başkanlık ve siyasi eşitliğin BM’nin temel parametrelerinden biri olduğunu ve al-ver veya pazarlık konusu yapılmaması gerektiğini vurgulamış. İyi de bunlar değil miydi, Annan Planında dönüşümlü başkanlığı kabul edip de referandumda ‘hayır ‘diyenler. İnşallah akıllanmışlardır…
ŞİMDİ Mİ AKILLARINA GELDİ:
Yıllardır Türkiye gazetelerinde sadece magazin haberleriyle yer alan KKTC, bugünlerde gerek gazetelerin, gerkse köşe yazarlarının ilgi odağı oldu. Unuttukları Kıbrıs’a bu ilgilerini anlamak mümkün değil. KKTC’nin sorunlarını, hakaretlere uğradığını görmezler, görmezden gelirler, bu konularda tek satır yazmayı zul sayarlar. Şimdi ben de bu ilgiden kuşkulanıyorum açıkçası…
DÖVİZ YÜKSELİYOR, TL ERİYOR:
Dövizdeki inanılmaz artış, TL’yi ve dolayısıyla hepimizi yerle yeksan etti. Herşeyin dövize endeksli olduğu ülkemizde Türk lirası alan vatandaş neredeyse saat başı yükselen döviz karşısında ne yapacağını şaşırmış durumda. Hükümet müdahale etsin diyoruz ama, TL kullanan, o TL’yi de başka bir ülkeden alan, dünyadan izole olmuş bir devlet neye ve nasıl müdahale edebilir ki.
ZİRVEDEKİLER
Sami Özuslu: “Kuzey Kıbrıs’ta yaşananın adı felakettir. Sadece döviz borcu olanlar, kira ödeyenler değil. TL cinsinden kazanan herkesin alım gücü eridikçe eriyor. Piyasada yaprak kıpırdamıyor. Kumar, fuhuş ve emlak sektörü ile birkaç sektör dışında kalan her yerde durum vahimdir. Bu felaket karşısında sanki her yer güllük gülistanlıkmış gibi davranmaya devam edenler, olacakların sorumlusudur…”.
DİPTEKİLER
Kazıklayan Kazıklayana: Türkiye’de sebze ve meyve fiyatlarındaki artışı anlıyorum, ülke buz kesmiş, üretim de ulaşım da neredeyse durmuş. İyi de bizdeki fiyatlardaki artışın nedeni ne söyler misiniz? Kar mı yağdı, yollar mı kapandı. Yeşilırmak’tan geçen hafta 3 liraya gelen salatalık, nasıl birdenbire 10 liraya çıktı? Herkes bir kaç tüccarın elinde mahkum. Onlar da fırsat bu fırsat deyip vatandaşı kazıklıyor… Bakın Mersin’den Türkiye’ye ulaşım durmuş, mallar elinde çürüyor. Açsanıza ithalatı bakalım buradaki ağalar ne yapacak.
































