Köşe YazarlarıManşet

Bahaneler Silsilesi ve Sistem!

Mete Hatay yazdı...






Geçen gün yine gereksiz bir kriz yaşadık.

Mevlut Çavuşoğlu, Rum meslektaşına gaz konusunu Kıbrıslı Türk meslektaşıyla müzakere etmesini, yani Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ile konuşması gerektiğini söyleyince, bunun basına yansıması Rum tarafının bu konuşmayı sanki Türkiye başka müzakereciyi işaret ediyor gibi göstermesine ve dolayısıyla kuzeyde uzun süredir devam eden “yetki” tartışmalarını tekrar alevlendirdi.

Bence Nikos Christodoulidis Başkanlık sistemi olan güneydeki sistemle kuzeydekini ya karıştırdı ya da kuzeydeki hükümet ve CB arasındaki tartışmalara çomak sokmak istedi sanırım.

Daha önce yazdığım birkaç yazımda kuzeydeki mevcut hibrid (melez) sistemin isteyerek veya istemeyerek yürütme konusunda sorunlar yarattığını iddia etmiştim.

İçeride yürütme Hükümette, dışarıda ise tanınmazlığın getirdiği zorlukların aşılabilmesi için Dünya ile diyaloğu görüşmeci toplum lideri sıfatıyla Cumhurbaşkanlığının (CB) yürütmeye çalıştığını, ama hükümet başka partiden, CB başka partiden olunca bunun büyük sorunlar yarattığını, hatta bazı konularda bir çeşit iki başlılığa sebep olduğunu iddia etmiştim.

Böylesi bir sistem ne tam olarak Parlamenter ne de Başkanlık sistemidir. CB’nın halk tarafından seçilmesi ve çözüm görüşmelerini yürütmesi, kuzeyin tanınmamışlığının yanında, “geçici,” ve eşiksel bir statüye sahip bu devletçiğin bu tip melez bir sistemle olması işlerini daha da zorlaştırmaktadır.

Bu yüzden hem güneyle diyalog açısından yürütmenin CB’da olacağı hem de yürütmenin CB’nın kuracağı bir kabine tarafından olmasının adanın iki tarafının diğer makamlarının da daha kolay işbirliği kanalına sokulabileceğini söylemiştim. Uluslararası toplum kuzeydeki entite ile genellikle çözüm süreçleri nedeniyle istişare etmekte, kuzeyle direk olarak ilgilenmemekte, oradaki siyasi iktidarı tanımamakta, Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmeleri toplum lideri sıfatıyla CB üzerinden, diğer ilişkileri ise STÖ’ler üzerinde kurmaya çalışmaktadır.

Örneğin AB Ticaret Odası üzerinden Yeşil Hat tüzüğünü yürütmeye çalışmaktadır.

Tabii Kıbrıs’taki sistem değişikliği talepleri Turgut Özal döneminden beri yapılmaktadır fakat yapanların daha çok sağ cenahtan olması; çözüm sonrası Başkanlık sitemine geçecek olmamıza; Federal ortaklığın Başkanlık sistemiyle yönetilecek olmasına ve ortaklık kuracağımız ve halen vatandaşlığını taşıdığımız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin halihazırda Başkanlık sistemiyle yönetilmesine rağmen siyasi yelpazenin solundaki kesimin büyük bir kısmı ısrarla Başkanlık sistemine karşı bir duruş sergilemektedirler.

Halbuki her yıl bozulan hükümetlerle, dışarıda başka içeride başka bir yüzle temsil edilen KKTC’nin birçok sorunları mevcut sistemlerden birine geçmemekten, yani ya tam Başkanlık, ya da Palementer olunamamasından kaynaklanmaktadır.

Bir de bu çelişkili veya karmaşık durumun siyasetçilere sorumluluktan kaçma alanları yarattığını, birçok beceriksizliğe bahane üretmek için kullanıldığını da gözlemlemekteyiz. “Ne yapalım benim sorumluluğumda değil” diyerek bazı şeyler devamlı surette ötelenmekte, ertelenmekte veya iptal edilebilmektedir. Diğer taraftan eğer belli talepler yoğunlaşırsa veya “ötekinin” yaptığı veya yapmayı planladığı icraatın prim yapmasını önlemek için “bu benim sorumluluğumda” diyerek  taraflar sorumluluk “talep edermiş” gibi de yapabilmektedirler.

Evet arkadaşlar sağlık öncelik ama sağlıkta da bu “iki başlılığın” nelere sebep olduğunu hep birlikte zaten seyrettik!

Sizce mevcut sistemi konuşma zamanı gelmedi mi?

 








Başa dön tuşu