Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

At iziyle, it izini birbiriyle karıştırmadan…

Darbeler ciddidir, tehlikelidir, korku vericidir.

Sonuca ulaşsa da ulaşmasa da…

Hedefine ulaşan, yönetimi ele geçiren darbeler gördük.

Olaylara hiç bulaşmamış, sade vatandaşlar dahi kendilerini güvensiz, tehdit altında hissettiler.

Hatırlarım, rahmetli kayınpederim, uluslararası bir şirkette çalışırdı, siyasetle uzak yakın ilgisi yoktu. 80 darbesinde, sokağa çıkma yasağıyla birlikte, evlerde aramalar  başlayınca, apartmandaki komşularla birlikte evlerdeki tüm kitapları kalorifer kazanında yakmışlardı. Romanlar, hikaye kitapları, bizim ağırlıklarından dolayı buraya getiremediğimiz okul kitaplarımız, hatta yaşlıların dua kitapları…

Darbeler paranoyadır. Herkes birbirinden kuşku duyar. Kişisel kinler, nefretler hesaplaşmaya döner.  Birileri durumu fırsat bilir, ihbarlarla hesaplaşmaya gider. Velhasıl korkunçtur…

Ülkede sosyal yaşam da, ekonomik yaşam da kesintiye uğrar. Gerginlik, tedirginlik, insanı bitirir.

1980 darbesinin toplum üstündeki etkisini gidermek en az on yıl almıştı da, Özal’ın “lay lay lom” politikası ülkeyi biraz rahatlatmıştı…

Ama gördük ki, sonuca ulaşamayan darbe girişimin bertaraf edilmesi de en az o kadar ciddi bir iş…

Hafife almaya gelmez…

Şu anda da aynı benzer paranoyalar var. Herkes hala endişeli. Özgürlüklerin kısıtlanması, OHAL, başlı başına sert tedbirler… Umarız demokratik yollarla, hukukun üstünlüğüyle Türkiye bu vartayı atlatır.

Benim derdim en az Türkiye kadar KKTC’deki durum…

Geçtiğimiz gün de yazmıştım, ‘bu iş cadı avına dönüşmesin’ diye.

Maalesef öyle ipuçları sezinliyoruz.

Her aklına gelen “o da vardı, bu da vardı” demeye başladı…

Düne kadar öpüşüp koklaştıkları, kovuşturulmaya başlayınca, ver Allah Allah saldıranlar mı istersiniz, “falanca da vardı, filanca da vardı” diye gizliden adres gösterenler mi… Bir heyecan, bir heyecan. Yani neredeyse, “Ben onlardan değilim” demenin Türkçesi…

Kardeşim; varsa bir bildiğin, gider emniyet görevlilerine ya da yargıya anlatırsın.

Halka korku salmak da neyin nesi. “Madem biliyordun, zamanında niye uyarmadın” derler adama…

KKTC hassas bir bölgedir. Hem de eğer içinde askerin geçtiği bir cümle kuruyorsan, bir o kadar daha dikkatli olacaksın.

Biz her zaman demokrasimizle övünmedik mi? Bekleyin bakalım, araştırılsın, bulunsun, yakalansın.

Bunu yapacak kurumlarımız sağlam, yerinde. Gereğini yapacaklar elbet. Telaşa kapılıp, milleti tedirgin etmenin, gerginik yaratmanın ne alemi var…

Tabii bu arada, hükümetin de halka güven vermesi şart…

Başbakan Özgürgün’ün geçtiğimiz akşam ATV’de, ne dediği anlaşılmayan, nereye çekersen giden açıklamaları gibi değil ama. Konuşmasını ben de izledim. Spiker ‘Kıbrıs bağlantısı var mı’ diye soruyor. Özgürgün, “Evet Türkiye’yle bağlantılarımız var” diye yanıt veriyor. Tabii bu da hemen spekülasyona neden oluyor. İşte onun için ciddiyet diyorum…

Diğer taraftan, Serdar Dektaş’ın tümüyle inkar eden açıklamalarıyla da değil. Yarın öbürgün bağlantılar ortaya çıkarsa, ne diyecek..?

Yine de Serdar Denktaş’ın söylediği doğru olan bir şey var, kurumlarımızın gelişigüzel yıpratılması kötü…

Bunun böyle devam etmesinin kimlere fayda sağlayacağını, kimler tarafından istismar edileceğini de iyi hesap etmek gerek…

YERİN KULAĞI VAR

HÜSEYİN ÖZGÜRGÜN copyHANGİSİNE İNANALIM:

Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün karmakarışık ve “KKTC’de FETÖ bağlantıları var” diye duyurulan açıklamasına karşın, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, “KKTC’de darbeyle ilgili bağlantı olduğuna kimse beni inandıramaz” değerlendirmesinde bulundu. Biri “var” gibi bir şeyler geveliyor, diğeri “inanmıyorum” diyor. Hükümetin acilen toplanıp, işi gereken ciddiyetle ele alması, hiç olmazsa bir tutum birliği yaratması şart.

devrim demir copyHEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ:

Yaşı küçük bir kıza zorla tecavüz eden sanığın yakınları, mahkemeyi izleyen muhabir arkadaşımız Devrim Demir’e saldırmış. Hani böyle durumlarda insanın biraz yüzü kızarır, utanır, hatta sokağa bile çıkmak istemez ama, bu tipler yaptıklarının utancını taşımak yerine, daha da zorbalaşıyorlar. Böyle tipleri kulağından tutup direkt olarak ülkeden atacaksınız ki, bundan sonrakilerine ders olsun. Ama nerede o yürek…

 

ÖNCE ALTYAPI:

Su konusunu aylardır tartışıyoruz. Özellikle suyun belediyelerce yönetilmesi gerektiği ve belediyelerimizin bunu yapacak kapasiteye sahip olduğu savunuldu. Sonunda su geldi ve anlaşma imzalayan belediyelere verilmeye başlandı. Ama bakıyoruz ki, su bir türlü yolunu bulamıyor. Çünkü altyapı çökmüş, borular gelen basınca dayanamayıp patlıyor. Öyle görünüyor ki sağlıklı su alabilmek için biraz daha bekleyeceğiz…

 

GİRNE SUSUZ:

Adanın neredeyse geneline öyle veya böyle su verilmeye başlandı, Girne susuzluk çekiyor. Oysa Girne Belediyesi’nin siyasi olarak bir sorunu da çıkmamıştı. Şimdi bir çok bölge Türkiye’den gelen suyu aldığına göre, Girne’ye yerel kaynaklardan daha çok su verilemez mi? Vatandaş Başkan’dan hem detaylı bir açıklama  bekliyor, hem de hiç olmazsa daha çok su…

DENETÇİNİN KABAHATİ YOKTU Kİ:

Kendilerine de tahsisat verilmesi öngörülürken, sadece Başkan ve üyelere kıyak geçilen Sayıştay denetçileri, yapılan eleştirilerle Sayıştay’ın bağımsızlığına, tarafsızlığına gölge düşürüldüğünü, kendilerinin töhmet altında kaldıklarını söylüyorlar.  Bir şey daha ilave etmişler, hükümetin kadrolarla ilgili düzenlemeleri, kendilerini tatmin etmiş. Sağduyulu bir tutum. Ama aslında kimse kendilerini suçlamadı ki. Başkan ve üyelerin kendilerine ek tahsisat sağlamaları, bu arada denetçileri de yem olarak kullanmaları etik miydi? Eminim onlar da farkındalar da, yine de Kurum’a zarar gelmesin diye bu açıklamayı yapmışlar. Suçlanması gereken onlar değil, yöneticileri ve siyaset…

BU ŞEKİLDE ÖNLEYEMEZSİNİZ:

Bugüne kadar onlarca işçi iş kazasında hayatını kaybetti. Onca uyarı ve cezaya rağmen, ne yazık ki gerekli önlemleri alma konusunda adım atmayı beceremedik. Sonuçta olan, hayatını kaybeden işçilere oluyor. Birkaç gün gündemde kaldıktan sonra, unutulup gidiyor, ta ki yeni bir iş kazasına kadar. İyi de, buna sebep olan işverenlere ne gibi cezalar verildi, daha doğrusu giden canın karşılığı bir ceza aldılar mı? Bildiğim kadarıyla yok. Hal böyle olunca da, bu iş kazalarının önüne geçmek mümkün olmayacak…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Erçin Şahmaran: “Bu ülkede, hayatın içinde olan veya olmayan her kurum, her okul, her dernek, her tarikat, her birlik ne kadar denetleniyor? Kimin ne yaptığı biliniyor mu? Dernek kurmak, birlik oluşturmak, yapacakları ve yaptıkları faaliyetler nelerdir? Var mı bir bilgi ağı, kontrol veya denetleme mekanizması”.

 

DİPTEKİLER

KIB-TEK Yine Sorun: EL-Sen açıklama yapmış, “Kıb-Tek siyasi hesaplaşmaların alanı değil”… Ama biz tersini hiç görmedik ki… Geçen dönem de, ondan önceki dönemlerde de Kıb-Tek her zaman siyasilerin oyun alanı oldu. Bu kez iki ortak kapışmışlar. Keşke sendika geçen dönem yapılanları övme yerine, mevcut yönetimin ne yapmaya çalıştığını da anlatsaydı. İstihdam mı? Geçen dönem en beterini yaşadık. Bu dönem de mi sorun budur? Yoksa tarifeler mi, ne? Bilelim…