Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bakalım başımıza ne giydirecekler?

Türkiye’de bir kılık kıyafet muhabbetidir gidiyor.

Türbanlı vekil sayısı beşe yükseldi.
Şimdi sıra pantolon meselesinde.
Bunun için bir kanun teklifi hazırlandı…

Madem kılık kıyafete karışılmayacak, niye kanun teklifi hazırlanır?

Bizim meselemiz değil.
Türkiye soğuk alınca, bizim nezle olduğumuz falan da yok.
Bakın.
Orada üşüttüler!
Burada nezle olan var mı?
Bir tek kadın vekilimiz bile başını kapatmadı…
Ama…

Bir dönem kılık kıyafet yüzünden komşumuz Rumlar da zorluk çekmiş.
Bizim yüzümüzden.
İngiliz adaya gelince, Türklerin ata binmek ve iyi kılıç kullanmak gibi meziyetlerinden pek etkilenmişler.
Bu yüzden, adaya yeni bir düzen getirilirken, zaptiyelerin çoğu Türklerden oluşturulmuş.
Zaptiye olan Türklere ne görev verilirse yapıyorlarmış.
Dönemin Limasol Kaza Komiseri Albay Warren, Türk zaptiyeler için “Benim zaptiyelerim asla işten yorulmazlar” diyerek övünürmüş…

1879 yılında 521 Müslüman zaptiye, 59 da Hristiyan zaptiye alınmış…

Dönemin ilk zaptiyelerinin giyimi şalvar, cepken, kuşak ve başta sarıklı festen ibaret…

Çakı gibiymiş bizimkiler.
İngilizler övüne övüne bir oluyorlarmış.
Öyle dürüst, öyle cesurdurlar diye…

Fakat sorun çıkar.
Zaptiyeliğe alınan Rumlar sarık takmayı istemezler.
İngiliz memnun ya…
İstemeyenleri ya zaptiye yazmaz, ya da zaptiyeliğe alınmışsa atar…

Kocasının görevi nedeni ile o dönem adada bulunan Bn. Agnes Smith, Rum zaptiyeler için uygulananları beğenmez ve “Our Home in Cyprus” adlı kitabında bunu eleştirir.
Zaptiyelere yönelik uygulamaları yapan Yüzbaşı Adrew Scott Stevenson’a karşı şöyle der:
“Türk zaptiyelerden istavroz takmalarını isteseydi ne olacağını düşünmüş müydü?”

Bu olaylar yüzyılın gerisinde kaldı…

İnsanoğlu için giyinmek önemli bir olgudur.
Giyinmek, zamana, mekana, mesleğe, iklime göre değişebilir.
Tenis kıyafeti.
Futbol kıyafeti.
Balo kıyafeti.
Tatil kıyafeti.
Okul kıyafeti.
Asker kıyafeti.

Giyinip kuşanıp aynanın karşısına geçeriz.
Orasını, burasını düzeltiriz giydiklerimizin.
Uydu mu uymadı mı?
Üstümüze oturdu mu oturmadı mı?
Üstümüzdekiler yakıştı mı yakışmadı mı?
Renkler uyumlu mu falan.
Çek ederiz.
Yakıştıysa mesele yok.
Yakışmadıysa, çıkarır başka giyeriz…

Giyinmek bu kadardır.
Mesele kendinize yakıştırmak.
Bir kişi giydiklerini üstüne uyduramazsa, ona amiyane tabirle “kılıksız” denir…

İnsanları tek tip kıyafete alıştırırsanız sorun çıkar.
Zaten tek tip ise, altında bir neden var demektir.
Hala öyle mi bilmiyorum.
Çin’de insanlar tek tip giyiniyorlardı bir ara.
Sıkça eleştirilere maruz kalıyorlardı.
Bizim gençliğimizde sol ideoloji savunulurken “Çinliler gibi tek tip mi giyineceğiz” şeklinde eleştiriler alınırdı…

Dediğimiz gibi bizde böyle bir mesele yok.
Şimdilik şükredelim.
Ama dik durmak gerekiyor.
Ne olacağı belli değil.
Çok yakınız.
Mersin’de Göksu ırmağına düşen ceset, kıyılarımızda bulunuyor…
O kadar yakın…

Türkiye’deki kılık kıyafet sorunu, keşke bir ayrımcılığın ortadan kaldırılması meselesi olsa.
Öyle olsa, kim ne diyebilir?
Türbanla meclise giriş, bir ayrımcılığın ortadan kalkması ile birlikte tek tipleştirmeye doğru bir gidişat değil mi?
Hangi gidişat iyi…
İnancını kılık kıyafetle belirleyen herkese bu hak tanınırsa ne olur?
Meclis feraceden, çarşaftan, sarıktan geçilmez olur herhalde…
Zaten mesele bu değil.
Anlaşılan, bütün mesele, dini bir yaşam tarzının giderek her yerde yaygınlaştırılmasıdır…
Uzaktan öyle görünüyor…

Türkiye’de resim bu.
Almış başını gidiyor.
Bir yandan, ötekileştirmeye karşı çıkılıyor.
Diğer yandan insanlar, diğerlerinden ötekileştiriliyor.
Üstelik simgelerle.
-”Aha bunlar, ötekiler” dercesine.
Göstere göstere…

Peki.
Nerede Peşmerge gibi giyinen ötekiler?
Onlar da kendi kıyafetlerini öne çıkarsalar bari…

Tek tip kıyafetler bir şeyleri anlatır.
Askeri üniforma gibi.
Ha askerler mecliste öyle oturmuş, ha türbanlılar, sarıklılar, kalpaklılar…
Aynı kapıya çıkar…

Bizim kapımız sağlam demeyin…

Bu kapı sorma gir hanı değil mi?..
Değilse, çok özür dilerim…

Çok şükür bizim başımız açık.
Sadece başımız mı?
Kel Aynak gibi her yerimiz ortada.
Göze batıyoruz doğrusu…

Bir zamanlar İngiliz Rum zaptiyelere sarık giydirmek istemişti…
Bakalım bizim başımıza Türkiye’miz ne giydirilecek?..