Köşe Yazarları

“Barışçı çözüm mü?” (işte cevabı)


Geçtiğimiz günlerde “kökündeki” düşmanlık ve husumetten beslenen iki faşizan olaya tanık olduktu.

Birisi 8 Eylülde Akdoğan Köyündeki kiliseye ayin için gelen  Rum cemaatına mensup 17 yaşındaki bir gencin, okuldan çaldığı Denktaş fotoğrafıyla Türk bayrağı olayıydı. (Sonradan iade edildilerdi.)

Diğeri EHP Kupası için Yunanistan’ın Selanik kentinde  Türkiye’den Muratpaşa Belediye Spor ile Yunan takımı PAOK arasındaki   kadınlar hentbol takımlarının karşılaşmasında yaşandı.

Uluslararası bir karşılaşma olmasına karşın Yunan bayrağı asıldı fakat itiraz edilmesine karşın Türk bayrağı asılmadı! Oyun esnasında kadın oyunculara tükürüldü, kayıp düşmeleri için piste yağ döküldü. Ve tabi akla gelen türlü çeşitli çirkin saldırılar oldu!.

…Israrla “barıştan” söz edilmesine karşın şu anda dünyanın dört bir yanında sürüp giden savaşlardan, çatışmalardan söz edip “artık barış da hayal oldu” demeyeceğim!

Fakat “Türkiye ile Yunanistan dolayısıyla Kıbrıs’taki Türk toplumu ile Rum toplumunun” bir federal çözüm için önce “barışmaları” dolayısıyla “barışı tesis etmeleri”   ve sonra “birleşik Kıbrıs’ı oluşturarak Federal devleti kurmaları “umutlarında” heyamola çektiğimiz bu dönemlerde…

Her halde yukarıda sözünü ettiğim bu iki olay “barış” adına henüz bir arpa boyu yol kat edilemediğinin  ispatını çakmaktadır!      Aksine “husumet ve düşmanlık gösterileri beterince artmaktadır ki suçlusu ne Kıbrıs’taki Türk halkıdır ne de Türkiye halkı!

Buna karşın  Sn. Akıncı’da da izlediğimizce artık yaşanan gerçeklerle Barış adına seslendirdikleri temenni ve inançları  çelişir olmaktadırlar!

Yanı sıra BM’lerin “siyasi sorunla”  ilgili etkisiz ve beyhude çabaları da artık daha çok tartışılır olmaktadır!

Bu olumsuz gelişmelere karşın  elbette ki kendini “ulusal davasına” adamış “liderler mücadelelerine devam edeceklerdir ama önce görüş ayrılıklarını gidererek.

Örneğin Sn. Akıncı ile şimdi rahmetle andığım Denktaş’ın görüşlerine ayniydi demek mümkün değil. Yada Cumhurbaşkanlığıyla Müzakerecilikten geçip emekli olan Eroğlu’nun Kıbrıs siyasi sorununa yönelik  görüşleri hâlâ farklılığını koruyor.

Fakat toplum bünyesindeki bu “farklılıklar” pek tabidir ki  “barışçı çözüm uğruna” ortak bir konsensüsle izale edilebilir de…

“Rum tarafının” siyasi soruna ve Türkiye ile Kıbrıs’taki Türk halkına yönelik düşmanlık ve husumet dolu “ırkçı tutumunu” kim izale edip yerine “barışçı çözümü” koyabilecek ki?

Oysa Sn. Akıncı siyasi tezini, “barışı tesis etmenin” zorluğuna karşın iki temel taşının üzerine oturttu:

Birincisi “sorunun ille de BM’ler parametreleri içinde çözümü!”

İkincisi ise “ille de ve ısrarla Türk ve  Rum

Toplumları arasında sağlanacak barış.”

Bakın, öteden beridir “sorunun “s”ini bile bilmeyenlerin iddiasının tam tersi bir tutumda diyorum ki Türk halkı bu adada hiçbir devrede Rum halkının ne düşmanı oldu ne  muhatabı! Arada yaşanan savaşlar çatışmalar tamamen Rumların Türklere yönelik saldırılarından kaynaklıdır.

Ve Türk halkı bünyesinde hatta okullarında bile “Rum yunan düşmanlığı” sistemli dersler, beyin yıkamalar olarak  yer almadılar..

…Şimdi  şu yukarıda vurguladığım iki olaya bakın. Türk ve Türkiye düşmanlığından öte var mı gördüğünüz bir “barış ve çözüm” kıvılcımı?

Ha! BM’lere gelince. Hangi siyasi sorunu çözme başarısını gösterdi ki sıra Kıbrıs’a gelsin!                                                                                                    **********

“MUTSUZ” KAMU GÖREVLİLERİ!

Unuttuk! Daha doğrusu Tatar hükümeti de başladı unutturmaya! (Ki hemen her hükümet “Kamu Görevlileri yasalarında” değişiklikler yapma vaadiyle geldi, değiştiremeden gitti!)

Yanı sıra ötesi “reformlardan” da söz ettiler.. Programları zaten  her zaman masamızın bir kenarında oldu! Canımız “icraat” görmeyi çekti mi yoktur okumak gibisi, açıp okuyor, tatmin oluyoruz!

Oysa ne diyorduk? “Devletin çarklarını çevirecek mekanizmanın motoru Hükümetse, uygulama da “kamu görevlilerinindir.” Dolayısıyla kurumlardır.

Oysa şu son iki üç gündür “Adli Yılın” başlaması nedeniyle yapılan açıklamalara, atılan nutuklara, medyada çarşaf çarşaf yayımlanan haberlere, isteklere bakıyorum..

Pöö! Dört dörtlük, birtamam olması gereken “Mahkemelerimiz” meğer binalarından personeline kadar mağdur ve mazlumlar!

Ki bildiğimce büyük ülkelerde en çok maaşı hakimler alırmış. Parasal sorunlara düşüp rüşvete tevessül etmemeleri için.

Bizde ise yapılan açıklamalardan öğreniyorum, mahkemelerdeki çalışanlar başka işlere geçmek,  kaçmak istiyorlarmış! Çünkü çalışma koşulları binalarından personel yetersizliğine  kadar nâmüsait!

…Gerçekte ne okuldaki öğretmen ne dairedeki memur ne hastanelerdeki doktorla hastabakıcı hatta seslerini çıkarma hakları olmadığı için sorunlarını içlerine atıp kahır yapan polisler…  Kısaca bu Devletin “görevlileri” ne çalıştıkları binalardan  ne çalışma koşullarından ne de maaşlarından, hiç mi hiç memnun değillerdir!

Ha! Ya o işi için dairelere uğrayan yurttaş verilen hizmetten memnun mu?

Yetersizliklerden kaynaklı usancın, yokluklardan mütevellit çaresizliklerin yaşandığı hiçbir yerde insanlar mesut olamazlar. Mutlu olmayan insandan “faydalı hizmet” beklemek de mümkün değildir!                                              *****

Buraya kadar ah vah ederek geldim, bari son noktayı “Ankara’ya takılarak” şöyle koyayım:

“Ah Türkiye! İsteseydin KKTC’i “Şah” yapardın. Oysa dünyanın en “büyüklerini” inşa etmek sevdasında köprüler, hava alanları, metrolar yapar, üç milyon Suriyeliyi  de bedava  beslerken, bizi de  “Şahmeran” yapıverdin!”

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı