AB’den ya da bir başka uluslararası kurumdan Kıbrıs Türklerinin yaşadıklarıyla ilgili eleştiriler geldiğinde ben bunu hiç de samimi bulmam. İnsan Hakları ihlalleri, insan kaçakçılığı, basın özgürlüğü falan gündeme gelir gelmez, suçlamaları sıralarlar da, bunda kendi sorumlulukları olduğunu nedense hiç görmezler. O saydıkları değerleri gerçekten koruyor olsalardı, Kıbrıs Türk halkını dünya üzerinde yok sayan uygulamalar yapmazlardı…
Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulides, KKTC’de basın özgürlüğünün baskı altında olduğu yönünde AB ve Avrupa Konseyi’ne mektup yazmış.
Mektubunda, basından arkadaşlara yönelik açılan davalardan ve bazı basın mensuplarına yönelik tehditlerden söz etmiş.
AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, Hristodulides’e birer mektupla yanıt vermişler.

Borrel, konuları tek tek yakından izlediklerini, medyanın özgürlüğü ve çoğulculuğunun işleyen bir demokrasinin anahtarı olduğunu; gazetecilerin iktidardakilerin hesap verebilirliğini sağlamada önemli rol oynadığını; AB’nin açılan davalar konusunda Avrupa Konseyi ve AGİT ile yakın temas içinde olduğunu, ifade özgürlüğünü savunmaya ve onu kullananları korumaya devam edeceğini söylemiş.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Buric ise, gazetecilerin güvenliğinin ajandalarının üst sırasında olmaya devam edeceğini, Haziran’da yapılacak Avrupa Konseyi Bakanlar toplantısında gazetecilerin güvenliği konusunda yeni kararlar alınacağını yazmış…
Her iki mektupta da Türkiye’ye açık göndermeler var. AB, Türkiye’nin bir AB adayı olduğuna, Avrupa Konseyi de Türkiye’nin uzun yıllardır üyesi olduğuna dikkat çekiyor.
Ben de başka bir şeye dikkat çekeyim, bu mesajlarda Kıbrıs Türklerinin kendi yönetimden ya da yöneticilerinden hiç bahsedilmiyor.
Evet, söz edilen davalar dıştan açılmış olabilir, ancak adanın kuzeyinde gazetecilere karşı aşağılama, baskı, yıldırma faaliyeti yapan siyasi yapılardan ve aktörlerden hiç bahis yok.
Böyle bir konuda bile Kıbrıs Türklerinin kendi yönetimini ağızlarına alamamışlar. Suçlamak için bile.
Bence asıl sorun budur.
Dönüp bir de KKTC’nin kuzeyindeki yapıda kendilerinin ne kadar suçları olduğuna baksalar keşke.
Güney’in AB üyesi yapıldığı sürece, Annan Planı referandumunda Türklere verilen ve yerine getirilmeyen sözlere…
Sen bir halkı hem “müktesebatın uygulanmadığı” AB toprağındadır diye niteleyeceksin, hem de o halkın en temel insan haklarını bizzat kendi elinle ihlal edeceksin.
Bugün Kıbrıs Türk halkı üzerinde uygulanan ambargolar ve izolasyon olmasaydı, bu halk ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan bu kadar berbat durumda olur muydu?
Ürününü satması, turizm yapması, spor yapması ve daha birçok temel insan hakkı engellenen Kıbrıs Türkü’nü bağımlı hale getiren siz değil misiniz? Sizin üyeniz değil mi bu adada bir çözümün bulunmasını, Kıbrıs Türklerinin uluslararası hukukun içine girmesini engelleyen?
Kendi kendine yetiyor olsaydı, basını bu tür baskılar altında olur muydu?
Siz ambargolarınızla, içte zayıflayan Kıbrıs Türkünün demokrasisinin de erozyona uğramasına sebep olmadınız mı, gelişmesine, kalkınmasına engel olmadınız mı?
İşte pandemi, işte aşılar…Esamemiz okunuyor mu? İnsandan bile saymıyorsunuz ki… Kuzeye gönderilen komik rakamlardaki aşıları gündeminize neden almıyorsunuz?
Bir Yeşil Hat, bir Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulanması konusunda niye aynı hassasiyeti göstermiyorsunuz?
Evet, olup bitenlerden bizler sizden fazla şikayetçiyiz. Ancak benim gözümde siz, en az bu baskıları uygulayanlar kadar sorumlusunuz.
Şimdi üyeniz “Kıbrıs Cumhuriyeti” bir falso yakalamış, şikayet yapmış diye, belki de hazır kalıplarınızdan birer mektup hazırlamış, suçlamaları sıralamışsınız. Bu çok kolay. Arada bir de “neden?” diye kendinize sormalısınız.
Sorunun özü sizsiniz, önce bunu kabul edin…
YERİN KULAĞI VAR
AYRILIĞIN TAŞLARI DÖŞENİYOR:
Güney’de ve İngiliz Üslerinde çalışanların emeklilik hakları Rum Yönetimi’nin 74 sonrası alınan belgeleri geçersiz ilan etmesiyle çiğneniyormuş. Son dönemde ardı ardına benzerleri de gerçekleşiyor. PCR testiyle güneye geçebilen Kıbrıs Türklerinin eşlerine Eylül’den beri izin verilmiyor. Geçmişte AB pasaportu sahibi olup da ebeveynlerinden biri yabancı olanların pasaportları uzatılmıyor. Türkiyeli birinin üstüne kayıtlı araçlara, eşiniz de olsa seyrüsefer çıkartılmıyor. Sınır tellerle bölünüyor. Bütün bunlar, ayrılık yoluna döşenen taşlar. Tatar da bunları şikayet edecekmiş. Sormazlar mı kendisine, “ayrılığı isteyen sen değil miydin” diye. Anastasiadis de üstüne balıklama atlamış, olan bu…
YASALARIN NEDEN GERİ ÇEKİLDİĞİ AÇIK DEĞİL Mİ?:
HP milletvekili Ayşegül Baybars, hükümetin Meclis’te yasaları geri çektiğini söylüyor. Nedeni belli, şimdi seçim var geçim var, karavan alanlarına kurallar getirilsin de birilerinin canı mı sıkılsın? Emlakçıların kayıt altına alınması da aynı… Ne yani durduk yerde emlakçılardan tepki mi alsınlar, öyle sigorta falan…. Sonra yerel yönetimleri güçlendirmenin zamanı mı? İş yaparsan, hata yapar, seçimi zora sokarsın, olur mu hiç? Onlar birer birer yandaşların sorununu çözer zaten, herkesi incitmeye ne gerek var!!!
SEBEBİNİ AÇIKLAMAK BU KADAR ZOR MU?:
Lefkoşa Girne arasında ağır vasıtaların seyrinin yasaklanmasının sebebi 1980’li yıllarda yaşanan acı olaylardı. Bir mantığı, somut gerekçeleri vardı. Buna var olan trafik sıkışmasının artmasını, yol güvenliğine getireceği tehdidi ekleyin. Şimdi hükmü karakuşi, Karayolları Dairesi Müdürü gerek görmüş de izin vermiş. Neden? Gerekçesini de bir zahmet açıklasaydı ya. Herkes de çekeceği sıkıntının, yaşayacağı riskin nedenini bilsin. Açıklamak bu kadar zor muydu? Sanırım öyleydi ki, açıklayamadılar. Sonuçta 40 yıl sonra uygulamaya koydukları bu kararın kamunun aleyhine olduğunu onlar da biliyor…
YDP KADAR SİZ DE SUÇLUSUNUZ:
Evrak sahtelemekten dolayı hüküm giyen ve milletvekili adaylığı düşürülen şahıs, YDP tarafından Lefke Avrupa Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliğine atanmış. Ülke kimlerin eline kalmış bakar mısınız? Yarın Arıklı çıkıp bu atamayla ilgili uydurma bir şeyler söyleyecek. Önemli olan, birilerini memnun etmek, siyasi diyet ödemek adına yapılanlardır. Peki ama bu atamada suç sadece YDP’nin mi? Koskoca UBP ve ortağı DP bu etik dışı atamayı içlerine nasıl sindirebildiler. Koltuk uğruna bu rezilliğe onay verdiniz ya, hepinize yazıklar olsun…
TEST SONUCU ÇIKANA KADAR KARANTİNA:
Birilerine ev karantinası izni verince, alel acele bir şeyler sızdırdılar ama Bakanlar Kurulu’ndan karar çıkamadı. Çünkü hiçbir şey hazır değildi. Bu konuda en ciddi sorun bence, dıştan gelenlerin tahlil sonuçları çıkana kadar ne olacağıdır. Allaha şükür her gün 5-6 yurt dışı vaka mevcut. Geçen yılki bulaşın nedeni bu uygulama değil miydi? Onları eve ya da otele yolladıkları anda, bilin ki bittik. Temaslıları elektronik takibe koysunlar ama dıştan gelenin hiç olmazsa test sonucu çıkana kadar karantinasının sürmesi şart…
KADIN VAR, UBP’Lİ KADIN VAR:
İddiaya göre UBP kadın kolları üyeleri bir yolunu bulup sıralarını beklemeden el altından aşılarını yaptırmışlar. Evet bu ülkede kadın olabilirsiniz ama, UBP’li kadın olmak bir ayrıcalıkmış. Aşı olabilmek için yaşınız gelmiş olması veya hastalığınızın olması size bir avantaj sağlamıyor. Bunun için ille de UBP’li olmanız gerekiyor…
KUMARHANELER AÇIK MI, KAPALI MI?:
Bakanlar Kurulu kararlarına göre casinolar kapalı sektörler arasında yer alıyor. Ama bu kapanma sadece kağıt üzerinde anlaşılan. Çünkü bazı otellerin kumarhaneleri yasağa rağmen el altından çalışıyor. Siz karar alabilirsiniz ama, denetlemiyorsanız o aldığınız kararlar da hayata geçmez. Yoksa bilmiyor muydunuz?
































