Sanat

Babasının izinden yürüyor






SAVAŞ TRAJEDİSİ HAYATINI ETKİLEDİ: Nilgün Güney 11 ve 22 yaşlarında şahit olduğu iki savaşın hala etkisini atamadı. Tam bir savaş karşıtı olan Güney’in eserleri de savaşlara karşı. Güney, eserleriyle de konuşmasıyla da insanların birbirini öldürerek bir yere varamayacağını ve artık savaşların son bulması gerektiği mesajını veriyor

Kıbrıslı ilk Türk Ressam olan İsmet Vehit Güney’in kızı Nilgün Güney babasından devraldığı bayrağı başarıyla taşıyor. Güney, Kıbrıs’ta savaş çıkan 1963 ve 1974 yıllarını hayatının en kötü dönemi olarak tanımlayarak savaş karşıtlığını yaptığı eserlere de yansıtıyor.
“Umarım bu dünya da bir daha kimse savaş yaşamaz” diyen Güney, üstüne basa basa bir yere varmak için insanların bir birini öldürmesinin anlamsız olduğunu vurguluyor.

O bir Lefkoşa aşığı
Nilgün Güney’le konuşurken onun Lefkoşa’ya olan aşkını fark etmemek mümkün değil. 7 Kasım’da İsmet Güney Sergi Salonu’nda “Buradasınız 2” adlı serginin açılacağını kaydeden Güney, sergi için yaptığı resimlerde de yine Lefkoşa’dan kopamadı.
Serginin isminin, turistlerin nerede olduğunu bulmaları için üzerinde nerede oldukları belirten “Buradasınız” yazılı haritalardan geldiğini anlatan Güney, herkesin kendine Kıbrıs içinde bir nokta seçtiğini ve bu doğrultuda o noktayı nasıl ve hangi duygu ile yaşıyorsa o şekilde çizdiğini kaydetti.
2 yıl önce “Buradasınız” isimli ilk sergi de bölgenin Lefkoşa olarak sınırlandığını kaydeden Güney ancak bu kez herkesin Kıbrıs’ın istediği bir bölgesini seçebileceğini söyledi.
Tabi ki tam bir Lefkoşa aşığı olan Nilgün Güney, Buradasınız 2” isimli sergi için hazırladığı eserlerde yine Lefkoşa’yı tercih etti.  

Babası en büyük örneği
Nilgün Güney’in resim merakı şüphesiz babasından geliyor. Doğduğu andan itibaren kendini resimlerin ve atölyelerin içinde bulan Güney, resim yapma merakının başlamasını şöyle anlatıyor:
Evde sürekli resim çizen bir babanız olduğunda ister istemez etkileniyorsunuz. Benimde resim merakım böyle başladı. Ailesi babama resim yaptığı için karşı çıkarken babam kendini tuvalete kilitleyerek resim yapmaya çalışan bir insandı. Hayatı boyunca ölene kadar resim yaptı. Hatta küçükken herkesin babasının resim yaptığını zannederdim. Sürekli atölyelerin renkli ortamların içinde bulundum. Doğal olarak resim benim hayatıma girdi. Liseyi bitirince tek hedefim akademiye gitmek oldu. O zamanlar Türkiye’deki üniversitelerin sınavları ayrı ayrı yapılıyordu. Ancak ben hedefim akademi okumak olduğu için sadece şimdiki adı Mimar Sinan olan Devlet Güzel sanatlar Akademisi sınavına girdim ve kazandım. O dönemde 5 yıllık bir okuldu. Ancak Kıbrıs’ta savaş olduğu için ben 6 yılda bitirebildim. 

Nilgün Güney, öğrencisi Ada Kurt’a çalışma tekniklerini öğretiyor

 

Savaşlardan nefret ediyor…
Tam anlamıyla bir savaş karşıtı olan Nilgün Güney, 1963 ve 1974 yılında yaşadığı savaşları travma olarak anlatıyor. 1963 yılında 11 yaşında olan Güney, o savaşın etkisini atlatmadan 1974 yılında üniversite öğrencisi ve hamileyken ikinci bir savaş daha yaşadı. Her iki savaşında korkutucu olduğunu dile getiren Güney, hayatı boyunca etkisinden kurtulamadığını kaydetti.

Yıllarca öğretmenlik yaptı…
Üniversiteyi bitirmesinin ardından Kıbrıs’a dönen Nilgün Güney bir süre babası İsmet Vehit Güney’in Kemal Tunç’la birlikte kurduğu reklam ajansında çalıştı.  Güney, orada kazandığı paranın geçimini sağlamaya yetmeyeceğini söyleyerek o nedenle öğretmenliğe başladığını belirtti. Güney şu şekilde konuştu:
Ben grafik üzerine okudum. O yıllarda ülkede çalışma alanı yoktu. Ülkeye geldiğimde babamın yanında çalışmaya başladım. Zaten evliydim, bir çocuğum vardı ve ikinci de yoldaydı. Ancak babamın yanında çalışarak geçim sağlayacağım parayı kazanamayacağımı fark ettim. Gazetelerde öğretmenlikle ilgili münhal vardı. Zaten yabancı olduğum bir meslek değildi. Annem, babam, teyzem, eniştem, dedem ve anneannem öğretmendi. Bu nedenle rahat  adapte oldum. Tabi arada da logo tasarımlarına devam ettim. Bu da sadece yakın arkadaşlarıma yönelikti. 

“Logonun beğenilmesi beni çok mutlu etti”
Öğrencilik yıllarında Güzelyurt Portakal Festivali için tasarladığı logonun beğenilmesinin kendisini için önemli bir anı olduğundan söz eden Güney,  bir sanatçı için önemli olanın yaptığı işi insanların beğenmesi olduğunu anlattı. Güney şu ifadeleri kullandı:
“Ayrıca öğrencilik tanıştığım İbrahim Çallı, Ruhi Su, Bedri Tahim Eyüpoğlu, Yılmaz Güney gibi sanatçılar benim için çok önemliydi. İbrahim Çallı babamın da hocasıydı. Bu insanlarla sohbet tanışmak benim için çok güzel bir olaydı.”

Öykü yazarlığı da yapıyor
Nilgün Güney, resim ve grafik çalışmaları yanı sıra kısa öyküler de yazıyor. Son yıllarda yazdığı öyküleri yayınlamadığını anlatan Güney, öykü yazmaya yaptığı resimlerin üzerinde yazdığı yazılar vesilesiyle başladı. Savaş yıllarına psikoloğa giden Güney’e psikoloğu yazmak istediğini söylemişti ve Güney’de yıllar içinde yazma istediği olduğunu fark etti.

İsmet Güney’i yeni kuşaklar da tanıyacak
Nilgün Güney babası İsmet Güney anısına bir sergi düzenlemeyi hedefliyor. İsmet Güney’i eski kuşakların bildiğini ancak yeni kuşakların bilmediğini kaydeden Güney, bu nedenle mart ya da Nisan ayından babasının siyah beyaz fotoğraflarının da yer alacağı bir sergi açmayı planladığını anlattı.

Güney’den bir tavsiye…
Nilgün Güney sanat konusunda bol bol kitap okunmasını önerdi. Sanatın eğitim gerektiren bir alan olduğunu kaydeden Güney, ayrıca eğitim sistemini de eleştirdi. Sanatla ilgili eğitim verilmemesinden şikayet eden Güney, “Herkes sanatçı olamaz. Ben de değilim. Sadece sanatçı olmaya çalışan biriyim. Ancak sanatı anlamak için sanatı okumak gerekir. Sanat ölene kadar okunup öğrenilebilecek bir alandır” dedi.

Tam anlamıyla savaş karşıtı olan Güney, eserleriyle de konuşmasıyla da insanların birbirini öldürerek bir yere varamayacağını anlatıyor







Başa dön tuşu