Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bazen böyle olur: Başlıksız yazı

Haydarpaşa İlkokuluna gittiğimiz dönemler,

Altmışlı yıllardı.
Sonradan Haydarpaşa Camisi olan Catherina Kilisesi yıkık döküktü,
İçinde yarasalar yuva yapmıştı.
İlkokul talebeleri oralarda oynarken,
Cami, ibadet yeri olarak kullanılmıyordu…

Liseli yıllarda hem öğrenci hem Mücahit idik.
Kışla miğfer,
Silahlar trompet ve trampetlerden ibaretti.
O yıllarda da,
Catherina Kilisesi aynı durumunu korurken,
Yarasalar keyfine bakmaktaydı…

Hayat her şeye rağmen güzeldi.
Mutallip’in fırınından etrafa yayılan ekmek kokuları,
Nizamiye nöbeti tutan Mücahitlerin burnunda tüterdi.
Yarasalar gecenin keyfini çıkarırken,
Nöbete duran öğrenci Mücahitler loş ışıkların altında bir taraftan da derslerine çalışırdı…

O dönemler nüfus azdı,
Her şey herkese yeterdi.
Sırasında yokluk vardı,
Sırasında bolluk.
El örmesi ile bir kazak yapıldığında,
Seneye o kazak sökülür,
Elde edilen yünden bir başka kazak yapılır,
Ev ekonomisine ayar verilirdi…

Kışlaya gitmek için Yeni Cami bölgesinden geçilirdi,
Ki içinde bir mezarlık vardı.
Biz onu hayal meyal hatırlarız,
Hani içinde şimdilerde dönemin Evkaf Murahhası Musa İrfan Beyin kabri bulunmaktadır…

Okullarla ibadet yerleri iç içeydi,
Böyle olmasına rağmen laik anlayış hakimdi.
Sevgili cemaatimizin rotası belliydi.
Batıdaki gelişmelerden etkilenir,
Ne gelişmeler varsa ona ayak uydurmaya çalışırdı…

Bayram namazları hariç,
Camilere tek tük insan gitmesine rağmen,
Herkes birbirine saygılıydı…

Camiler boş iken,
Kimi fanatiklerin gözünü camilere dikmesi tuhaf bir işti.
Bazı kayıtlara göre 74 yılına kadar 101 camiye saldırı olmuştu…

Bir dönem Vakıflar İdaresi İlahiyat Okulu açılmasına öncülük etmiş,
Din adamı yetiştirmek istenmiş,
Ancak, o kadar çabaya rağmen on civarında öğrenci bulunabilmiş,
Sonuç olarak da kapatılmıştı…

Zaten Kıbrıslı Türkler çoktan batılılaşma çabalarına ayak uydurmuştu.
Değerli müzik adamı ve edebiyatçılardan Nazım Ali İleri’nin eşi Feride Hanım,
Daha 1920’li yıllarda çarşafını atmış sahneye çıkmıştı…

Bayraktar Camisine bomba atıldığında,
Muhterem ahalimiz şaşkındı.
Çünkü doğruyu söylemek lazım,
İşi kotaranların dışında, ahalinin kafası bu şekilde çalışmıyordu.
Tek bildiği şey,
Çapa ve kürek yanında av tüfeklerini kullanmaktı…

Derinya Camisi restore edilmişti.
Ayakta duran ve sağlam olan camiler bile sahipleri tarafından kullanılmazken,
Sırf ibadet yeridir diye restore edilmiş bir yapıya saldırmak,
Dini duyguların ancak fanatikler tarafından kullanılabileceğini bir kez daha göstermesi açısından düşündürücüdür…

Düşünebiline…
Süleyman Şah türbesi gibi,
Derinya Camisini geriye taşımayı düşünenler de olabilir.
Bilemem…