Herhangi bir nesneyi “özel” olarak satın almanın altında, genelden farklı olacağı sayıltısı yatar. Bireyler bu sayıltıya dayanarak, devlete güvenmedikleri için, kendilerini korumak adına ‘özel güvenlik’, devletin suyuna güvenmedikleri için belediye suyu yerine ‘özel’ su, devletin sağlık hizmetlerine hiç ama hiç güvenmedikleri için ‘özel sağlık’, hizmetlerini satın alırlar. Tabi devlet de bu arada yan gelir yatar!..
Hatta daha da ileri gidenler de olur; kendi ülkesindeki ‘özel’ hizmetleri de beğenmeyip, bazılarının ‘düşman’ kültür olarak bile gördükleri ‘Rum Kesimi’nin ‘özel’ini satın almaktalar. Rum tarafındaki özel okulları, sağlık sistemini vs satın alırlar.
Bu nedenle ‘özel’ hizmet anlamındaki kurumların, gerçekten genelden ‘faklı’ yanlarının olup olmadığı tartışmalı bir durum. Girne’deki bir özel okul bu açıdan sorunlu. Eğitim programı çok ilginç. Öğrencileri sınıf içerisinde matematik, İngilizce gibi derslerde gruplara ayırmakta. Küçük yaştaki öğrenciler, başarılarına göre gruplara ayrılmakta. Öğrenciler sınıf arkadaşlarından başarı açısından farklı olduklarını görmekte.
Başarılı olan üç beş öğrenci bu açıdan problem yaşamamakta; şanslıları ancak sınıfta üst gruplara giremeyen öğürenciler için meydan okuyucu durumlar ortaya çıkmakta. Onlar diğerleri gibi başarılı olamamakta. Daha 7, 8 yaşında olan öğrenciler “başarısızlık” etiketiyle karşılaşmakta. Bu tür kıyaslamalara ve etiketlenmelere maruz kalan çocukların kişilik gelişimlerinde olumsuz etkiler ortaya çıkmaktadır.
Erikson’un psiko-sosyal gelişim kuramına göre, 7-11 yaşlarındaki çocuklar “Çalışma ve Başarılı Olmaya Karşı Yetersizlik” duygusu yaşayabilecekleri ve kişilik gelişimlerinin olumsuz etkilenebileceği dönemdedirler. Bu nedenle bu dönemde çocuklar, yaptıkları etkinliklerde ‘başarılı’ olurlarsa, başarı duygusu kişiliklerine yerleşir. Başarısız olmaları durumunda ise kendilerini ‘yetersiz’ olarak algılayacaklardır. Bu nedenle okul ortamı çok iyi oluşturulmalıdır. Bu yaştaki çocukların biraz çaba ile verilen etkinliklerde başarılı olmaları sağlanmalı ki kendilerini başarılı olarak algılasınlar. Aksi durumda ise yetersizlik yaşayacaklardır.
İşte bu nedenle ailelerin, çocuklarının eğitimi için yılda beş, altı bin sterlin ödeyip satın aldıkları “özel” okulda, çocuklarının sınıf içersinde gruplara ayrılarak, başarısızlık etiketi almaları ve “yetersizlik” duygusu yaşamaları, çok yanlış bir uygulamadır. Ailelerin bunun peşine düşmesi gerekmektedir. Yoksa çocuklarının kişiliklerinde kendi paraları ile tamir edilemez, kişilik problemlerine yine kendileri sebep olmuş olacak. Kendi paraları ile çocuklarının kişiliklerinde derin yaralar açmış olacaklar.
Üstelik sınıf içerisinde çocukların matematik, İngilizce gibi derslerde hangi kriterlere göre gruplar oluşturulduğu da ayrı bir problem. Örneğin öğrencilerin matematikte başarı açısından iyi veya kötü olup olmadığı, ezber gücüne göre ayırt edilmekte. Öğretmen tarafından verilen yaklaşık 50 çarpma işlemini, 4 dakikada doğru olarak yapma başarısına bakarak, çocuklar başarı gruplarına ayrılmaktadır. Çarpım tablosunu ezberlemek başarı olarak kabul edilmekte. Çocuklarda, geleneksel okulların beklediği “ezber” yeteneği desteklenmekte. Şu da bir gerçek ki öğrencileri sınıf içersinde gruplara ayırmak sınıf atmosferini bozar. Ayrıca böylesi bir uygulamanın öğrenci gelişimine zarar verdiği konusunda da bilgiler var*.
Diğer taraftan yapılan bu yanlış uygulama ile yaşanılan yüzyılın yükselen düşünme kapasitesi “yaratıcılık” da köreltilmekte. Çoklu Zeka Kuramı’nın kurucu Prof. Dr. Howard Gardner, “Yaratıcı Akıl”ı betimlerken; “bir şey yaratmak, kullandığımız dünya olan o kutunun dışında düşünmektir” der. Bir kutu vardır fakat yaratıcı o kutuyu açmak için kırar. Gardner, eğer bir kutunuz yoksa onu kıramayacağınızı vurgulamaktadır**.
Bu etiketleme sayesinde öğrencilere sadece bilgiler ezberlettiriliyor. Ezber, öğrencilerin dünyaları olacak kutuları oluşturmasını engellemekte çünkü ezberlenen bilgi olduğu gibi kayıt edilir. Dolayısıyla öğrenciler, değil kutunun dışına çıkmak sentez yapamadıkları için akıllarında herhangi bir “kutu” bile oluşturamıyorlar.
Aileler parayla ne satın aldıklarına bakmalı; tıpkı marketten ürün alırken kullanım süresi dolup dolmadığına baktıkları gibi. Çünkü bu eğitim geleneksel kapitalist eğitimdir. Öğrencileri sınıflara ayırıp, sonunda üst sınıftakilerin “işçi”si olmalarını sağlayan kapitalist ülkelerin, geleneksel, istenmeyen “okul”larının işlevidir. Kesinlikli bunu satın alırken bir kez daha düşünmekte fayda var.
*theguardian.com What makes great teaching? – expert views
*Prof. Dr. Howard Gardner. Çoklu Zeka Kuramı – Yaratıclık – Gelecek İçin Beş Akıl. 1. Uluslararası Yaşayan Kuramcılar Konferansı. 23-24 Mayıs 2009. Burdur. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























