Lozan otobüslerinin biri gider biri gelir, kasabalardan, köylerden insanlar Lefkoşa’ya akın ederdi.
Otobüsler, Deveciler Hanı ile Lefke Hanı’na konaklardı.
Bandabuliya ana baba günü.
Arasta coşkulu.
Kalabalık kalabalık üstüne.
Hele de günlerden Cuma ise.
Yılın son ayı olan Aralık, Yılbaşı gecesine aralanırdı.
Telaş bu yüzden…
…
Hava parçalı bulutlu,
Rüzgar hafif şiddetli,
Batıdan, biraz kesmekte…
…
Halk dilinde Alina denen Hindi, yılbaşı gecelerinin vazgeçilmeziydi.
Bu yüzden pazara getirilen canlı hindilerin “gulu gulu” sesleri ortalığı çınlatırdı.
Hindiler kimi evlerde de beslenirdi.
Zaten evlerde tavuk ve güvercin beslemek bir gelenekti.
Geniş avlularda tel kafesler güvercinler için yapılır ve bu özgür kuşlar, kuşbaşı yapılarak genellikle pirinç pilavı ile birlikte yenirdi.
Evler müsait olduğundan, kimi aileler hindisini önceden alır, yılbaşına yetiştirirdi…
…
Nasıl geçti habersiz
O güzelim yıllarım
Bazen gözyaşı oldu
Bazen içli bir şarkı
…
Eğlence yerlerinin kıt olduğu zamanlardı.
Herkes evinde.
Hesap kitap yılbaşı gecesi için yapılırdı.
Böyle zamanlarda esnaf memnun.
Terzi, kunduracı, bakkal, kasap, kumaş mağazaları…
Herkes memnundu.
Toprak fırınlar yılbaşına özenle hazırlanır, siparişler önceden alınırdı.
Bayramlarda olduğu gibi, Yılbaşından bir gün önce fırıncılar o soğuk günde kan ter içinde kalırdı.
Etli patatesler tepsilere hazırlanır, fırına salınırdı.
Fırınlardaki patates kebapları yaman olurdu.
Soğanlı…
…
Nasıl geçti habersiz
O güzelim yıllarım
…
Yılbaşı gecesinin gelmesi iple çekilirdi sanki…
…
Oteller yoktu, salonlar yoktu, gelen şarkıcılar türkücüler yoktu.
Lokantalar, barlar yoktu.
Geceler loş ışıkların altında.
Bir tek Saray Otel vardı 1960’lı yıllarda.
Oraya da gitmek ahalinin harcı değildi!
…
Hava soğuk.
Zaman zaman yağmurlu.
Sabaha kırağı olabilirdi.
Ama böyle havalar beklenirdi Yılbaşında.
Ah bir de kar yağsa.
Acaba Kış Baba çocuklara gelir, hediye verir miydi?
…
Herkes kendi yılbaşı ağacını kendisi tedarik ederdi.
Bunun için çevre tepelerden uygun çam dalları kesilir, eve getirilirdi.
Yılbaşı ağacı, alınan süslerle donatılır ve Yılbaşı gecesinin yapılacağı odanın bir köşesine konurdu.
Ekstradan odanın çeşitli yerleri de süslenirdi.
Sarı, kırmızı, mavi renkli süs kağıtlarından çeşitli şeritler yapılır, bunlar odanın bir yerinden bir yerine gerilirdi.
Özellikle evin kızları yapardı bu işi.
Ellerinde makas, o kadife gibi kağıtlara şekil verirlerdi.
Bir köşede siyah beyaz bir televizyon.
Ortada birleştirilmiş masalar.
Herşey o geceye hazırlanırdı…
…
Ah bir de Kış Baba gelse…
…
Ahali başına ne geleceğinden habersizdi.
Tel örgüler çekilmişti bazı sokaklara.
Bir yılbaşı kana bulanmıştı nerdeyse.
Bunu bellemişti herkes.
Lefkoşa’ya giriş ve çıkışlar barikatlarla doluydu.
Yoklanarak girilirdi şehere.
Ama hayat devam ediyordu.
Yılbaşı kapıda.
Ne kadar hüzün olsa da, bir sene daha geride kalacaktı acısıyla tatlısıyla.
…
Kaç Yılbaşı böyle geçti?
Haberli…
Habersiz…
…
Lefkoşa’da kapılar yorgun, kerpiç duvarlar yorgundu.
Bu eski kent, cömertti lakin, gelecek günler ne getirecekti?
Neşeyle hüznün bir arada yaşandığı o yıllarda, birbirine kenetlenmişti insanlar.
Kapılar gibi yan yana durup, duvarlar gibi birbirlerine dayamışlardı sırtlarını.
…
Böyle günlerdi.
Aylardan Aralık.
…
Bazen gözyaşı oldu.
Bazen içli bir şarkı.
































