Köşe Yazarları

ATUN’UN TESPİTLERİ ÜZERİNE

Eşref Çetinel yazdı







Devlet sadece tabaları olan insanlarının seçtiği “seçilmişlerinin” yetki ve sorumluluklarında var olup büyümez..




BU nedenle Maliye Bakanı Sn. Sunat Atun’un “İktisadi ve Mali İşbirliği Protokolünün” KKTC için büyük fırsat olduğunu söylemesi kendi görüşü ile sınırlıdır. Bu görüşün KKTC’nin sosyoekonomik politikası olabilmesi, zor günler için söylenen “seferberliğe” ihtiyacı vardır..



HATTA “seferberlik” de yetmez.. Daha az kazanmak.. Daha az kâr etmek.. Daha az eğlenmek hatta daha az uyumak, daha çok çalışmak.. Satarken daha ucuza satabilmek, kazanırken aza kanaat etmek!

VE paylaşmak! Devletin hazinesine hakcasına katkı yapacak “vergilerini” bir yurttaşlık ve ulusalcılık bilincinde yansıtabilmek….

VAR mı dünyada böyle bir ülke bilmiyorum ama en azından ulusal ve etik değerler söz konusu oldu mu iyi yurttaşlık tanımları yapıldı mı öyle olması gerektiği yollarında hem yasal hem dini akidelerden derlenmiş kanunlar nizamlar da vardır, dualarla ilahi değerler de…

Ha olmuyor, bireysellik, bencilliği de yanına alarak sürüp gidiyor mu?

BU NEDENLEDİR ki aşı ile kabaktan üretilen, dolayısıyla kabak kokulu olan ve dişlerinizi kıracak kadar sert karpuzu yemeye mahkûm olmaktan kurtulmak hiç mümkün olmayacak!..

***

…VE Sn. ATUN KKTC-TC arasında imzalanan son protokolü anarak açıklamasına şöyle devam ediyor:

“TEMEL olan mesele bütçeyi dengede tutabilmektir…”

…Tabi ki iyi niyetine inandığımızca tüm bu öneri ve temennilerden sonra “başarısızlığa” da olası açık kapı bırakmak için şöyle ekliyor: “Zaten bütün dünya bu sorunla boğuşuyor!” YANİ dünya “öyleyse” biz de “böyle” olacağız ama zaten dünya her zaman “öyle” olduydu bizse hep “böyle” kaldıktı! ÖTE YANDAN Sn. Atun bir başka sorunun altını şöyle çizdi: “Devletin gelir düzeyini özel sektör öncülüğünde artırmak!”

“Yani ne” diye soruyorum kendime ve cevabını kendimce veriyorum: “Eğer karpuzu kabaktan değil de kendi çekirdeğinden yetiştireceklerse amenna! Ki:**

ETİN KATEGORİLERİ! Haftada bir gün az yağlı kıyma alırım! Etin en ekonomik en kullanışlısı kıyma yapılanıdır. Ne pişirirsen pişir at içine bir avuç kıyma, (şimdilerde yeni moda ifadesiyle) “mis!”

NEREDE kaldık? Ha, kasaba dedim ki “bana az yağlı bir kilo kıyma..” “Nasıl yani” dedi.. “İşte her zamanki” gibi dedim…

“Fiyat farkları var” ama dedi kasap.. Az yağlı olanın kilosu 190 TL. Orta yağlı olanın 150 TL… Hiç yağı olmayanını sormak gereğini bile duymadım! Anladım ki et de kategorilere ayrılmış.. Yağı bile fiyatını belirleyici oluyor hem de sınıf sınıf!

YANİ hayvan üretiminin artırılması falan yetmiyor. Arpanın samanın fiyatından, ötesi girdilere kadar uygun fiyatlar söz konusu olmalı ki kasabın çengeline takılan hayvan da uygun fiyata satılsın..

Görev her hal ve kârda Tarım bakanının olmalı.. Ki Maliye Bakanı Sn. Atun “hem devlet bütçesini dengede tutsun hem de yurttaşlara yansıtılan ürünler insanların gelirlerini zorlamasın! Artı bir yandan da karpuzu Kabaktan, eti yağından, sütü kaymağından, hellimi pahasından, peyniri tatsızlığından arındırarak… Hem ehven fiyatlarla satışları sağlansın hem de  kaliteleri yükseltilsin.

***

VE BİR ÖTESİ SORUN: Ki Sn. Atun bunu şöyle ifade ediyor: “Devletin gelir düzeyini özel sektör öncülüğünde artırmalıyız…”

Yoksa “devletin öncülüğünde mi özel sektör yaratılmalıdır ki o temenni edilen görev mükellefiyetini gerçekleştirebilsin!

Nitekim 1974’den beridir bu ülkenin hayvancısı çiftçisi asla çözülmeyen sorunlarını haykırarak yollarda yürümektedirler!”

(BUNUN yanı sıra ama bu ülkede gün geldi mesela bir Asil Nadir narenciye sektörünü omuzlayarak hem devlet gelirlerini artırdı hem de işsizliği büyük oranda önledi.. Keza Pandemi döneminden önce turizmle imar iskân patlaması yaşanacaktı. Kısaca “özel sektör, evet Devletin önünü açıyordu… O trendi bir daha yakalayamadık! Çünkü o deneyimleri yaşatacak kalibrede iş insanları olmasına karşın rizokalara girecek kadar atılgan değillerdi.. Kıbrıs Türk Hava Yollarını bu nedenle kurtaramadılardı! ***BİLİR MİSİNİZ ama nedir asıl gerçek? Bu ülkede “cici” dediğimiz demokrasimizin yüzü suyu hürmetine politikacılarla siyasi partilerimizi  bir ayın içinde iki kez hükümet bozup üçüncüsünü kurmaya ittik! “POLİTİKA ile politikacıyı” toplumun en bunalımlı sosyoekonomik sorunları içinde görev başında tutmak gerekirken; memleket sorunlarının sorumlulukları dışına iterek hem rölantiye yatırdık hem de vakitlerini çaldık!

***

DÜNYA ister savaşlarla, ister savaşların da tetiklediği akaryakıt ve ötesi gıda göç sorunlarıyla boğuşsun.

Yada Amerika’da olduğu gibi silahı eline geçirenin kendi çocuğunu kendi halkını keyfine tutumlarda kurşunlayıp öldürsün..

Yada Yunanistan gibi şımarık, haddini bilmez ülkeler büyük ülkelere sığınarak bölgelerini olası savaşların tatbikat alanları haline getirsin!

VEYA tüm dünyada çevre sürekli kirletilsin! Büyük işsizlik sorunları yaşansın.. Bizzat Ahlâk namus denilenlerin denetimleri bile ahlâksız ve namussuz insanların eline geçsin!

EĞER bu dünyanın bir parçasıysak başımızı deve kuşu gibi kuma gömüp kıçımızı ayazlatmaya hakkımız yoktur. Ya bu adada var olacağız ya var olacağız.. Başka çaremiz yoktur!

 









Başa dön tuşu