Erdoğan ve Akıncı siyasette zıt dünya görüşlerine sahip olsalar da ortak noktaları da var.
İkisi de alttan güreşerek o günün şartlarında sürpriz bir şekilde belediye başkanı seçilerek siyasete girdiler. İkisi de “belediyeci.”
İkisi de askeri ve bürokratik vesayetin siyasetteki ağırlığına karşı duruş göstermiş ve siyasi bedel ödemişler.
İkisi de her fırsatta siyasi cesaretlerini göstermekten kaçınmıyorlar.
İkisi de siyasi cesaretlerini hassas konularda ön plana çıkartıp seçmen nezdinde ayrıştırıcı ama içten inanan partiler üstü payda yaratıyorlar.
İkisi de karşı durdukları askeri vesayetin hazırlık okulunun Kıbrıs olduğunu düşünüyor.
İkisi de Kıbrıs’a, Kıbrıs sorununun ötesinde “Kemalist” düşüncenin arka bahçesi olarak bakıyor.
İkisi de Kıbrıs’ta barışın önündeki en büyük engelin bu “Kemalist” düşüncenin sahipleri ve onun “yerli iş birlikçileri” olduğunu düşünüyor.
İkisi de “Kemalist” düşüncenin temsilcilerinin belini kırmanın yolunun Kuzey Kıbrıs’taki iç siyasetteki dengeleri ortadan kaldırmaktan geçtiğini düşünüyorlar.
İkisinin de Kıbrıs ile ilgili ezber bozan yaklaşım ve söylemlerinin esas sebebi de budur.
İkisi de farklı ölçeklerde de olsa “yeni siyaseti eskimiş devletin” üzerine koyma mücadelesi verdiklerini düşünüyor.
İkisi de konu Kıbrıs politikasında siyaseti devletin üzerine koyma mücadelesi olduğunda en büyük engel olarak rahmetli Denktaş’ı görmüşler. İkisinin diğer ortak noktası da Denktaş’a olan “alerjileri.”
İkisi de batı ve emperyalizm karşıtı görüşlerine rağmen siyasette yükselişlerinde batının desteğini bir şekilde almayı “başarmışlar.”
İkisi de “tahmin edilebilir” oldukları sürece askeri vesayete ve geleneksel Türk siyasetine karşı tutumlarından dolayı “batı” tarafından onore edilip desteklenmiş.
Ama ne zaman ki bir tanesi “kandırıldık” deyip kendi başına buyruk siyasi bir karaktere büründü o destek ortadan kalktı. Ona batı tarafından verilen destek şimdi onu siyaseten ortadan kaldırmaya dönüştü. Bu ikisinin Kıbrıs konusunda gelip karşı karşıya kalacakları nokta da batı ile olan diyalogları olacak. Biri Kıbrıs’ta çözüme bir koz, bir araç, diğeri ise ille de ulaşılması gereken bir sonuç olarak bakıyor. Bu sürecin hızını ve içeriğini kim belirler tartışması yaşanacak. “Yavru kardeş” Annan Planı’ndaki Erdoğan ile şimdiki arasında fark var, “kandırıldık” deyip, abisi gibi kendi başına buyruk bir siyaset söylemine “batıyı” da arkasına alarak başlarsa seyreyle sen festivali.
Şimdi “yavru kardeş” olana diğerinin karşısında cesaretle durduğu sürece destekleneceğinin sinyali veriliyor. En son ABD Dışişleri Bakanı aramış. Seçimlerden dört gün sonra aradığı için Akıncı’yı seçildiği için mi yoksa Erdoğan’a duruşundan dolayı mı aradığı belli olmadı!
Bu ikili ortak noktalarını hatırladıkları sürece geçen hafta yaşananlar yaşanmayabilir. Benzeri polemikler yaşanırsa da bu ikilinin ekiplerine onlara ortak noktalarını hatırlatma görevi düşüyor.
Allah ekiplerine ve arabulucu siyasetçi, diplomat, sözcü ve gazetecilere kolaylık versin çünkü her ikisinin diğer ortak özelliği de en son söyleyebileceklerini en baştan söylemeyi seviyor olmaları.
Geçen hafta Kıbrıs Türkü sandığa giderken bu ikiliyi ayni anda hayatımıza sokacağımızı ve bunun olası sonuçlarını düşündük mü?
Cevap “evet” ise bu bile tek başına Kıbrıs Türkü’nün çözümü ne kadar korkusuzca istediğinin bir göstergesidir.
Bu yazının büyük bir bölümü ikinci tur seçimlerinden üç gün önce yazdığım yazıdan alıntıdır.
































