Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ASLINA BAKARSAK…

Bu güzel satırlar bir köşede kalmasın,

Gazete arşivlerine de girsin istedik.

Şirin Zaferyıldızı yazdı:
"Sıcak çörek…" diyerek
Dönsün köşeden velespitiyle Ömer Amca
İhtiyar delikanlı
Hep eksik yaşanmış hayatlar
Teninde miras kalan
Savaşların sıcağı…

Hüseyin Garip yazdı:
Otursam yeniden,
Köftecinin Hasan Dayının kahvesinde
Eskimiş hasır sandalyede,
Dönmeden köşeyi Beyazi,
Gelse o tiz sesi,
Soğuk, soğuk,
Güllü sulu muhallebi.
Kış mevsiminde değişirdi nakarat.
Kalonbrama, Kazandibi,
Yemede yanında yat.
Gazete satardı Nihat,
Sokaklarda dolaşarak.
Belli belirsiz sesi,
Bozkurt, Halkın Sesi,
Ses, Hayat.
Sıcak yaz günlerinde,
Sokağın gölge bir köşesinde,
Arpacığın Ahmet Dayı
Soğuk naneli ayranı,
Ahenk içinde bir melodi,
Bardağa vuran kaşığın sesi.
Şak, şak, şak.
Türk Bandabuliyasının dış kapısı,
Zerzevatçı Garip Dayı ve arabası,
İçerden ucuz sebze ve meyvası.
Ve Çarşının otoritesi,
Ahmet Refiğin sesi.
“Hade Garip, Darakse!”
Garip Dayının cevabı,
“Terelliiiiii”

“Teninde miras kalan
Savaşların sıcağı…”

Kimse bunun farkında değildi.
Silaha takıp çıkarılan şarjör sesleri de,
Mataradaki su sesleri de,
Islak yollarda ritmik adımlarla yürürken çıkan bot sesleri de,
Hatta ışığın sızmadığı vakitlerde,
Ki gece tekmil karanlık,
O korkunç sessizliğin sesi de miras kalır insana işin aslına bakarsak…

“O günler bir daha geri gelmesin” derken,
Bunun içindir…

Sarayönü’nde “Ellerin yanacak” şeklinde çığırtkanlık yapan çörekçinin sesi de,
Yaz aylarında aynı bölgede dondurma satan Aylakçı’nın sesi de,
Gelip geçene incitmekten zevk alan Çoronik’in sesi de,
Osman Gezer’in öttürdüğü düdüğün sesi de,
Yaşadığın şehre miras kalır işin aslına bakarsak…

Tutarken ilk sevgilinin elini,
Aslında o iki el büyütecek hayatı farkında değilsin henüz,
O sıcaklık yürür bir yerlere çiçeklenir hayat,
O tuttuğun el,
Avucun avucunda,
Biraz ürkek ve terli,
Yüreğin yaprak misali titrek,
Hani kafesinden çıkacakmış gibi uğuna ölesin gelir,
O ilk sıcaklıktır en büyük miras,
İşin aslına bakarsak…

İlk kış vakitleri dağıtırdı yazdan kalma esmer günleri,
Hangi sokağa düşsen kaybolmazdın bu şehirde,
Doktorlar eve gelirdi bir de şiringacılar,
Hangisini söylesem,
Doktor Saffet Bey az mı koşmuştu evlere elinde çantası ile,
Henüz kimsenin burnu büyümeden?

“Nerede o günler” derken,
Bunun içindir aslına bakarsak…