Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“BAŞARAMIYORUZ!”

Çok iyi mühendisler, doktorlar, öğretmenler, sanatçı ve zanaatkârlar hatta çok başarılı iş insanları yetiştirdik. Genç bir nüfusa sahibiz ve bu bizim büyük avantajımız..

Öte yandan: Yıllar önce hayretle izlemeye başladığımda yanılmıyorsam KKTC’de 2 binin üzerinde Sivil Toplum Örgütü vardı. Her halde şimdilerde kat katı olmalı!          Ayni meslek sahibi insanlar, ayni kurum kuruluşta çalışanlar bile kendi içlerinde bölük pörçük olmak, güçleriyle birlikteliklerini parçalamak   pahasına,  çoğunluğunca  da birbirlerine husumetten dolayı üç kişi bir yere geldi mi ya “birlik, dernek, sendika” yada “sanat ve doğayla” ilgili örgütler oluşturdulardı!

Üstelik nüfusumuza oranla epey  de siyasi parti sahibiyiz..

Yine de zülfiyare dokunmadan diyelim ki  toplumumuzda siyasi konumumuza nanik çeken bir dinamizm ve devinim vardır..     Üstelik “dilbazlık” olarak ifade edeceksek “her şeyi bilmek” iddialarında çok da lafazanız!                                                                                                  ***

FAKAT DEVLET ADAMI YETİŞTİREMEDİK! Buna karşın “politika heveslileri” yetiştirdik!

Şöyle ki henüz toplum katlarında yetişip gelişmeden, pişip olgunlaşmadan kendilerini  siyasi partiler bünyelerinin “siyasetçileri” olarak seçimlerden seçimlere vuranlar enflasyonu yarattık!  Politikayı da politikacı olmayı da çok sevdik.                                    Gerçekte bir dönemlerde, evet “vatan, millet, memleket davası uğruna” diyebiliyorduk da  artık yok öyle bir gaye!

Ki ben bu “gayeye”  yıllarca “mefkûre” dedimdi. Sahipleri kendilerini  toplumun önüne atan “liderlerdi.”  Tüm rizikoları yüklenerek gerçekleştirdilerdi siyasetleriyle önderliklerini..

Şimdilerde ise   sadece egoları şişiren “politikacı” kimlikli etiketleriyle vardırlar!                                                  ***

ACEMİ TAKIMLARI! Daha toplum katlarında kendilerini gösterip tanıtamadan.. Kan tere batarak sahne gerisinde hizmet verirken pişip olgunlaşmadan.. Kendilerini  KKTC’nin yönetimin göbek taşında bulanlar oldukça şaşkınlar ama!

Çünkü görev alanları daralır ve kısırlaşırken, gitgide Türkiye’nin gönderdiği paraları “mükelleflere” pay etmekten öte  bir devletsel işlevleri kalmadığını görüyorlar!

NİTEKİM: Eğer unutan varsa hatırlataydım: Yıllar önce büyük bir belediyeler sorunumuz vardı. Çünkü nüfus artarken dıştan gelen üniversite öğrencilerinin de çoğalmasıyla hizmet veremez duruma geldilerdi.

Artı, Belediye başkanları gitgide seçildikleri partilerin “iş bulma daireleri” durumuna gelirlerken, hizmet adına parmaklarını bile oynatamadan sadece “maaş ödemeleri” nedeniyle battılardı!

Hiç birinin ayakta duracak dolayısıyla kendini idame ettirecek takatı kalmadığında da dendi ki “belediyeleri birleştirelim?” Yapamadılar!

ÖTE yandan Hemen her seçim döneminde “e devlet” olacağımız vaadinde bulundular. Yerine getiremediler, hâlâ gerçekleştireceğiz diyorlar!

Bütün sendikal uyarılara, medyanın haberlerine karşın tek bir yıl bile verdikleri sözlere karşılık yaz tatili sonrası yeni ders yılına başlayan okulları sorunsuz açamadılar!

Taa, Alpay Durduran yıllarından beridir devre devre “nerede buldun” diye soru sual edeceklerini, yolsuzlukların, usulsüzlüklerin üzerine gideceklerini söylediler. Tam aksine “yolsuzluk yapanlar” hesap sordular gelip giden hükümetlerden!

Hemen her gelen hükümet “Ercan Hava Alanını sordu Emrullah Turan’lıdan! Vız geldi tırıs gitti! Adam babasının çiftliği gibi işletiyor alanı!

Ve artık her gelen hükümetin önünde bulduğu şu Kıb-Tek ve sorunları var!  Meclis’te uğruna yapılmadık soruşturma, hazırlanmadık rapor kalmadı! “Yolsuzluklar” dendi, “on para vermeden tüm kurumlar hatta camiler bile   beleş elektrik kullandı! Sonuçta battı ki hâlâ  sorun devam ediyor! Yani:                                                                                                             ***

HER ŞEY DÖKÜLÜYOR: Rekabete takılan hellimimizden, dalında kalan enginardan, Türkiye ile var olmasına karşılık çalıştırılmayan kıyı ticaretinden, her yıl elde kaldığı için günü geçen tonlarca ilacın yakılmasından,  dünyanın en pahalı etini yemek zorunda bırakılırken donmuş et ithaline bile izin verilmemesinden… Falan hiç söz etmiyorum..

 

Hani TC ile uzlaşıya varıldıydı yeni yollarımız, restorasyona tabi tutulacak alt yapımız falan…  Bekliyoruz!

Bekliyoruz ki Mağusa limanındaki marinanın  yıkılan dört beş metrelik iskelesini bile yapamayıp  deniz üzerine derme çatma iki üç duba   koyarak vaziyetleri idare edenlere inat “ne olacak şu Mağusa limanı” diye mi soralım! Kime ne yazar.

***                                    20 YILDA ÇIKARILMAYAN YASA! Yazımı   göndermeden önce günlük gazetelere şöyle bir göz attımdı.

Tirajlı bir gazetenin  sayfalarından yükselen feryadın yüreğimde yarattığı sızıyla içimden ağlamak geçti.

Kıbrıs Türk Ortobetik Özürlüler Derneği Başkanı Günay Kibrit “20 yılda bir yasayı yapamadık” diyordu. “Engelli ve Üstün zekâlı öğrencilerin eğitim haklarıyla ilgili hazırlanan özel gereksinimli bireylerin Eğitim Yasa tasarısından” söz ediyordu..   “Yine hükümet değişikliğine takılmış yasalaşamıyor!”

Yani ne? Yirmi yılda bir yasayı yapamayanlar… Fakat her yıl  yeni bir  seçim  yaparak hükümet üstüne hükümet değiştiriyorlar!

“Meğer bir faciaymış böyle bir alemde uyanmak!”