Ahkâm kesmek istemiyorum. Hele böylesi olağanüstü bir dönemde!
Bir an sonra canını almak için virüsün hangi yurttaşa bulaşacağını bilemediğimiz şu meşum günlerde, doğrusu yaşamın tadı tuzu da kalmadı.
Fakat artan vakalarla ölümlerin aşılanmalar başladıktan sonra artması “güven duygusuna bağlı bir başka sosyal vakıa olmalıdır!”
Aşılandıktan sonra, “virüs artık bana zarar veremez” inancı! Kaldı ki toplumsal alışkanlığımızdır: Bir düdük sesiyle saf saf hizaya gireriz ama “rahat” dendikten sonra top atsalar derlenip toparlanamayız!
Yani “bize bir şey olmaz” derken nihayet sokağa çıkma yasağını da gördük!
***
NE var ki sosyoekonomik kayıplarımız virüsten çok daha hızla ve gitgide artarak devam ediyor.. İspatı da çarşı pazarda elle tutulur gözle görülür “pahalılık” oluyor.. Bir avuç kıyma kırk elli liraya satılıyor. Yağı ile satılanın kilosu 80 TL’i aşıyor!
Tartıdaki iki tane portakal beş altı lira yazıyor! Sebze fiyatları almış başını gidiyor..
KISACA ne yapsanız, üç kişilik bir aile de olsanız, çarşı pazara günde yüz lirayı yatırmazsanız aç kalmazsınız ama sağlıklı beslenemezsiniz haberiniz ola!
***
KİMİN HABERİ OLA? “Asgari Ücret Tespit Komisyonunun. Ki kaç gündür her zamanki gibi tartışıyorlar.. Bir gün İşveren katılmıyor dolayısıyla sonuç alınamıyor, ertesi gün İşçi temsilcisi katılmıyor.Tüm tarafların katılması gerektiğinden dolayı da bir türlü krara varılamıyor!
Ve bu olay her zaman ayni minval, şimdilerde de! Ha, tespit edilen asgari ücret ise 4 bin 400 TL!
***
LAFIN kısası şudur ama:
Bir iş insanı arkadaşım ne zaman “Asgari Ücret Tespit Komitesi” çalışmalara başlasa şöyle derdi: “Her yıl astronomik oranda artırdıkları asgari ücretten dolayı bir iki çalışanımı işten durdurmak zorunda kalırım.”
Yani “memlekette artan işsizliğe katkıda bulunurum” demek gibi bir laf!”
Peki ama işçi hakları ne olacak? İnsanca yaşamı nasıl sağlanacak?
Çok açık seçik gerçeklerde özel sektörün kendi kâr marjını ve tabi ki işyerinin güvenlik ve gelişmesini de gözetmesi gerekirken “işçi hakkı” nasıl sağlanacak?
SADECE KKTC’nin sorunu değil, dünyanın sorunudur ama bu “çaresizliği” çakan kaderselliğin tam karşısında da şu gerçek vardır:
KAMU görevinde çalışanlar yani devlet görevlilerinin maaşlarına hem artan hayat pahalılığı oranında sorgusuz sualsiz zam yapılmakta hem de işçinin artan asgari ücreti oranında maaşları yeniden ayarlanmakta..
DENECEK ki “iyi ama kamu görevlilerinin arkasında kapı gibi devlet var..”
Eğer devlet milletle kaimse ve KKTC bir sosyal devletse yıl içinde memura yapılan zamların belirli kıstaslarda işçinin asgari ücretine de yansıtılması gerekir. Yani akıl mantık ve insanlık öyle der “ama”sı ayrı konudur!
***
KISACA TAKILIĞIM: (KIBRIS SORUNUNDAN NEMALANAN YENİ YETME AB POLİTİKACILARI!)
KIBRIS sorununu Köşemden düşürmek istemiyorum. Çünkü gitgide daha çetrefil bir siyasi sorun haline geliyor.
Mesela kendinden beklenmeyen bir performans ve inatla Sn. Cumhurbaşkanı “devlet de devlet” diyor!” Çözüm olacaksa iki “devletlilik” esasında olacaktır” diyor.. Bizim için esas olması gereken tüm dünya ile kucaklaşmaktır” diyor!
Doğrusu şu ki “bu sözleri işitmek için aradan 46 yıl geçmesi gerekti!” Yani 46 yıl havanda su dövdük! Hem de bakın hangi hayallerle:
MESELA: Rum’un “hayır” bizim “evet” dediğimiz şu Annan planı vardı ya! O plan sayesinde Türk ve Rum halkları öylesine kaynaşıp ortak siyasetlerde birleşeceklerdi ki mesela:
Kıbrıs Türk devletinde sürekli ikamet eden Kıbrıs Rum Devletinden bir Kıbrıs vatandaşı.. Temsilciler Meclisi seçimlerinde Kıbrıs Rum devleti adayları için oy kullanabileceklerdi! Ve tabi Güney’de ikamet eden Türk seçmen de Kuzey’de kendi adayları için oy kullanacaklardı..
Aynen Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında olduğu gibi hiçbir konuyu, yasayı sonraya bırakmadan tümünü de “plana” sokuşturuverdilerdi..
Çünkü çok aceleleri vardı şöyle ki iki toplumu alelacele kaynaştırma hedefinde!
ARADAN yıllar geçti. Plan uygulansaydı şimdi nasıl bir siyasi konumda olurduk bilmiyorum ama en basitinden şu anda ayaklarımızın bastığı bu toprakların yarısı Rum tarafına geçerken, bir diğer yarısının da kim bilir başına neler gelirdi!
NE var ki süreç bitmedi.. Bu kez Doğu Akdeniz’de, İyonya, Ege denizinde devam ediyor. Üstelik artık sorunun Fransa’sı da var Mısır’ı İsrail’i de!
Nitekim dün Yunan Dışişleri Bakanı Miçotakis Güney’e geldi Anastasiadis ile görüştü.. İzleyecekleri ortak taktik içinmiş! Sonra da Kudüs’e geçecek dendiydi, Netenyahu ile görüşecekmiş..
YANLARINA aldıkları Makron ile birlikte ki ben bunlara “bölgenin hacıyatmazları” diyorum, tek bir ortak dertleri vardır: “Türkiye!” Hepsinin de sıçrama tahtası oldu! Ötesi dünya politikalarına bile Türkiye üzerinden geliştirdikleri siyasetlerle atlıyorlar..
“Sen neymişsin be Türkiye” diyeceğim de gene “bizimkilerin” canı sıkılacak!
































