Köşe Yazarları

Barış Harekâtı gerçekleşmeseydi!


Aradan 45 yıl geçti. Her yıl 20 Temmuz’u  “1974 Barış Harekâtının” yıldönümü olarak kutlamaya devam ediyoruz..

Tabi siyasi yönden tırnak kadar bir “değişimin” olmadığı gerçeğinde!

Bu yönü ile “Barış Harekâtı” tutun ki hâlâ hedefine varmadı, sonlanmadı!

BUNA karşın merak ettim: 45 yıldır büyüklerden küçüklere kuşaktan kuşağa devredilirken kutlanan 20 Temmuz Barış Harekâtıyla ilgili insanlarımız neler düşünüyorlar? Ve bir süre eş dost tanıdık önüme gelene sorum:

“1974 Barış Harekâtı gerçekleşmeseydi Kıbrıs’ta neler olacak, neler değişecekti?”

Doğruyu söylemem gerekirse, “kırklı” ve arkadan gelen genç nesil insanlarımız cevap verirlerken hep tereddütlü konuştulardı.

Hakları vardı çünkü kafaları gerçekleşmeyen “çözüm” nedeniyle karışıktı!       Şöyle ki “eğer “çözüm olmayacak, Türk halkı Kuzey yurdunda bile kendi bölgesinin tutsağı haline gelecek idiyse Barış Harekâtı neden  gerçekleştiydi?”

ÖTE yandan 1974  Barış Harekâtını bilfiil yaşarken Rum-Yunan askerleriyle çarpışan,  şimdilerde yaşını başını almış  kuşağın insanları,  “gerçekleşecek Enosis’le birlikte bu adadaki özgürlük ve egemenliğimizi kaybederken ya göçe zorlanacağımızı yada Rum’un kıytırık yönetim formüllerine azınlıktaki bir cemaat olarak bağlanarak,  Kıbrıs’taki Rum-Yunan siyasi iktidarının tabaları olacaktık” diyebiliyorlardı!

NİTEKİM “Barış Harekâtının” gerçekleşmesini zorlayan 1974’de Makarios’a yönelik darbe teşebbüsünden hemen sonra,  Yunan cuntasıyla kurulan ve kendini “Cumhurbaşkanı” ilan eden Samson’un  dünyaya ilan ettiği yeni yönetim modelinin adı, “Kıbrıs Helen Cumhuriyetiydi!”

Eğer Türkiye Harekâtı gerçekleştirmemiş olsaydı Kıbrıs tümden Rum-Yunan egemenliğine geçecek; Türk halkı da kaçınılamayacak siyasi pazarlıklar için özellikle  “karma yörelerde,” 1963 Akritas planında da yer aldığınca,   “rehinler” olarak tutulacaklardı!

FAKAT sorduğum soruya doğrusu ya bu cevaplar verilmedi..

Çok yalın bir ifadeyle “ya hepimizi kıyımdan geçirirlerdi yada bizi esir alıp kim bilir neler yaparlardı” dendi

Ha BM’ler hemen toplanır karar mı alırdı?      Yunan cuntasına derhal adadan çekilmesi mi emredilirdi?

Yoksa anında Türkiye, İngiltere ve Yunanistan Garantör ülkeler olarak toplanarak “kim bilir  nasıl müzakereler sürecinde ve kim bilir nasıl karar alırlardı!”

ASIL gerçek şudur:  “Barış Harekâtı olmasaydı Kıbrıs’ın Kuzeyinde asla bir Türk vatanı oluşmaz, asla KKTC diye bir devlet olmaz ve Türk halkı kendini asla özgür ve egemen kılamazdı!

“Barış Harekâtı olmalıydı ve gerçekten de “olması” gibi oldu..

Üstelik Barış Harekâtı,  sonuç itibarıyla  Rahmetlik Ecevit’in, “kin ve intikam duygularından      arınmış ve   barışla mayalanmış insanlıkla çarpan  yüreğinin, yine insanlığa hediyesi olan bir zaferidir.. Ecevit’i böylesi bir günde saygı ve rahmetle anarım..

**********

ANASTASİADİS DE “KOŞTURSUN!”

(Kıyamet mi kopar!)

Diyelim ve gelelim şu son günlerin “Beşli toplantı” önerisine!

Ki hemen yanı başında da “Anastasiadis Sn. Akıncı ile görüşmeye hazırdır” haberi var!

Önce hakçasına şunu vurgulayım:

Eğer Sn. Akıncı ayni zamanda Kıbrıs siyasi sorununu çözüme kavuşturmak “mükellefiyet ve yetkisindeyse” elbette ki “BM’ler Genel Sekreterine de sunacaktır bu konudaki önerilerini, Anastasiadis’i de yoklayacaktır öğrenmek için niyetini!

Her ne kadar, sittin senedir bu “müzakereler” dediğimiz Rum tarafı için “oyalama, zaman kazanma;” bizim için inanmamamıza karşın çözüm umudu da olsa; Eğer Rum halkı  şurada, biz Türk halkı burada  iki komşu olarak ikamet ediyorsak.. Eee kaçınılmazdır  görüşeceğiz!

*****

FAKAT neyi?

Geçtiğimiz günlerde “müzakereleri referanduma götürme başarısı gösteren 2. Cumhurbaşkanı Sn. Talat “müzakerelerin Crans Montana’da kaldığı yerden başlaması yanlıştır” dediydi..

Sn.Talat’ın dediği doğrudur. Şöyle ki:        Eğer Türk tarafı olarak her müzakereden, bir öncesi müzakereye göre Rum tarafının cıvıklık ve vıcıklığı nedeniyle çözüme ulaşılamamasına karşın masadaki barışçı ve olumlu tutumumuz  nedeniyle daha güçlü çıkıyorsak, elbette çitamızı yükseltme hakkımız vardır.

Kaldı ki Kuzey’de elimiz kolumuz bağlanmış, bay Anastasiadis’in ne zaman keyfi gelirse o zaman başlatacağı müzakereleri de beklemiyoruz!

Beklemeyiz çünkü siyasi devinim, artık KKTC’i de aşarak Doğu Akdeniz’de devam ediyor!

Dolayısıyla dün Montana’da verdiğimiz ödünler bugün geçerli değildir üstelik artık  “gerçekten çözüm isteniyorsa  “ödün verme” sırası Rum tarafınındır!

BU yargım ne “aşırılıktır” ne de “cırlaklık!”

Kırk üç yıldır Rum’un “olası bir çözüm planına” evet demesini bekliyoruz! Hem de hakkımızın hukukumuzun ayni “Rum” tarafından çiğnenmesine karşın!

Yani bu “müzakere çağrıları” az biraz daha devam ederse alnımızın orta yerine  lök gibi yapışacak “zillet” olacaktır!

BU nedenle dün de yazdığım gibi artık masaya  “Ulusal bir bütünselliğin” görüş birlikteliğinde ve Kırmızı Çizgilerimizle oturmamız gerekir, varsın dünya alem bir kez de “müzakereleri Türk tarafı dinamitledi” desin! Ki bizim için böylesi deyiş “şeref” olacaktır!

KISACA ne Crans Montana ne Annan  planları falan..

Eğer her yıl bir erken seçim yapacak kadar bu Kuzey’de devletsem ve eğer son günlerde Sn. Akıncı’nın da telafuz ettiği gibi “Kıbrıs Türk halkını yok sayan her davranışın kendisi de yok hükmündeyse;”  biraz da arkamızdan  koşturan Anastasiadis olsun!

Ha! Tabi ki  “koşturmasını” zorlayacak siyasi beceri bizde olmalı!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı