Yeni pek çok üniversite yolda. YÖDAK üniversitelerin açılması için izin verme mercii fakat denetleme konusunda yeterliliği tartışılmakta. Üniversiteler bölüm açmak için izin alırken ilgili alandan öğretim görevlisi ihtiyacı duyar. Bunun için öğretim görevlisi arayışı başlar. TC’de bile olmayan bölümler, buralarda nasıl açılır insan şaşar. Örneğin TC’de bile taşradaki üniversiteler Zihin Engelliler Öğretmenliği bölümü açmak için öğretim görevlisi sorunu yaşıyor; yok çünkü. Alandan öğretim görevlisi sıkıntısı olduğu için YÖK’e onay için hoca ismi verilemediğinden, ilgili bölümleri açamıyorlar. Ancak buralarda nasıl oluyor da aynı bölümler açılabiliyor insan merak ediyor.
Üniversitelerin kendi sınavlarını yapıp, öğrenci almaya başladığı dönemi yaşıyoruz. Başaran öğrencileri kutluyoruz, başarılarının devamını diliyoruz. Ancak TC’deki aynı bölümleri kazanmakta sıkıntı yaşarken, buralardaki üniversitelerde Diş, Eczacılık, Tıp, Mühendislik, Avukatlık bölümlerini nasıl kazandıkları da ayır bir merak konusu. Ayrıca buralardaki üniversiteler neden TC’deki gibi taban puan uygulamasına ve kontenjan ayarlamasına gitmiyor? Tüm bunlar merak edilen ve altında yatan gizli planlar, insanlar tarafından merak konusu.
Kalite konusunda üniversiteler sıkıntılı. Öğretim elemanı sıkıntısı içinde olan üniversiteler, “uçan hocalar”a emanet. Uçan hocalar buralarda sıklıkla görevde. 2 hatta 3 haftada bir gün gelip, 9 ya da 12 saat arka arkaya ders yapıyorlar. Peki dersin verimi ne olacak? Üniversitede lisans döneminde bir öğrenci aynı günde kaç saat verimli ders alabilir? Bu belli bir sayı 3 saat normal, 6 saat çok fazla olarak dünyada genel kabul görmekteyken, buralarda öğrenciler 12 saat aynı hoca tarafından aynı derste ‘esir’ altına alınıp ders işlenmekte. Verim kesinlikle çok düşük.
Buralardaki üniversiteler dünyadaki üniversite kalite sıralamasında ilk kaçta acaba? İlk beş bine giren var mı acaba? Olmadığını biz belirtelim. Öğretim görevlisi sıkıntısı, uçan hoca olgusu, doktora programlarındaki sıkıntılar, doktora öğrencilerine getirilen mezuniyet kriterleri ve dolayısıyla doktoralı öğretim elemanı sıkıntısı gibi nedenlerle üniversitelerin kalitelerinde problemler yaşanmakta.
Hal böyle olunca YÖDAK ve bakanlığın İlkokul Öğretmenliği (Sınıf Öğretmenliği Bölümü) için ön izin verme konusu, çok tartışma kaldırmakta. Sınıf Öğretmenliği bölümü açmak için bir kere KKTC’de KKTC’li öğretim elemanı sıkıntısı var. Bu bölümden mezun olan öğretim elemanı sayısı bir elin beş parmağını bulmaz. Ön iznin nasıl verildiği bu açıdan bile sorunlu görülmekte. Her üniversite istediği her bölümü açabilir. Ancak uluslararası kriterlere göre bölümlerin açılmasına izin verilmeli. Akla hinlik de gelmez değil hani: İlla ki sınıf öğretmenliği açma isteği gösteren üniversitelere bir öneri yapalım, bu bölümü ücretsiz yapsınlar, hep birlikte ayakta alkışlayalım. Ve kamu yararı güttüklerini göstermiş olsunlar.
Sınıf öğretmenliği bölümüne alınacak olan öğrenciler kimler olacak? Kaliteli öğrenciler mi alınacak yoksa sıradan, vasat öğrenciler de alınacak mı? Yukarıdaki gibi TC’deki Tıp, Avukatlık, Diş, Eczacılık gibi bölümleri kazanamayanların, buralardaki aynı bölümlere elini kolunu sallaya sallaya girebildiği gibi, Sınıf Öğretmenliği bölümü de aynı şekilde mi öğrenci alacak? TC’deki örneğin Hacettepe Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazanamayan, oradaki sınavda çok düşük puan alan öğrenciler, buralardaki Sınıf Öğretmenliği bölümlerine rahat rahat girebilecek mi? Sorunun yanıtı tabii ki evet.
Gelecekle oynanıyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor; böyle gelmiş böyle gider. Toplum doktora, dişçiye, avukata, mühendise kaygıyla yaklaşırken şimdi sınıf öğretmenine de aynı kaygıyla yaklaşılacak. Ancak bu kez durum çok daha vahim olacak. Çünkü bir doktor sadece bir hasta üzerinde hata yaparken, bir sınıf öğretmeni yıllar içerisinde yüzlerce çocuk üzerinde hata yapacak; toplumun geneli yara alacak. Gelecek karartılacak.
Demek ki kimsenin gelecek için de kaygısı yok. Üniversiteler ekonomik kaygıyla idare edilemez. Üniversiteler ürün olarak satılacak mal değil, meslek icra edecek bireyler yetiştirmektedir. Ekonomik kazanç asla birinci plana çıkmamalı. Gelecekle oynanmamalı; ancak görünen o ki tüm kurumlar bu mantıkla hareket etmekte. Bunun dışında bir tek kurum kalmış o da Atatürk Öğretmen Akademisi. Bu nedenle KKTC eğer bir devletse, Akademiyi gözü gibi korumalı. Ekonomik kaygısı olmayan ve dünya çapında diploması akredite edilen Atatürk Öğretmen Akademisi, kültürel bir miras gibi cam kılıf içersinde müzede bir parça gibi korunmalı. Kapatılmasına neden olacak uygulamalara imza atanlar, bunu ceremesini ödemeye hazır olsunlar…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























