Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BAKANLAR KURULU KARARI İYİ BİR BAŞLANGIÇ…

Ercan Havaalanı’nın özelleşmesinden sonra gelişen olaylar hepimizi endişelendirdi. Son günlerin de en çok konuşulan konusu oldu. Denetimden başladı, sözleşmeye kadar gitti.
Biz de kendimizce şöyle dedik; “Konu, devlet ciddiyeti içinde, ‘denetim’ de dahil olmak üzere tüm boyutlarıyla ele alınmalı ve  bir devlet politikası belirlenip, ona göre hareket edilmeli. Hem yeni yeni sorunlarla karşılaşmamak, hem de rezil olmamak adına”….
Önceki günkü yazımızda da, fikri takibi sürdürmüş ve “Haydi Bakanlar Kurulu, elden gidenlere bir yenisini daha ekleyenlerden olmak istemiyorsanız, acele toplanın ve bir politika belirleyin. Yazık oluyor” demiştik. 
Aynı gün toplanan Bakanlar Kurulu, bu konuda ilk adımı atmış.
Havaalanındaki bütün gelişmeleri şartname ve sözleşmeye uygun bir şekilde yakından takip altına almayı kararlaştırmış…
Devletin yapması gereken denetimi, kurumsal hale getirmiş…
Takibi yapmak için de Başbakanlık Müsteşarı, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı, Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı ve Maliye Bakanlığının Müsteşarından 4’lü bir komite oluşturulması kararlaştırılmış.
Başbakan, Müsteşarlardan oluşan bu Komite’nin, ihale ve sözleşme uygulamalarını takip edeceğini söylemekle yetinmiş. Belki ayaküstü detaylara girmek istemediği için böyle özetlemiş, ancak yapılması gereken daha çok ciddi iş var.
Şimdi inşaatın başlama aşamasına geçiliyor. Bu zihniyetin her adımda karşımıza sorun çıkarabileceğini bilerek, yakın takibin yapılması önemli.
Hepsinden önemlisi de, ihale şartnamesi ile sözleşmenin birbirini tutmaması çelişkisi. Bu Komite öncelikle Başsavcılık’tan yardım alarak, bu sözleşmenin yenilenmesini sağlamalı. Ya da hukuki bir görüş ortaya konmalı. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla Taşyapı’nın, her işi mahkemede halletme gibi bir niyeti var…
İkincisi, ihaleye girerken “uluslararası alanda havalalanı yapma ve işletme” tecrübesi dolayısıyla ortak alınan Terminal Yapı’nın, Taşyapı marifetiyle, ihale şartnamesi ve sözleşmeyi ihlal ederek ortaklıktan dışlanması konusu…
Her ne kadar hükümet “bu konu bizi ilgilendirmez” dese de, bal gibi ilgilendirmekte. En azından, sözleşmenin iptali için önemli bir koz. Hatta ben daha inşaat başlamadan, Terminal’in dışlanması olayından hareketle, sözleşmenin iptalinden yanayım. Bu kadar şaibeyle başlatılan bir iş, sonunda nasıl hayra çıkacak? Eğer çok gerekliyse, aynı şirketle, ayakları yere basan, hukuki yönden dört dörtlük, istismara açık olmayan yeni bir sözleşme imzalanır…
Kısacası şu anda biz, bina inşa etme tecrübesinden başka hiç bir deneyimi olmayan bir şirkete havalanı inşa ettiriyor, işletmesini teslim ediyoruz, bu kadar basit…
Görünen o ki, işin ciddi hukuk boyutu da var ve bunun için de Başsavcılıkla çalışılacak,  eğer yeterli olmuyorsa, dıştan hizmet alımı yapılması gerekecek…
Önceki günkü yazımızı, “Hükümet, kollektif bir sorumluluktur. CTP şu ana kadar olayı uzaktan izlemiştir. Dıştan bakan birisi, CTP’yi muhalefette sanır. Bir an önce işin ciddiyetine varıp, elini taşın altına koymak zorundadır” diyerek bitirmiştik…
Şimdi CTP’nin elini taşın altına koyduğunu memnuniyetle görüyoruz.
Umarız başlangıçta gösterilen ciddiyet aynen devam eder ve aklına esenin devleti maytaba almasına izin verilmez…

 

YERİN KULAĞI VAR
AKSA’YA BOYUN EĞDİK:
Bakanlar Kurulu, yüksek oranda kükürt içeren yakıtları yasaklama kararını taa 6 ay önce  aldı. Uygulamanın da 1 Ocak 2016’da başlayacağı belirtildi. AKSA bunu bile bile yüksek oranda kükürt içeren yakıtı getirdi. “Nasıl olsa ülkeye bir şekilde sokarım” diye düşündü herhalde. Nitekim, yakıtım kalmadı diyerek tehdidini savurdu ve aynen düşündüğü gibi, istenmeyen yakıtı ülkeye hükümet eliyle soktu. Şimdi elimizde AKSA’yı cezalandırabileceğimiz bir sözleşme yok. Dahası, işletmenin yargıya gitmesini sağlayacak muğlak bir Bakanlar Kurulu kararı var. Oysa, şimdi biz, bu yaptığıyla sözleşmesini iptal bile edebilmeliydik. Otorite ve devlet ciddiyeti işte böyle durumlar için gerekli…

ŞU SÖZLEŞMEYİ DE ANLATSALARDI:
Dün Meclis’te Ersin Tatar, Taşyapı’nın KDV’yi mahkeme kararıyla ödemesi konusunda konuştu. Ersan Saner de bir televizyonda, herkese bilgisizlik bastı. Oysa ben, şirketle yaptıkları sözleşmeden bahsetmelerini isterdim. Keşke çıkıp bize yaptıkları sözleşmenin neden ihale şartnamesine uygun olmadığını anlatsalardı. Anlatırlar mı dersiniz, gerçekten merak ediyoruz…

BİZ DEMEDİK:
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu, Mart ayında olası bir referandum algısının yanlış olduğunu söylemiş. İyi de, aylardır Mart’ta referandum açıklamaları yapılırken, hatta bu nedenle Rum tarafındaki seçimlerin ertelenebileceği bile konuşulup toplumda bu algı yaratılırken, niye çıkıp da birşey demediniz? Aslında merak etmeyin, toplumda bir algı falan da oluşmadı. Bırakın Mart’ı, bu gidişle yıl sonunda bile bir referandum olabileceğine inanan kimse yok…

2004’E BENZEMEZ İNŞALLAH:
Sözcü Barış Burcu, varılacak bir anlaşmada iade edilecek olan bölgelerden ayrılacak olanlara, mutlaka kalacak bir yer veya tazminat verileceğini açıkladı. İnşallah 2004’deki gibi olmaz. Hatırlarsanız o dönemde, evlerinden ayrılacak olanlar için yapılacak havuzlu villalar gazetlerde boy boy yer almıştı. O derelerin altından çok su aktı. Şimdi herkes yoğurdu üfleyerek yiyor.

ASKERLİK 24 AY:
Bizde  askerliğin tamamen kaldırılmasını savunanlar varken, Güney Kıbrıs'ta hükümet, vatandaş olana da olmayana da 24 ay zorunlu askerlik yükümlülüğü getirmeyi tartışıyor. Her konuda Güney’deki uygulamaları örnek gösterenler, herhalde askerlik konusunda aynı duyarlılığı gösterip, “biz de askerliğin artırılmasını isteriz” demezler…

SORARIM SİZE:
Öğretmenler ayakta, sağlıkta yeni çareler aranıyor. Ercan konusu arapsaçına döndü, su krizi bildiğiniz gibi…AKSA’nın fendi bizim hükümeti yendi. Trafikte dünyayı sollamayı başardık, uyuşturucu konusu ise, çapımızı çoktan aştık. Çarşı ve esnaf kan ağlıyor, sendikaların derdi 13. maaşın ne zaman ödeneceği… Görüşme Masası sadece milli piyango gibi umut dağıtıyor. Ana muhalefet ise, hükümete girmek için fırsat kolluyor. Sorarım size, böylesi bir ortamda hükümeti bedeva verseler siz alır mıydınız…

 

ZİRVEDEKİLER
Tarihi Eserlerimize Sahip Çıkıyoruz:
Sosyal medyada bu isimde bir grup var. Harap durumdaki eski eserlerimizi fotoğraflıyor, duyarlılık yaratıyorlar. Son dönemde, ilgililerin de dikkatini çekmeyi başardılar. En son başarıları da Asmaaltı’na adını veren, Kumarcılar Hanı önündeki 145 yıllık asmanın durumuydu. Restorasyonda büyük ölçüde zarar gören asma kurumak üzereydi. Duyurular üzerine, Ziraat Mühendisleri Odası ve Tarımsal Araştırmalar Enstütüsü  asmayı kontrol ettiler ve bakıma aldılar. Grup ve grubun başını çeken öğretmen Oya Kutsal, hepimize örnek olmalı…

DİPTEKİLER
Kötü Yönetimlerin Mirası:
Bütün dünya özelleştirme yapıyor, ama biz beceremiyoruz. İşte AKSA, işte havaalanı. En stratejik iki konu. Biri elektrik, biri ulaşım. İkisinde de öyle dandik sözleşmeler yapılmış ki, adamlar devleti parmaklarında oynatıyor. Biri elektriksiz bırakma tehdidi savurup, bakanlar Kurulu’na kendi kararını çiğnetiyor. Diğeri sürekli devleti dava ediyor, yapması gerekenleri yapmaktan kaçınabiliyor. Hepsi de mide bulandırıcı işler… “Biz yönetiriz” iddiasında olanlar, önce bu şaibeli işlemlerinin ortadan kaldırılmasını talep etmeliler… Her iki sözleşmeyi yapanların da, deşifre edilmesi kaydıyla…

 Her ikisi de Asmaaltı’nın asmasının fotoğrafı. Biri 1905’te çekilmiş, biri bugün. Onu bile kurutmuşuz…