Köşe Yazarları

Asıl sorun ekonomik virüs


Köşemden: Asıl sorun ekonomik virüs

Bundan iki ay önce gitgide kötüleşen bir ekonomiden söz ediyorduk. Bugün de daha çok kötüleşmesinden yakınıyoruz!

Aradaki tek fark şu ama:  Öncesi bozuk ekonomi  Hükümetin marifetiydi! Şimdiki ise “Koronavirüsün” eseri!

İşte hükümet öncesi o başarısızlığını bugünün virüsü ile kamufle etmeye çalışıyor doğrusu başarıyor da!

Nitekim bir buçuk ay sonra kimse çıkıp “zaten virüs” yokken KKTC ekonomisi battıydı  diyecek halde değil.  “gün” hesaplaşma günü değil!  Çünkü yaşanan felaket tüm kesimlerin,  çalışan insanların zarar gördüğü bir sosyo-ekonomik ortam yarattıydı! Faturasını elbette toplumca ödeyecektik nitekim öyle oldu.. Dolayısıyla önümüzdeki dönemlerde ekonomiyi öne çıkarıp Tatar hükümeti ile hesaplaşma  o kadar kolay olmayacak!

Buna karşılık “serzenişlerin” homurtular haline gelmesi de kaçınılmazdır! Nitekim başladı bile. Örneğin:

Geçtiğimiz hafta Sanayi Odası Başkanı Candan Avunduk yaptığı açıklamasında Hükümeti işaretle Sanayici ve üreticilerin ciddi tepkileri olduğunu, hükümetin hâlâ   yerli üretimi desteklemeye yönelik  sözden öteye gidemediğini dolayısıyla bu kesimlerin  üzgün ve öfkeli olduklarını vurguluyordu..

Öte yandan Ticaret Odası da ayni sıralarda “Kısmi Çalışma Kararnamesinin” getirdiği istisnalar ve sınırlamalar nedeniyle (Kısmi mesai ve Ticaret Desteğinin)  amaca hizmet etmeyen bir yapı oluşturduğundan  yakınıyordu!..)

Ve bir ihtar da “Kamu-Sen”den geliyor  Koranavirüs nedeniyle üç ay süreyle Kamu Görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılmasının bu ay sona erdiğini hatırlatarak bundan sonra “kesinti yapılmasına asla onay vermeyeceğini” bayan ediyordu..

***

Kısaca Koronavirüse sığınılarak bir süre gözden kaçırtılan ekonomik sorunları virüsün etkisi zail olduktan sonra da hükümetin “olağanüstülüğü” sürdürerek devam ettirmesi mümkün olmayacak..

Pekala “yeni bir dönem mi başlayacak!” Tüm mesleki kesimlerin mağduriyet yaşadığı bu dönemde “toplumsal dengeler” nasıl kurulacak?

Bunu neden sordum?  Çünkü 1974’den beridir “ismi var kendi yok Zümrüdüanka kuşumuz misali “ekonomimiz,” aradan kırk yıl geçmesine karşın hâlâ yumurtladı!

Yani kırk yıllık teamül devam etmekte adadaki varlığımızı  Ankara’nın parasal katkılarıyla idame ettirmeye çalışmaktayız!

***

Yalnız dikkatinizi çekerim: Bu ülkede çoğu zaman memurunu bile ödemekten aciz kalan  gelip giden “bütçe fukarası Hükümetlere” karşın…

Fakat bu ülkede yirminin üzerinde üniversite, sahillerde dizi dizi kumarhaneli lüks oteller dolayısıyla “binlerce öğrencilerle turistler” vardı her halde bundan sonra da olacak…

Bu ülkede hem İnşaat patlaması vardı hem o patlamayı oluşturan daire satışlarıyla kiralamalar vardı, her halde bundan sonra da olacak..

Hatta bu ülkede 3. Ülkelerden gelip ülkemize yerleşen  insanlarla  oluşan bir “iskân”  bir kolonizasyon olayı da vardı her her halde bundan sonra da olacak…

Ve bu ülkede her köşede bir banka ve lüks araba satın alma merakı da vardı ki her halde diyorum bundan sonra da olacak!

***

O zaman bir daha sorayım: Ucuna “özel sektör” kulpu da takmış olsak tutun ki bu ülkede Devletin kanun ve kurallarıyla çapımızın çok üzerinde bir “ekonomi” oluştu…

Örneğin “turizme bağlı bir sektör üniversiteler bağlamında oluşmuş  dıştan gelen büyük bir öğrenci potansiyeli oluştu.. Turistlerin, öğrencilerin KKTC’e akıttıkları  parasal harcamaları kayda kuyda girdi…

Fakat hayret! Tüm bu “gelirler, kazanımlar, ötesi vergiler harçlar…

Devletin bütçesine memurlarını bile ödemeye yetecek oranda bir kaynak oluşturamadılar!

Tabi ki  Ekonomistler bunun izahını da yaparlar  zaten yapmaktalar da neye yarıyor ki? Yıllardır battı balık yan gider! Devletin bekasını yüklenmiş hükümetler elleri önde avuçları açık Ankara’yı gözlerler!      Bu kısır ve biçare döngüyü artık değiştirmek zamanı gelmedi mi?

                                   ***           

Kısaca takıldığım: Sendikasızlığın zararı!

Bakın geçtiğimiz hafta “Sendikal Platformun” bir açıklaması vardı. KKTC’de virüs nedeniyle yaşanmayan felaketlere karşın, Hükümetin koronavirüs  felaketine sığınarak ortamı “fırsata” dönüştürme anlayışı içinde olduğunu  vurguluyor ve “eğer maaşlardan kesinti yapmaya devam edilirse eyleme gideceğiz” ihtarında bulunuyordu!..

Peki siz  bugüne kadar gerek turizm, eğitim, tarım, inşaat, bankalar sektörlerinde…

Bu tip hak gaspları sonucu yaşanan mağduriyetler nedeniyle çalışanların eylem yapmasını bir yana koyun, lafını bile ağızlarına aldıklarını işittiniz mi?

Oysa dünya alem biliyor ki “virüs nedeniyle özel sektör çalışanlarının çalışmadığı günlerdeki  ücretlerinden şu veya oranlarda kesintiler yapıldı! Tek bir çalışan çıkıp da şikâyet edemedi ama! Çünkü ne örgütlü sendikaları var ne birlik beraberlikleri..

Ne zaman gerçekleştirilmek istense birileri önlerine androş koyuyor!

Dahası açık seçik deniyor ki “eğer sendikalaşma olursa özel sektör kısa sürede çalışamaz duruma gelir!”

Ne var ki özel sektör çalışanlarının kaderi de “işverenin iki dudağı arasında kalmaktadır!” Devletin bin 500 liralık katkısına karşılık bildiğimce yine “çalışılmadık” günlerin zararı bahane edilerek pek çok “çalışanın ücretlerinden kesintiler yapıldı!”

Böyle denetimsiz, sorgusuz sualsiz bir çalışma disiplini yada sistemi olamaz.  Özel sektör çalışanları sendikalaşmazlarsa sömürülmeye devam edilecekler…

 

 

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı