Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BABA

Roma sokaklarının herhangi birinde bir halk otobüsüne bindiğinizde, otobüsler bedava, ve vakit henüz sabah ise, çarşıya pazara giden birçok kadına rastlarsınız, emekli falan oldukları her hallerinden belli, “bonjour” diye birbirlerine seslenirler, kollarına geçirilmiş el çantaları sanki 60’lardan kalma, entarileri de öyle, sanırsınız Bandabuliya’ya gitmektedirler konu komşu, yüz çizgileri ile yüz mimikleri ile sanki Girne Kapısı’nda ya da Arabahmet’te oturmaktalar…

Abartı yok, öyledir…

Floransa’da butik otellerinde kaldığımız ev sahiplerini Peristeronalı bir kadına, kocasını eski bir polis çavuşuna benzetmiştim …

Abartmıyorum…

İnsan insana benzeyebilir de bu kadar değil der insan!

Bu birkaç örnekten yola çıkarak Kıbrıslıların kimlik meselesini eşelemek değil niyetimiz.

İlber Ortaylı işitirse saçmaladığımızı söyleyebilir; ona göre Kıbrıslı Türkler Türkmendir Türkmen kalacaktır falan, kim özünden bura aynen kalmışsa bu dünyada!

İtalya’nın birçok yerinde, caddelerinde, bahçelerinde emme basma tulumba misali antik çeşmelere benzetilen sokak çeşmeleri vardır gidip de görmüş olanlar bilir.

Sular bedava 7 gün 24 saat.

Buz gibi.

Oralarda su satışları pek işe yaramaz, turistler de pet şişesini bu sulardan doldurmakta…

Bir de bizim sokak çeşmelerine bak!

Osmanlı, Venediklileri adadan attığı dönemlerde,

Papalar Roma’da oturup yaşadıkları şehrin nasıl olması gerektiği üzerinde kafa patlatmışlar, her köşesinde, bucağında, caddesinde, köprüsünde heykellerin çoğu o dönemlerden kalma ama daha gerisi de var.

Roma kent planlamasının İÖ I. Yüzyıla kadar dayandığı söylenir.

Kentin daha sonraki yüzyıllarda aynı standart planlar üzerinde geliştiği belirtilir.

Aynı planlar!

Bize sorsalar “yok deve!” diyeceğiz!

İlk planlarda kanalizasyon bile var.

Osmanlı yol bile yapmamıştı ta İngiliz gelsin.

Alafranga tuvaletlere de son dönemlere kadar direnmişti!

Venediklilerin Lefkoşa’da yaptığı 11 burçtan ibaret halka şeklindeki mimarinin mistik yanı var mı?

Konu ile ilgilenen bir arkadaşımız olduğunu söylüyor ama bu mistik mesele bizim konumuz değil…

Venedik’te bir gongolcuyu mahallenizdeki bir komşunuza benzetebilirsiniz!

Tabii bir Filistinliye, bir Arap’a, bir Türkmen’e benzerlik de mümkün reddedilecek bir şey değil bunlar.

Demek istediğimiz kültürel etkilerin birbirinin içine girerek bir kimlikten kimliğe varmanın mümkün olabileceğidir.

Surlar içindeki eski Lefkoşa kapıları veya duvarları üzerinde birkaç kültürel etkinin birbiri içine geçtiği gibi…

Kim gidip bir hayvanat bahçesinde bir maymuna “baba” diyebilir ki?