SeyahatYaşam

AYETULLAHLARIN VE KARA ÇARŞAFLI KADINLARIN ŞEHRİ: KUM


Kum, İran İslam Devrimi’nin başladığı kent Mollalar şehri ya da Ayetullahlar kenti olarak da anılır. Bu şehirde oturan kişilerin doğrudan cennete gireceklerine, meleklerin şehri her çeşit belâdan koruduklarına dair ülke genelinde bir inanç olduğu söylenir.

Şehrin kutsiyetine gelince: 817 yılında yedinci imam Mûsâ el-Kâzım’ın kızı Fâtıma el-Masûme’nin, ağabeyi sekizinci imam Ali er-Rızâ’nın yanına giderken ölmesi ve Kum’da toprağa verilmesi ve adına muazzam büyüklükte bir türbe inşa edilmesi, şehrin Şiiler arasındaki önemini artırmış.

Fâtıma el-Masûme’nin türbesini ziyarete gelenlere cennetin bahşedileceğine inanıldığı için de, Kum şehri Şiîlerin yoğun olarak ziyaret ettikleri bir yer haline gelmiş.

Rey’den hareket eden otobüsümüz 150 km yol aldıktan sonra Kum’a vardı. Şehrin ana caddesinin üzerinde, Hz. Masume’nin Türbesine bağlanan bir üst geçidin yanında durdu.  Üst geçitten aşağıya bakınca, ortasında akarsu bulunan ve iki yanından araçların akıp gittiği yoğun araba trafiği oldukça ilginçti.

Türbenin giriş kapısında büyük ve yoğun bir kalabalık vardı. Kadınların %99’u kara çarşaflı, yarısı ve kara çarşaflıların yarıdan çoğu da peçeliydi. Gezide birlikte olduğumuz Türkiyeli tiyatro sanatçısı arkadaşımız sahne yeteneğini kullanarak kapıdan çıkan siyah çarşaflı kadınlarla bağ kurmakta zorlanmadı. Onlarla konuştu. Arada bir başörtüsünü yarıya kadar açıp kahgülleriyle zülüflerini öne çıkardı. Kadınların başörtülerini kontrolle görevli olduğunu düşündüğüm birkaç çarşaflı kadın tarafından uyarıldı. Arkadaşımız dilinizi anlamıyorum ayağına yattığında ise birkaç kara çarşaflı elleriyle başörtüsünü çekip saçlarının görünen yerlerini kapatmaya çalıştılar. Ama dikkat ettim pek çok İranlı ve Kum’dan olduğunu düşündüğüm genç kadınların pek çoğu yüzü makyajlı, kaşları alınmış, gözleri sürmelenmiş, dudakları hafif nemlendirilmişti. Tiyatro sanatçısı olan arkadaşımla konuşmayı ilerleten kara çarşaflı kızlardan birisi ise onu çalıştığı güzellik salonuna davet etti. 

Müslüman olmayanların ziyaretine kapalı olan Hz. Masume Türbesine girmek için yarım saatten çok kapıda bekletildik. Ama bu yarım saati değerlendiren Tiyatro sanatçısı kadın arkadaşımızın yanından ayrılmadığım için, onun kadınlarla kurduğu daha çok vücut dilinden mülhem ilişkiye şahitlik etme ve bol-bol fotoğraf çekme şansına sahip oldum.

İçerisi devasa büyüklükte bir yapıydı. Üzerinden günışığı gelebilecek şekilde düzenlenmiş yüksek ve devasa bir çatıya sahip futbol sahası büyüklüğünde kapalı mekana doğru ilerledik. Türkmen rehberimizin tanıştırdığı caminin İranlı genç İmam’ı, bize Türbe ile bulunduğumuz devasa büyüklükteki cami hakkında bilgi verdi. O konuşurken arkasından yanaşan bir sivil imamın her bir cümlesini dikkatle dinledi. Değil mi ki molla rejimi aynı zamanda bir polis devleti! Bir kısmı mermer, bir kısmı halı olan bu devasa büyüklükteki alanda ayakkabılarımızı çıkardık. Duvarları ışıltılı ayna parçacıklarıyla süslenmiş, göz alıcı çini işlemelerin bulunduğu bir kubbeden sarkan büyük bir avizenin yer aldığı holden yürüyüp, bir başka odaya geçtik. Burası kuran okuyan, dua eden, sessizce ağlayan insanlarla doluydu. Hz Masume’nin mezarının bulunduğu türbeye gelmiştik. Mezarı mermer bir paravanın arkasındaydı. Kuyruğa girmiş erkekler, sırayla kimi mermere elini sürüyor, kimi öpüyor, ağlıyordu. Bir çeşit trans hali de diyebiliriz. Kuyruğun ardı arkası bitecek gibi değildi. Kum’da dini duyguların en yoğun yaşandığı yerlerden birisi Hz. Masume’nin türbesi olmalıydı.

Türbenin başındakileri kendinden geçmiş ulvi duygularıyla baş başa bıraktım. Caminin duvarlarındaki ayna parçacıklarından yansıyan avizenin ışıkları altında, geniş bir holden geçip, futbol sahası genişliğindeki kapalı alana, oradan da dışarıya çıktım. Bölgenin radyo ve televizyon kanalından birisi kadın, diğeri erkek iki genç röportaj yapacakları turist arıyorlardı ki Türkmen rehberim bana sordu. Kabul ettim. Tam röportaj başlayacaktı ki, kapıdaki görevli röportajın cami avlusunun dışarısında yapılmasını söyledi. Bunun üzerine muhabir erkek ile kapıdaki cami görevlisi arasında sert bir tartışma yaşandı. Erkek muhabir röportajın hemen orada, cami avlusunda yapılmasında ısrarcı olunca, o anda Devrim Muhafızı olduğunu düşündüğüm birkaç kişi kendisini alıp götürdü. Ben, rehber ve kadın muhabir, üçümüz Hz. Masume’nin demir parmaklıklı avlu kapısından dışarıya çıktık. Röportajı da hemen çıktığımız yerde gerçekleştirdik. İlk sorular kolaydı. Kum’a neden geldim? İnsan neden gezer ve niye belli şehirlere giderin cevaplarıydı ve zaten benim de gezgin merakım, yeni şeyler görüp öğrenme merakımla ilgiliydi. Kum’da neler olması beni daha çok memnun ederdi? Gezginin, seyyahın, turistin öncelikle aradığı daha önce hiç görmediği şahit olmadığı şeylerdi. Kum şehri de Humeyni’den Hatemi’ye İran’ın dini liderlerinin yetiştiği, az önce şahit olduğum Hz. Masume’ye büyük değer verildiği, İran’ın en kutsi şehirlerindendi. En sona doğru Hz. Masume Türbesinden nasıl etkilendiğimi sordu muhabir. Mimari yapısından, hem dış ve hem de iç süslemelerinden etkilendiğimi söyledim. Peki ya dini açıdan nasıl etkilenmiştim diye arkasından ikinci kritik sorusu geldi.

Şunu belirteyim ki; İran’da Şii olmamak, İslam’ın başka bir mezhep ya da tarikatından olmak, hatta Hristiyan olmak o kadar sorun değil. Sorun olan ateist, yani inançsız olmanızdır. İran’da ateistlik mevcut rejimin kabul ettiği bir şey değil!

Cevabıma gelince. En çok da Hz. Masume’nin mezarı başında ağlayan, kendinden geçen, mermer paravanı öpen, Kuran okuyan, dalıp giden insanları görünce, onların bu duygusal hallerinin beni etkilediğini söyleyip kurtuldum. Ya da öyle sandım… Röportajımız sona erdiğinde erkek muhabir hala ortalarda yoktu. Kadın muhabire “pot kırıp” uzattığım elim havada kaldı. Jetonum erken düşünce hemen geri çektim.

Kum, Mekke ve Medine hariç tutulursa Şiilerin kutsal coğrafyasında Necef, Kerbelâ ve Meşhed’den sonra dördüncü sırada yer alıyor… Humeyni, Hamaney, Rafsancani ve Ali Hatemi gibi “İran Devrimi”ne öncülük eden ve devrimi koruyan mollalar bu şehirdeki Fevziye Medresesi’nde eğitim görmüşler. “İran Devrimin Sembolü” Humeyni de Kum doğumlu. Yaklaşık 30 bin molla bu şehrin çeşitli medreselerinde eğitim alıyordu. Kum, Hz. Masume’nin o devasa ve görkemli türbesiyle, türbeye girip çıkan kara çarşaflarının altından iri rimelli gözleri, makyajlı yüzleri ve dövme kaşları olan genç kadınlarıyla, cüppelerine ve sarıklarına bürünmüş iamamları, içeriye girişi kontrol eden sert mizaçlı kapı görevlisiyle ve nihayet röportaj yaptığım çarşaflı kadın muhabiriyle kaldı aklımda. Bir de Türbesinde hazretin kabri başında dövünen insanlarıyla…

Nüfusu 1 milyon civarında olan bu şehre beş gün sonra İsfahan dönüşünde bir gece vakti şehir ışıklarını kuşandığında uğrayacak ve kenti bir de gece gözüyle görme olanağı bulacaktım. İran’daki o son gecemizde yolumuz üzerinde uğradığımız Kum şehrindeki yüzyıllık muhteşem konağı da, orada yediğimiz yöresel yemeği de yazının sonuna doğru bulacaksınız.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı