Çözüm için oluşturulan müzakerelerin henüz tartışmaları bitmeden bu kez çözümü gereken Hidrokarbon yatakları sorununa toslamak her halde Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarına özgü bir “sürtüşmeler silsilesinin kadersel realitesidir!” Ki çözüm de olsaydı bu tip anlaşmazlıklar hep gündemde olacaktı!
Bu nedenle diyoruz hep : “Önce Türkiye ile Yunanistan” anlaşmalıdırlar çünkü adadaki her iki halkın da ilk sığındıkları kaleleri bu iki ülkedir.
Bu gerçek, müzakereleri başarısızlığa sürükleyen “Türkiye’nin garantörlüğü” olayında bir kez daha yaşandı. Mesela KKTC’de tüm kesimler ve siyasiler “Türkiye’nin garantörlüğü olmazsa olmazdır” dediler!
HATIRLAYALIM: Buna karşın Anastasiadis “yeni bir çözümde garantörlüğe ihtiyaç yoktur, zaten AB ve BM’ler otomatik garantörümüzdür” deyip olayı kestirip atıverdi!
Ayni sıralarda “garantiler olayı” Türkiye ile Yunanistan arasında tartışılırken, Yunan Dışişleri Bakanı “TC’nin garantisi kabul edilmez” dedi!
Görülüyor ki Kıbrıs sorunu sadece adadaki iki toplum arasında değil, TC ile Yunanistan arasındadır da! Zaten hep öyle gelmiş büyük olasılıkla da bundan sonra öyle gidecektir! Çünkü BM’ler ne zaman Kıbrıs sorununu müzakerelerle çözüme açsa bu gerçeği dikkate almıyor! İki halk sorunu çözecek zannediyor, üstelik adaya gönderdiği “temsilci ve danışmalarının” çözümü gerçekleştireceklerini zannederek “büyük yanlışa” düşüyor!
BÜYÜK YANLIŞ! Ne siyasi sorunu ne adanın geçmişindeki TC-Yunanistan ilişkileriyle tarihi sürecini ve ne de Türk Rum halklarının karakteristik yapılarını bilmeyen o BM’lerin “özel temsilci” ve “danışmanları” daha adaya ayak basar basmaz Rum liderliği ve ilgili siyasileri tarafından teslim alınırlar! Yedirilip içirilirler ve kendi siyasi görüşlerinin etki alanına sokulup, üzerlerine de kilit vururlar! Hadlerine düşmüşse Türk tarafına azıcık göz kırpsınlar! Ne tarafgirlikleri kalır ne hainlikleri!
Yakın dönemde Lenski’den Downer’den Eide’ye kadar hep ayni sahneleri izledik, kadere bakın bu BM’ler görevlileri adadan hep başları önde ayrıldılar! Mağlûp ve ümitsiz! Ve Güney Rum tarafı adadan her ayrılan görevlinin arkasından teneke çaldı!
Vesselam Türkiyesiz-Yunanistansız fakat “anlayışsız ve mantıksız” müzakere olmaz, olsa da sonuç alınmaz. (Ha şimdi de Hidrokarbon dalaşmaları başladı! Yeter ki adada siyasi sorun hiç bitmesin. Ta ki TC ile Yunanistan anlaşana kadar her halde!)
BAŞARISIZLIKLARI KURTARAN ERKEN SEÇİMLER!
Geçmişte de sorunluydu bugün de sorunludurlar! Çünkü her iki “bakanlık” da direkt insan odaklıdırlar, insana hitap ederler! Hem sağlık afiyetle ilgili hayati nedenlerden dolayı hem eğitim öğrenim gibi gelecekleri yetki ve sorumlulukla yüklenecek insan unsurunu yetiştirmeden dolayı!
Anladınız, Sağlık Bakanlığı ile Eğitim Bakanlığından söz ediyorum. Ki KKTC yokken, Türk halkı henüz cemaat esamesinde bir toplumken bile “eğitim ve öğreniminin” tespit ve planlamasını yapan “Maarif Dairesi” memleketin “liderinden” daha etkin ve yetkindi kim “müdürü” olsa toplumun dikkatli bakışları hep üzerlerinde olurdu! NANKÖR BAKANLIKLAR MI? Kısaca bu ülkede her devrede Eğitim ve Sağlık sorunlarıyla “bakanlıkları” hem çok önemli ve itibarlı hem bakanlarına karşı nankör oldular!
Nitekim şimdilerde de çok önemlidirler ve ve yine her zamanki gibi “Bakan” yemeye hazır canavar gibidirler! Çünkü her iki bakanlık da “insana yatırım ve insan sağlığı üzerine kurulduğu için büyük bütçeleri gerektirir o da KKTC’de asla olmadı, dolayısıyle bu Bakanlıkları yüklenen Bakanlar her zaman topun ağzındadırlar!
BUNA KARŞIN Devletin eğitimi ile okulları dökülürken “özel okullar,” devletin hastaneleri ile klinikleri iflas ederken “özel hastaneler,” tutun ki devletin sayesinde ve hükmünde öğrenci velileriyle hastalar sayesinde para kırarlar!” Üstelik Anayasal emirde “imtiyazsız sınıfsız bir toplum olmamız” gerekirken, “para ile yaratılan imtiyaz ve sınıf” gerçeklerinde!
Buna “devletin zafiyeti” denir! “Sistem kuramaması” “memleketi iyi yönetememesi” denir! Çünkü “evet özel okullar ve hastahaneler olacak” ama Devletin “yirmi dört saat hastalara anında hizmet verecek hastaneleri” de olacak! Evet özel okullar olacak ama kendilerini devlet okulları ile yarışmak zorunda hissedecekler!
Gerisi “özel hizmetler” hem hastanelerinde hem okullarında tutun ki fazladan sağlanan konforun karşılığı harcanan para olacak!”
HİÇ ÖYLE OLAMADIK! Hatta yaratılan “özel sektörü” bile Devleti sömüren “müesseseler” haline getirdik!
BUNLARI NEDEN TEKRARLADIM? Çünkü artık diğer Bakanlıklar da aynen Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları gibidirler! Kalmadı bir birlerinden farkları! İş yapma kabiliyetlerini yitirdiler lafazanlık yapıyorlar!
NE VAR Kİ her zamanki gibi bu kez de “çaresizliklerine,” CTP’nin sayesinde “erken seçim” yetişti! Her halde şunu düşündü CTP kurmayları: “Bir buçuk yıldır iktidardadırlar. Artık yeter sıra bizde!” Bu nedenle diyoruz önümüzdeki seçimlere dikkat! Hiçbir siyasi iktidarın kurtuluşu olmamalıdır erken seçimler, aksine başarısızlığının ödenecek kefareti, verilecek diyeti olmalıdır! Yoksa bu kaşarlanmış politikacıların elinden kurtulamayız asla!
KISACA TAKILDIĞIM: (ARABA PLAKALARI OLAYI!)
Araba tuhaf bir inatla yolun Sağ tarafından üzerime geliyordu! Tipleri çaktım bir süre sonra tarafını aldı ve yanımdan jet gibi geçip gidiverdi! Tabi nasıl olduğumu tahmin edersiniz!
Son zamanlarda kiralık arabalara da “beyaz plaka” takılmasıyla birlikte bu korku dolu trafik olayları arttı! Eskiden kiralık arabaların plakaları kırmızıydı. Daha uzaklardan gelirlerken anlardınız ki kiralık arabadırlar, hem kendinizi olası bir sürprize hazırlar hem de teyakkuzda olduğunuz için alacağınız tedbiri alırdınız.
Artık buna imkân yok çünkü tüm arabalar Ulaştırma Bakanı Dürüst’ün büyük icraatını aklayıp paklasınlar diye beyaza dönüştürüldüler, ayırt edemiyorsunuz!
































