Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bakalım, Cenevre’de “büyük kırılma” hangi yöne olacak?

Nefesimizi tuttuk ve 9-15 Ocak’taki Cenevre’deki Kıbrıs Konferansını ve akıbetini bekliyoruz. Cenevre sonrası, ya AB içinde Türkiye’nin ÖN BAHÇESİ , ya da AB dışında Türkiye’nin ARKA BAHÇESİ olma yolunda olacağız.Cenevre’de tarihi kırılmanın yönü kabaca şekillenecek.

2017 ve sonrasındaki hayatımız,geleceğimiz ve ekonomimiz Cenevre sonucuna göre belirlenecek.Hakikaten çok büyük bir dönemeçteyiz.Mesela,Cenevre’de referanduma gidiş netleşirse,bunun etkilerini hemen ekonomide-piyasada çok pozitif bir şekilde göreceğiz;aksi olursa 2017 sıkıntılı olacak.Düşük büyüme beklentisi içerisinde, özellikle artık taşınması mümkün olmayan kamusal bataklıklarımız ve yapısal sorunlarımızla yüzleşme sürecine gireceğiz…

….Önceki makale de, Cenevre öncesi tarafların pozisyonlarından ve neler yapılması gerektiğinden bahsetmiştik. Ve Erdoğan’ın Cenevre’deki oyun teorisinden bahsederken, AB’nin Türkiye’ye mutlaka açılım yapması,motivasyonlar sunması gerektiğini söylemiştik.

Şükür ki; önemli açılımlardan biri gümrük birliğinde geçen hafta oldu.Gümrük Birliğinde yapılan yeni açılım (tarım ürünlerini de kapsaması, kamu ihaleleri,bazı hizmetlerde de yeni açılımlar vs),çözüm olması halinde bizimle Türkiye arasındaki ticareti ve ekonomiyi de olumlu etkileyecek. Bu açılım olmasaydı, çözüm sonrası bizi de bazı mallarda(tarım ve endüstriyel tarım ürünlerinde sapmalar yaşayacaktık vs ) olumsuz etkileyecekti.

Lakin, TC-AB ilişkilerinin Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte çok daha yeni ve güçlü açılımlara ihtiyacı vardır.Örneğin Enerji başlığı ve 23.,24 .başlıkların açılımı,vize vs gibi konularda da açılımlar lazım.Kısaca AB’nin, Türkiye’yi hem anlaması, hem de samimi ve ciddi olarak yakınlaşması lazım.

Geçen hafta,Cenevre için olumlu olmamı sağlayan çok önemli bir başka konu daha oldu. Ki,önceki makalede de belirttiğim gibi,CENEVRE’de iki toplum dışında aleyhimize olası tüm dinamikleri veya oyun teorilerini bertaraf edecek olan yegane tavır, ANASTASIADİS’in ve haliyle AKEL’in tavrıdır.Çünkü,Akıncı’nın ve Kıbrıslı Türklerin, toprakta ve garantiler-güvenlikte makul noktaya geldiklerine inanıyorum;bundan sonrası Anastasiadis’e kalmıştır..

Bu  bağlamda, CTP’nin düzenlediği “Kıbrıs,Türkiye ve Yunanistan Üçgeninde Bölgesel Barış Politikaları ”adlı konferansta AKEL’den Tomasoz Tselebis’in sağduyulu,pragmatik ve gerçekçi yorumlarına çok sevindim.Çünkü,bu tutum Anastasiadis’e hareket alanı veriyor ve açıkçası beni çok umutlandırdı…

Tselebis diyor ki “ bu fırsatı asla kaçırmamamız gerekir,aksi halde iki toplum kaybedecek.Artık,İsrail gazınının Türkiye’ye ulaşımında bize ihtiyaç kalmadı,bunu çok fazla engelleyemeyiz.Çözüm için,biz Kıbrıslı Türklere devletteki eşit haklarını(dönüşümlü başkanlık dahil) vereceğiz,Kıbrıslı Türklerde bize bugüne kadar yerleşik teammülere göre toprak verecek.Kıbrıs sorununun esası budur.Güvenlik ve garantiler konusu elbette önemli ama burada iki tarafın da güvenliğini tehlikeye sokmayacak bir formül üretmemiz gerekir.Bu konuda esnek olmamız gerekir vs… “

Açıkcası, AKEL’den bu yaklaşımı gördükten sonra CENEVRE sonucu ile ilgili umudum biraz daha arttı.Çünkü,tam da bir hafta önceki makalemde bundan bahsetmiştim ve demiştim ki;  tüm dış dinamiklere(çözümü engellemeye çalışacak dış dinamikler) rağmen aslında top Kıbrıslı Rumlardadır.

Çünkü,çözüm ve çözümsüzlüğün devamında her zaman bu bölgede tek kazanacak olan ülke TÜRKİYE’dir.Biraz ekonomi-politiği konularına vakıf olanlar bunu görebilir.Öyle görünüyor ki;bunu Rumlar da artık çok net görüyor.Çünkü,çözümsüzlüğün devamında hem onlar, hem biz kaybedeceğiz(Türkiye’ye ilhak hayali kuranlar hariç) ve çok farklı seçeneklere sürükleneceğiz.