Dün seçimlerden sonra Türkiye’deki yeni hükümeti kurma süresi ile olası krizleri dikkate almış, 17
Haziran’da başlayacak bizdeki müzakereleri ne kadar etkileyeceğinin soru sualini etmiştik.
Bu arada dikkatimizi çekiyor: Kimselerin müzakerelerin başlaması için çok acelesi yok ama “hemen çözüm” sesleri yoğunlaşırken Güven Yaratıcı Önlemler de var hızıyla devam ediyor.
Mesela bizim bir tiyatro oyunumuz Limasol’da sahneleniyor Anastasiadis ile Akıncı ve eşleri birlikte izliyorlar. Bu dostça ve güzelim “ilişkilere” baktınız mıydı, sanırsınız yarın çözüm olacak…
OYSA: Bana hiç öyle gelmiyor! Aksine el ele müzakere masasının etrafında dolanıp duruyorlar çünkü biliyorlar ki masaya oturdukları an “sihir keramet” bozulacak “bahar havası” yerini kara kışa bırakacaktır!
Mesela Masaya büyük olasılıkla gelecek şöyle bir karar Anastasiadis’i çıldırtabilir: “Kıbrıs Rum Devleti ile Kıbrıs Türk Devleti eşit statüye sahiptirler. Buna göre:
*Her bir kurucu devlet özdeş yetkilere ve işlevlere sahip olacak ve yetkilerini Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası sınırları ve kendi bölgesi içerisinde egemence kullanacaktır.
*Kıbrıs Rum Devleti halkı ile Kıbrıs Türk Devleti halkı tüm federal kurumlarda etkin temsiliyete sahip olacak ve Federal düzeydeki karar alma süreçlerine etkin olarak katılacaktır.
*Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılacak her hangi bir değişiklik için Kıbrıs Rum Devleti halkının ve Kıbrıs Türk Devleti halkının ayrı referandumlar yolu ile onayı gerekecektir.
*İki Kurucu Devlet Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası sınırları içerisinde hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik ve temsili hükümet temel ilkelerine göre, kendi Anayasalarını özgürce düzenleyeceklerdir.
*Her bir kurucu devletin kimliği, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzenine herkes tarafından saygı gösterilecek ve bunlar herkes tarafından kullanılacaktır…
RUM TARAFI BUNLARA HAYIR DEDİYDİ: Yukarıdakiler Türk tarafının “evet” Rum tarafının “hayır” dediği Annan Planı’ndan aktardığım “Kurucu Devletler” başlığı altındaki maddelerdi. Benzeri kesinlikle ve yine masaya gelecektir. Rum tarafının Türk tarafına “Kurucu Devlet” olmayı bahşeden ve “Kuzey’deki “egemenliğini” tescil eden böylesi kararları kabul edeceğine emin misiniz?
**********
Mağusa Limanı (Kurtarın ki özelleştirmeden kurtulsun!)
Dünkü Havadis Gazetesi’nde Hüseyin Ekmekçi “İşte Mağusa Limanı budur” diyerek kısa ama öz bir hatırlatma yaptıydı. Ona döneceğim ama önce bir hatırlatma da ben yapayım:
1974’ten sonra değil. Öncesinde de “hantal” yönetimlerden şikâyet ederdik. Henüz devlet olmamamıza karşın da ekonomideki tanımı ile “devletçilik” dediğimiz sistemi eleştirir ve “özel sektörün” de önünü açmak gerektiğini savunurduk. Ve şunu da bilirdik. Ne “devletçilik” sol demektir ne de sağ “liberalizmdir.” Zaten ekonomiyi böylesi “izm”lerin içine hapsedip siyasallaştırmak ancak “popülizmi” sistem haline getirmiş iktidarların işidir! Ki devlet elinin altında olsun, istediği gibi kullanıp seçimlerde oya tahvil etsin!
GEÇMİŞİMİZ KIRIK NOTLARLA DOLUDUR: 1974’ten sonra devlet eliyle ne kurmuşsak hepsini de batırdık. Ancak batış nedenleri hep aynıydı. Lafı biliyorsunuz: “Devlet malı deniz yemeyen domuz!” Mesela sanayi holdingleri de KTHY’yi da batıran “siyasi iktidarların popülist atamalarından kaynaklı çalışanlarıydı!”
Kooperatifçiliğin de gelişip kökleşmesini engelleyen yine gelip giden iktidarlardı. Koop. Sanayi tesislerine ve halâ Başbakanlığa bağlı olduğu için yakasını bir türlü huzursuzluklardan kurtaramayan Koop. Merkez Bankası’na bakın!
Telekomünikasyona bakın! Tüm çabalara karşın hâlâ ihtiyaçlara cevap verecek düzeye gelmedi!
Bayrak Radyo Televizyonu’na bakın: Kurulalı beridir huzursuzluğu devam ediyor!
Devlet hastanelerine, devlet okullarına, devlet üniversitelerine, devlet sektörlerine bakın…
Hepsi de ve teker teker “devleti” kemiren tahta kurtları gibidirler! Hiç aceleleri yoktur. Gerekirse yıllarca içten içe devletin organlarını oylarlar, çürütürler!
ŞİMDİ MAĞUSA LİMANI MI FARKLI OLACAK? İşte dün Havadis’te Hüseyin Ekmekçi’nin yazdıkları. Aynen aktarıyorum: “Mağusa Limanı özelleştirilecek dendi. Ortalık kalktı oturdu. Sanki dört dörtlük bir liman yaratıldı da… Şimdi elden çıkarılıyor! Her türlü çakallık o limanın içinde. Gümrüklerde her türlü fırıldak… Devletin adamları arazi mafyası gibi çalışıyor. Tam bir peşkeş ortamı. Şimdi hemen akıllara stratejik olduğu geldi! Kimin için stratejik? Kamu kaynaklarından beslenen çakallar için mi? En değerli liman arazileri peşkeş çekileli çok oldu. Mafya o arazilerde cirit atıyor! Ek mesai mafyası da var, sigara mafyası da! Nakliyesi ise özel! Hizmet veren vinçleri de özel! Liman İşçileri Şirketi de “devlet destekli özel” bir ucube yapı!”
Ekmekçi’nin Mağusa Limanı’nı çırılçıplak ayazlatan yukarıdaki yazısı virgülüne kadar doğrudur üstelik eksiği de vardır. Ki unutulmasın: Bu limanın geçmişinde hırsızlıklar, dolandırıcılıklar, kaçakçılıklar, sahtekârlıklar nedeniyle hapse girenler de olduydu görevlerinden atılanlar da… Fakat Mağusa Limanı ne “fiziki ne de çalışma düzeniyle ilgili sorunlarından kurtuldu…” Dolayısıyla önce kurtarın ki “özelleştirilmesine” gerek kalmasın!
**********
Kısaca takıldığım: (Döviz vurgunu ayak yorgan işi değildir!)
Bir gün enginar kafalı bir “çok bilenle” konuşuyordum. Konumuz dövizin TL karşısında değer kazanması yani TL’nin değerinin düşmesiydi. Onca lafın arasında “herkes ayağını yorganına göre uzatsın” deyiverdi ve cinleri tepeme üşüştürdü!.. Çünkü o yorgan ayaklara göre uzatılsaydı ne araba satışı olurdu ne araba satıcıları! Ne evler apartmanlar yapılırdı ne müteahhitler olurdu! Ne AVM’ler açılırdı ne lokantalar! Ne üreticiler satabilirdi ürettiklerini ne tüketiciler satın alabilirdi üretilenleri! Ne ticaret olurdu ne ekonomi…
Kısaca yaşam koşulları ayaklarla yorgana kalsaydı toplumsal devinim donar dururdu! Kimseler kredi ile eşya satın alamazdı! Şimdi alabiliyor fakat döviz vurgunundan dolayı ödeyemiyorsa suç “ayakla yorganda” değil, devletin almadığı tedbirlerden dolayıdır!
































