Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ayşe nasıl kurtuldu? (Hafta sonu yazıları 15)

Kıbrıs’ın çeşitli yerlerinde çeşitli öyküler vardır.
Gerçek öyküler…

Öyle tarihsel bir süreçten geçildi ki, kimi Türkler Rum, kimi Rumlar Türk olmuştur bu adada…

Eskiden böyle denmezdi ama.
Mesele, Türklüğü ya da Rumluğu seçmek değildi.
Hristiyanlık ya da Müslümanlıktı ölçü…

Öykümüz Gürpınar’da geçer.
Öteden beri Maronitlerin yaşadığı köyde…

Bir zamanlar bu köyde yaşayan Türklerin çoğu Maronit olmuş.
Çok az sayıda kalmış Türkler.
Bir kahvehaneleri bile yokmuş…

1960’ta cumhuriyet kurulduğunda, ilk kez Gürpınar’a bir öğretmen atanmış.
Adı Fikri M. Zihni.
Fikri 20 yaşlarındaymış ve oluşturduğu sınıfta sadece 12 öğrenci varmış…

Kolları sıvayan genç öğretmen, bir de kahvehane açmış.
Çok sayıda kalan Türk nüfusun bu kahvehanede toplanması için.
Hani sosyal bir kaynaşma adına…
..
Fikri öğretmenin öğrencilerinden biri de Ayşe.
Ayşecik beşinci sınıf öğrencisi imiş…

Ayşeciğin bir derdi varmış ama.
Sürekli hasta olmakta, denildiğine göre ağzı, yüzü, gözü çarpılmaktaymış…

Ayşeciğin babası Halil Efendi, ablası ise Rahme.
Lakin, Rahme Hanım, Marina adını alarak çoktan Maronit olmuş…

Maronit olan abla, sürekli olarak baskı yapmakta ve Ayşeciği de Maronit yapmak için çırpınmaktaymış.
Fakat baba Halil Efendi, “bir kızım Maronit oldu, ikincisini de yapmam” yolunda sözler söyleyerek direniyormuş bu işe…

Abla durmamış.
Çabalarını sürdürerek, annesini de yanına çekmiş.
Eğer Ayşecik Maronit olursa, onu Lübnan’a gönderecekler ve iyileştirecekler gibi vaatlerle annesinin aklını çelmiş.
Bu kez anne kız, Halil Efendinin aklını çelmek için baskı uygulamışlar ve sonunda baba da dayanamayıp, Ayşeciğin Maronit olmasına razı göstermiş…

Maronitler için önemli imiş bu işler.
Hemen dini bir tören düzenlerler ve bu tören eşliğinde gereğini yaparlarmış…

Bu kez de böyle olmuş.
Tören düzenlenmiş.
Çok kalabalıklarmış.
Ayşeciği bir çarşafın altına alarak tören korteji arasında kiliseye götürürken, küçük kız “Ben Maronit olmam, ben Türküm” diye bağırıyormuş.
Ama o gürültüde ne mümkün.
Sesi bile duyulmuyormuş Ayşeciğin…

Bu manzara karşısında,
Ayşeciğin arkadaşı olan çocuklar köy meydanında bağırmaya başlamışlar,
-Ayşe’yi Maronit yapıyorlar…
-Ayşe’yi kiliseye götürüyorlar…

Bazı yetişkin Türkler de bu işten hoşlanmamış.
Neticede, Ayşeciğin arkadaşları bir koşu alarak, çareyi Fikri öğretmende aramışlar…

Durumu, öğrencilerinden öğrenen öğretmen çileden çıkmış.
Orada burada duran Türklere,
-Ne duruyorsunuz, durmayın yürüyün, kurtarın Ayşe’yi, diye bağırmaya başlamış.
Ve bir koşu, bizzat kendisi ellerinde mumlarla, önlerinde papazlarla kiliseye yanaşan kafileye yetişip aralarına dalmış.
Bir çırpıda, kalabalığın arasında, beyaz bir çarşafın altına sokulan ve orada çırpınan Ayşe’yi kucağına alıp uzaklaşmış.
Bunu yapmayı başarmış.
Ayşeciğin ailesine rağmen…

O olmuş, Ayşecik, Maronit olmaktan kurtulmuş…

Bu köyde en son Maronit olan Türk, Ayşeciğin ablası Rahme Hanım imiş…

Not: Bu gerçek öykü, rahmetli Kutlu Adalı’nın “Dağarcık”  adlı kitabından alınmıştır.