Türkiye’de “Başkanlık sistemine” geçiş konusunda AKP çevrelerinde yoğun çalışmalar var. Henüz “nasıl bir Başkanlık” sorusuna cevap verilmemişse de dünya alem biliyor ki aranan sistem “Erdoğan’a göre ve Erdoğanlı bir Başkanlıktır!”
Talihe bakın: Eğer Kıbrıs’ta şimdi çözüm olsa ne kavga ne kalaba kendimizi lök gibi “Başkanlık sistemi” içinde bulacağız! Hem de “Rum kimliği ile!” Ne var ki taraflar bu konuda henüz kesin karara varamamışlar çünkü Rum tarafı “dönüşümlü Başkanlığı kabul etmiyor!” Kalıcılığı ile hep Rum Başkan olsun diyor.. Buraya kadar gelmişken yeniden Annan planına bakalım:
Annan planında “Yürütme” başlığı altında Devlet Başkanlığı görevi yürütme yetkisine sahip “Başkanlık Konseyi”ne verildiydi. Konsey oy hakkına sahip 6 üyeden ve buna ek olarak parlamentonun karar vermesi halinde oy hakkı bulunmayan üyelerden oluşacaktı.. “Başkanlık Konseyi” Federal Parlamento tarafından ve tek bir liste halinde 5 yıllık sabit bir süre için seçilecekti… Üyelerin Kurucu Devletlere göre dağılımı adadaki nüfus dağılımını yansıtacaktı. Mesela nüfusa göre oy hakkına sahip üyelerin 4’ü Rum 2’si Türk devletine ait olacaktı. Tabi planda Başkan yardımcısı da vardı falan…
Öte yandan “Başkanlık Konseyi” Üyeleri eşit olacak her üye bir Bakanlığın başında bulunacaktı. Bakanlıkların dağılımı Konsey kararı ile olacaktı. Dışişleri ve AB İşleri Bakanı ayni Kurucu Devletten olmayacaktı…
ŞİMDİ GÖZETİLEN. Belki yine eşit sayıda Senato ve Senatörle, nüfus oranlarına göre temsilciler Meclisi olacaktır.. Tabi tepede “çapraz oylama ile seçilen Rum Başkan olacaktır!” Ki bu Annan planında dönüşümlüydü.
(Ben zaman zaman Annan Planına dönüp bu “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konularını anlamaya çalışırken fonksiyonel olması gerekecek bir Federal Devletin ne kadar zorluklarla karşı karşıya olacağını daha iyi anlıyorum. Mesela “Başkan uluslar arası temsiliyet hakkını tam yetkili olarak kullanacaktı.” Yardımcısı Türk de olsa ortaya ne büyük komplikasyonların çıkacağını düşünmek bile istemiyorum!)
Buna karşın her zamanki gibi şunu söylüyorum. “Çözüm konusunda her iki tarafın da sadece büyük fedakârlıklarda bulunmaları ve birbirlerinin haklarına saygı göstermeleri yetmeyecektir. “Karşısında olsam da şimdi itiraf ediyorum: Olası federal sistemin yürüyebilmesi için “Türklük ve Rumluk” kavramlarının dışlanması, yerlerine “Kıbrıslılık” gerçeğinin ikame edilmesi gerekecektir. Kıbrıslıların Federal sistemi her koşulda daha ileriye götürmeleri istenecekse, bu bilince sahipliği esas almaları kaçınılmazdır.
Hemen yazayım. Oysa Rum’un bu kafa yapısıyla böyle bir “Kıbrıslılık” olgusunun federal devletin hakim unsuru olmasını beklemek mümkün değildir!
********** OMBUDSMANIN GÖREVİ: (TEPEDE KAVGA DEĞİLSE, USULET VE SUHULET NEREDE?) Anlamadık ama “hadi anladık” diyelim. Hükümet “CTP Parti Meclis”inin gölgesinde kaldı mı? Kaldı!
Hadi anladık: Bakanlar mali zorluklarla boğuşurlarken, en azından kendilerini halk katlarında suret’i haktan gösterme yarışına çıktılar mı? Çıktılar!
Hadi Anladık: Bu cümleden olmak üzere Tarım Bakanı eğer 13. Maaşlardan kesinti yaparsak Çiftçiyi öderiz deyip sahneyi yıkıp viran eyledi mi? Evet eyledi! Hadi Anladık: Viran olan sahneyi Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün “yok öyle bir şey” demesi ancak kurtarabildiydi değil mi? Evet öyle! .
Hadi Anladık: Birikim Özgür iflas etmiş hazineye bakıp bakıp bunalımlar geçirirken, eğer “bu 13 maaşlar olmasaydı vesayet de ortadan kalkardı” diyerek bu kez sahneyi bizzat kendisi viran eylemedi miydi? Evet öyle oldu!
Hadi anladık: Ortada çözülmemiş bir su sorunu olduğu için hükümet çok yıprandı değil mi? Evet yıprandı!
OMBUDSMANIN BALTASI: Şğimdi Sn Ombudsmandan, biraz da kendinden menkul böylesi açmazlarla boğuşan hükümeti sadece denetlemek değil, yeniden “Yönetim erki” kazandırmak için katkıda bulunmasını beklemez miydiniz? Tepede ateşleri söndürmesini gözlemez miydiniz? KKTC Anayasasında 114. Madde Ombudsmanın görevlerini belirtir ve şöyle der: “Yönetimin her hangi bir hizmet veya eyleminin Yürürlükteki mevzuata ve mahkeme kararlarına uygun olarak yapılıp yapılmadığını veya her hangi bir yürütsel veya yönetsel birim veya görevli tarafından veya onlar adına yapılan herhangi bir hizmet veya eylemi denetlemek, soruşturmadaki yetkililere rapor sunmak veya yasada belirlenecek diğer görevleri yerine getirmek amacı ile, Cumhurbaşkanlığınca Meclisin onayı ile bir Yüksek Yönetim Denetçisi atanır…”
Ombudsman Sn. Emine Dizdarlı anayasanın bu hükmüne bağlı olarak atandı. Dolayısıyle Ercan Hava alanı ile ilgili çıkışını” hadi anladık” parantezimize koyamadık çünkü anlamadık!
Tıpkı bir süre önce medyada Turizm bakanı ile S. Denktaş arasında salınan “Kumarcılar yahut Himarcılar Hanı restorasyonunda şu kadar parasal gider tartışması içine sokuşturulan töhmet ve şaibe kokulu ithamlar gibi!” Veya gündemden inmeyen Kıb-Tek’te yaşandığı iddia edilen usulsüzlükler gibi!
DİZDARLI NE DİYOR: “Yasam neyi gerektiriyorsa onu yapıyorum. Bu toplumun her şeyi bilmesi gerekir! Yasamda, yazdığım raporların basında duyurulması öngörülüyor…”
Olay şu: Ercan’da denetim görevini yapacak iki şirkete 11 milyon 259 bin dolar hizmet alımı yapılmış. Ercan’ın işletmesini alan T&T ise bu hizmet alımının bedelinin devlet tarafından değil, kendileri tarafından karşılanacağını açıklamış.
Tutun ki karışık bir iş! Zaten sorun Meclis’te de gündeme geldi tartışıldı. Medya da peşini bırakmıyor ki “Taş Yapı” ile başlayan bu Ercan’a yönelik yap işlet devret macerası dört yıldır gündemden inmeden ve devletin altını oyarak devam ediyor..
BUNA KARŞIN. İlgili bakan Tahsin Ertuğruloğu’nun da haklı yakınması vardır: Ombudsman kendisini “ilgili Bakan” olarak dikkate almadan, görüşme talebinde bulunmadan, “sorunu halka duyuracağım” gerekçesi ile konuyu ayazlatıverdi!
Tutun ki devletin tepesinde yeni bir kavgaya neden oldu!
Ki Dizdarlı’nın sadece yasaları uygulayan değil, sorunların çözümünde etik değerleri de dikkate alması gerekiyordu.
Çünkü İç barış ve aranan istikrar yönünden “ilgili Bakan”la istişareye geçmeden (Anayasada da var) “ben halkımı bilgilendiririm” eylemi popülizmden başka bir şey değildir. 11 milyon dolarlık şaibeli bir olayı “hükümet kendi içinde çözmez ve halkın ağzına sakız gibi atıp, “hadi bakalım çiğneyin” derseniz, o “makamlarda ne Bakan kalır ne de ombudsman!”
Son olay hükümeti biraz daha şaibe ve töhmet altına soktu. Fakat bu kez sorumlusu devleti es geçip, popülizmin dik alasında “halkım” diyen Ombudsman Sn. Emine dizdarlı oldu!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























