Başlaması düşünülen görüşmeler

18 Ağustos 2018 Cumartesi | 10:41
Eşref Çetinel

Ne söylenirse söylensin ne yazılırsa yazılsın ne önerilirse önerilsin..

Belli ki günü saati geldikte önce müzakerelerin başlaması için taraflar bir araya gelecek. Sonra   nereden başlanacağıyla  masanın kurulacağı tarih saptanacak..

Ve bir  kez daha bugüne kadar Kıbrıs sorununa bulaşmışlıklarında, sayılarını unuttuğumuz BM’ler genel sekreterlerinin sonuncusu olan  Guterres’in  “çerçevesi” masaya konacak. Konacak mı? Görülen o. Nitekim:

Şimdiden bazı “maddeler” çeneleri yormaya başladı. Bunlardan ilk üçü  çok önemli:

TC’nin garantilerinin devam etmesi..     Türk tarafına siyasi eşitlik tanınması…    Kuzey’e kaç Rumun geleceği… (Nerede iskân edilecekleri dolayısıyla hangi yörelerin verileceği! Bu durumda kaç yerleşim yerinin boşaltılacağı, sakinlerinin nerelere kaydırılacağı, TC’lilerin durumlarının ne olacağı…)

GÖRDÜĞÜNÜZ gibi oluşturulması düşünülen federal sistem bu sorunlarıyla bile  Guterres çerçevesine sığdırılamayacak kadar taşmış dökülmüş durumda!

Kaldı ki ille de  bizi  bu “çerçevenin” faziletine, işlerliğine, işlevine inandırmak istiyorlar ama biline ki  gerideki sorunlar çok daha komplikedir!

NİTEKİM iki bölgeli, iki kurucu devlete dayalı, dışta tek temsiliyetli, kurucu devletlerin ayrıca kendi içlerinde oluşturacakları  bölgesel  yönetimleri  olacak.  Bu “yönetimler” federal sistem içinde  “temsilciler meclisi” ile “senatoyu” mu oluşturacak? Falan… (Eğer bu siyasi oluşuma çağın ucubesi denmeyecekse “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Federasyonu” denecek!)

Hiçbir şeycikler söylemem!  Fakat:

DİKKAT derim: 1960’da Zürih Londra anlaşmaları sonucu Kıbrıs Cumhuriyetini kurduktu.

Sadece bir buçuk yıl yaşayabildi, üç yılda da Türk-Rum ortaklar kanlı bıçaklı olunca yıkıldıydı!

Fakat tam 55 yıldır ne Barış harekâtıyla iki bölgeye ayrıldıysak kurtulduk elinden ne KKTC’i ilan ettikse  kurtulabildik belasından, şerrinden! 55 yıldır bu “madrabazı” yapışık ikizimiz gibi sırtımızda taşıyoruz..

“Dikkat” demem bu nedenledir! Bir anlaşmayla bir çözüm  sağlarız ama sonra istesek de kopamayız, bozamayız, bozsak da elinden kurtulamayız!  (TC’nin Lozan’ı gibi)

BU nedenle diyorum, kesinlikle “iki bölgeli oluştan” ödün verilmemelidir. Rum Kuzey’e dönecekse “sınır ayarlamasıyla Güney’e verilecek topraklarına dönecek..

Üstelik KKTC’nin adını değiştirmeye de gerek yoktur yine KKTC olarak anılmalıdır!.                                                        **********

VURGUN: (KAZANANLAR YİNE ONLAR!)

Eskiden çölde ve bizim gibisi kurak, çorak, sıcak ülkelerde; ulaşımın henüz develerle yapıldığı devirlerde, böylesi sıcak aylarda develer ve deveciler  gündüzün siestaya çekilirler, güneş batarken akşamın serinliğinde çıkarlardı seyrüsefere…

Mesela gün batarken Mağusa’daki handan çıkan, siz deyin on ben deyim yirmi develik kervan, bir gecede Leymosun’a varırdı…

…SICAK sıcak! Çok uzun yıllardır yaşamadıktı! Develer misali gündüzlerin sıcağında ya  evlerdeyiz ya çalıştığımız yerlerin klimalı duvarları arasında.. (Ha işçiler mi? Her zamanki gibi onların şansı yok!)

VE “pahalılık pahalılık!” Günde iki defa zam yiyen emtia da  var, akşamdan sabaha etiketleri değiştikçe fiyatları roket gibi havalananları da var!..

İŞTE böylesi günlerde anlarsınız “siyasi irade” ile “sivil iradeyi!” Ki birisi “yönetendir” diğeri “yönetilen.” Birisi “yönlendirendir” diğeri “yönlenen!”

Devlet mekanizması kurumlarıyla birlikte böyle bir sistemle çalışır. Ve değil döviz, atom bombası vursa dimdik ayakta kalır…

PEK tabi bunları yazarken abartıyorum.. Paramız yok, hisse senetlerimiz, altınımız yok.. Dolayısıyla  borsamız da yok..  Tedavüldeki paranın bile ne kadar “ak” ne kadar “kara” olduğunu (bu casinolar diyarında kolay mı bilebilmek) zaten bilemiyoruz!

Çok kısaca TL’den dolayısıyla Türkiye’den kaynaklı döviz vurgunu sonucu “pahanın üzerine pahanın eklendiği dönemler geçiriyoruz!”

FAKAT acı gerçek şu: Her zaman olduğu gibi (olmaması gerekir ama) işte böylesi parasal krizlerde mutlaka bir “kazanan” olur bir de “kaybeden!”

“Devlet basiretini,” işte o “kazananlar” karşısındaki dik ve ciddi duruşta ararız. Spekülatörleri, finans çevrelerini denetlerken millete kazık atmalarına fırsat vermeyen, piyasa ile oynamalarına göz yummayan ve cezalandırıcılığı, caydırıcılığı olan devlet..

HEP böylesi devletin özlemini çektik.. Yazık ama bu savaştan her zaman “fırsatçılar” kârlı çıktılar, yine öyle olmakta..                                                                                                                                                                                                                                **********

KISACA TAKILDIĞIM: (TATİL GÜZEL DE…)

KARARSIZLIK: Beklediler, beklediler, beklediler!.. Artık kimselerin karar vermeyeceği, verseler bile tüm otellerin dolu,  rezervasyonların kapandığı gerçekte son gün  ilan etti  ki hükümetimiz TC de olduğu gibi bizde de arife günü tatildir.” Kararsızlık işte!

“TEDBİRLER!”  Bayram tatili çıktı dokuz güne! Döviz de bayram tatiline mi çıkacak?  Para spekülatörleri, finans çevreleri rölantiye mi yatacak?  Tüccarlar, satıcılar, toptancılar falan birbirlerinin bayramlarını mı kutlayacaklar?

Kısaca diyorsunuz ki mübarek kurban bayramı tatili bitene kadar ne yeni zamlar  olacak ne döviz vuracak? Güller gibi bir hafta mı yaşayacağız?

Ya o tedbirler? Merak bu ya: Kimler denetleyecek, kimler hesap soracak dokuz günlük bayram tatili süresince piyasadan, dövizden, kazıkçılardan, fırsatçılardan?

Yoksa! Hükümet de mi bir haftalık kafa dinlemeye fırsat bu fırsat mı demekte?   Göreceğiz!