Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ben denedim ve gördüm

Kuzey Kıbrıs’ta iyi bir şeyler yapılması mümkün değildir.

Ya da iyi yetişmiş ve yetiştiği ülkeye hizmet etmek isteyenlerin hizmet vermesi…
Çünkü iyi bir şeyler yapmak isteyenlere fırsat verilmez.
Her şeye rağmen yapmaya kalkarsa da mutlaka bir şekilde engellenir ve bedel ödettirilir.
Yani işin özeti “Böyle gelmiş böyle gitmeli” anlayışını bozmaya kalkışmayacaksın.
Sürüden kopmayacaksın.
Yenilik, değişim, rekabet, daha çok üretmek, AB standartları gibi hedefler koymayacaksın.
Bu gibi hedeflere ulaşmak için 7/24 çalışmayacaksın.
Çünkü bunlar nutuk atarken önemlidir. İşin pratiğine uymaz!
Yani bunlar sözde hedef olarak konulabilir ama sen ciddiye alıp bunları gerçekleştirmek için adımlar atmayı denemeyeceksin.
Denemeyeceksin çünkü bunlar statükoya karşı büyük tehditlerdir.
Statükodan nemalananların rahatını bozmayacaksın.
Ezberlerine ters gelecek işler yapmaya kalkışmayacaksın.
Bırakacaksın onlar teori düzeyinde “değişimden”, “devrimden”, “AB standartlarından”, “etikten”, “yurtseverlikten” filan söz etsinler.
Oturup saatlerce memleketi nasıl kurtaracaklarını anlatsınlar.
Şişmiş egolarını daha da şişirecek şekilde “küçük dağları ben yarattım” havası ile konuşsunlar.
“Üretimin” öneminden söz etsinler ama üretmesinler.
“Memleket bizimdir” deyip memleketin her geçen gün elimizden kayıp gideceği ortama katkı koymaya devam etsinler.
“Yarınlardan umudun kesilmemesi” gerektiğini söyleyerek yeşermesi ihtimali olan en küçük umudu öldürmeye devam etsinler.
Kıbrıs Türkünün eriyip gitmesini seyretmeyi sürdürsünler.
Onlara uymazsan sana bunun hesabını sorarlar.
Deyim yerinde ise anandan emdiğin sütü burnundan fitil fitil getirirler.
Atıp tuttukları hep sözde kalan, bunları hayata geçirecek şekilde hayatları boyunca hiç bir şey yapmayan, çalışmayan ve üretmeyenler bu ülkede makul ve itibar sahibi olduğu sürece biz bir yere varamayız.
Gelecek kuşaklara başları dik yaşayabilecekleri yarınlar hazırlayamayız.
Dedikoduya, yalan ve dolana itibar edildiği sürece bu ülkede işlerin düzeleceğine dair en küçük bir umut ışığı göremiyorum.
Gelinen aşamada Kuzey Kıbrıs’ta yeni bir altyapı kurulmasına katkı koymak, dünya standartlarını yakalama uğraşı vermek abesle iştigal etmektir.
Çünkü mikrofona yakın duranlar, etkin görevlerde bulunanların çoğu bir yandan hukukun üstünlüğünden söz eder, öte yandan keyfiliğin daniskasını yapar ya da yapılanları seyreder.
Temel anlayış ise “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıdır.
Ve esas hedef ise statükonun korunmasıdır.
Çarpık düzenin devamının sağlanması ve günün kurtarılmasıdır.
Bu yapı içerisinde yarın yoktur.
Her şey aslında statükonun devamını sağlamak için bir araçtır.
Bu yapı içerisinde iş yapmak istemeyip düzenin devamını sağlamaya çalışanlar hep avantajlıdır.
Ve ortam bunlara kendi çapsızlıklarını, iş yapmak için çırpınıp duranları engelleyerek gizleme imkanını sunar.
Bu ülkede bu güne kadar hep statükodan yana olanlar kazandı.
Statüko korunarak geliştirildi.
İşin doğrusu statükoyu yıkmak öyle kolay değildir.
Çünkü kökleri çok derinlere gider.
Onu koruyacak sistem bireylerin kişisel çıkar ve egoları korunup şişirilerek güvence altına alınmıştır.
Bu konudaki dayanışma ise en üst seviyededir.
İlk bakışta bir birinin boğazına sarıldığını sandıklarınız, statükoyu tehlikeye sokacak bir tehdit görürse sırt sırta verir hemen.
Şeytanın bile aklına gelmeyecek işbirlikleri yapılır anında.
Yeter ki statüko korunsun.
Yeter ki onlara zarar gelmesin.
Onun için boşuna statükoyu değiştireceksiniz diye uğraşmayın.
Kendi kendinizi paralamayın.
“Başarı hikayesi yazacağım” diye hayallere kapılmayın.
Memleketin hali ortada.
Şikayet eden çok ama iş bir şeyleri değiştirmeye gelince…