Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ARTIK DEĞİŞMELİYİZ. HEM DE TEPEDEN TIRNAĞA. KÖKTEN!   

Aşağıda “misal” olsun diye Anlatacağım olayı bana da rahmetlik Taşkent Atasayan anlatmıştı.      Olay İngiliz sömürge döneminde Limasol’da geçiyordu,  şöyle:

“DEVLET  dairelerinin henüz mesaiye başladığı bir sabah İngiliz’in  memurlarından bir müfettişi Limaasol’daki posta dairesini denetlemeye gider. Tabi ki haber vermeden.

Pul satılan gişemsi bölüme uğrar. Görevli memurun çekmecesindeki pullarla sattıklarından tahsil ettiği paralara el koyup sayar. Bakar ki satılan pullarla tahsil edilen paralarda 3 kuruşluk bir açık var. Nedenini sorar görevli memur durumu şöyle açıklar.                                                                           EFENDİM ben her sabah buradan geçen gazeteciden fiyatı üç lira olan bir gazete satın alırım. Bugün bozuğum yoktu çekmeceden üç kuruş aldım. Daha sonra yerine koyacaktım..”

İngiliz müfettiş görevli  memurun özrüne aldırmaz raporunu yazar..

Sonuç şu : Pul satıcısı görevli memur bir daha asla devlet kademelerinde çalışamamak şartıyla  işinden tart edilir! Yani resmen işten atılır!

NEDENİ ise şudur: “Bugün geçici olsa da 3 kuruşu alan yarın dört beş kuruşu da alır!” Dolayısıyla ne olur? Yerine koyacağım diye aldığı parayı gün gelir yerine koyamaz! Hem görevini kötüye kullanmış hem devletin kazasından parayı çalmış olur..

KARAR? “Tart” olur! Yani pul satan görevli memuru işten atarlar!

Denecek ki “hadi canım sende! 3 kuruş para için onca yıllık memur işinden  atılır mı?”                           Atılır kardeşim! Bakın son zamanlarda  bizde de benzeri bazı olaylar görüldü, suçluları sabit olduğundan yargılanıp cezalandırıldılar!       Ne var ki çok ender görülen cezalandırmalardandı.                                                         ***                                             BU ETİK DURUŞA  KARŞIN şöyle diyelim ama:                KKTC’nin deve misali  zaten doğru olan hiç bir yeri yoktur ama “görev istismarında” devleti zaafa düşürecek kadar sorumsuz ve vicdansız “memurları” vardır ki sayelerindeKKTC yüzen değil, sürekli batan gemi durumuna düşürüldü!

BU DURUMA düşmenin bir diğer nedeni de “hak” olarak bellenen sendikalaşmalar sonucunda tek bir devlet görevlisinin kılına bile dokunulamadan çoğu zaman  denetlenmesine  yönelik karşı çıkışlardır!   ÖTE YANDAN eğer görev istismarında bulunan zanlıların sorgulanmaları siyasi iktidar  partilerine kadar uzanmış ve olumsuz etkiler yaratıp söz konusu “partiyi” şaibe altına sokacaksa;  o zaman da  “sorunların ve yolsuzlukların kapatılıp üzerlerinin örtülmesi mümkün hale getirilmiştir! Kısaca “partizanlıktan” söz ediyoruz!

NE VAR Kİ benim asıl söylemek istediğim şudur: “Devlette ciddiyet kalmamıştır!” Her seçim sonrasında biraz daha kabaran “kamu görevlileri” sayılarına karşın Devlet, Kurumlarıyla birlikte beterince laçkalaşarak  batmaktadır!

ARTIK bu konuda fikir edinmek için ülkedeki tüm “sorunlara” maydanoz gibi kıyılıp misal teşkil ederken “darbımesel” halini alan KIB-TEK’in durumuna bakmak yeter de artar bile!

Devletin ve halkın gözleri önünde sadece eriyip ufalanıp şaibelerin bam tellerinde çalınmakla kalmadı! Kendisi gibi “parasal gelir giderlerle” uğraşan Kurumları da hem kötü alışkanlıklara  hem de görev istismarlarına  mayaladı! Unutmayın bu ülkede “hakkımızdır” diyerek devreye sokulan grevlerde halk, elektriklerinin kesilmesi tehditleriyle bile karşı karşıya da kaldılardı! Devam ediyorum:

***

ÖNCE ŞUNU BELİRTEYİM. Uzun yılların  köşe yazarı olmama karşın yazılarımda “ben” kelimesini çok az kullandım. Olaylarla kendimi örneklemekten hep kaçındım. Beş on hatıramı da yazmışsam eğer “biz bizler” diyerek sosyalleştirdim..

DOLAYISIYLE:  “Bürokrasinin” nasıl yerlerde süründüğünün binlercesi olayı arasında “ben” diyerek kendimden bir olayı Köşeme aktarmak zorunda kaldığım için canım  sıkılmış da olsa yazık ki olayın sadece tanığı değil, mağduruyum da!                                                ***

OLAY ŞUYDU: Bayramın birinci günü öğleden sonra çok kısaca tansiyon ve bir nevi sarsaklık  olması gereken “vertigo”  rahatsızlığımın nüksetmesi nedeniyle Mağusa hastahanesinin İlk Yardım ünitesine kızımın refakatinde gittim..

Görevde bir tek doktor var bir iki de  hemşire! Ve salonda bekleşen onlarca hasta! Rahatsızlığımızı anlattık, “muayene sıramızı beklememiz” için bizi   bekleme salonuna buyur ettiler.. Oturduk ve başladık beklemeye..

Ki bizden önce gelen hastalar meğer saatlerdir beklemekte! Kısaca dolap bir doktorla dönmüyordu!

Beni baş dönmesi nedeniyle sıkıntılar bastı.. Olacak gibi değil, lamı cimi yok, Devletin hastahanesinde cartayı çekeceğim, ne soran var ne arayan!

VE her halde durumları benden daha beter öteki onlarca hasta da ayni sıkıntılarda bekleşiyorlar!

HEMŞİRE hanıma sorduk. Bayram olduğu için doktor sıkıntısı varmış. Görevde sadece  tek bir doktor varmış! Yani ne? Doktorlar tatile çıktılar!

BİR saate yakın bekledikten sonra kızıma “kalk falan özel hastahaneye gidelim” dedim.. Ve gittik.  Ucunda ödenen okkalı bir para da olsa  yıllardır ne olup olmadığıma nazire  bir ayak üstüne hemen yapılan tahliller sonucunda sağlık yönünden  neyim eksik neyim normal hepsini de öğreniverdim..

HATTA o tahliller sonucunda yazılan reçete ile kullanmam gereken takviye ilaçları da öğrendim.. Sonuçta parayı alan aldı ama  veren de sağlığı yönünden tatmin oldu…      VE ekleyim:

HİÇ tapu dairelerinden birine düştü mü yolunuz!

YADA uzağa gitmeden yazayım: 48 yıldır bu ülkede yüzlercesiyle araba trafiğe çıkmaktadır  söz konusu arabaların muayenelerinden ötesi ruhsatlandırma ve  tazelenmelerine yönelik işlemlendirmelerde  tırnak kadar bir iyileştirme görüldü mü? O can sıkıcı beklemeleri normalleştirecek en küçük bir iyileştirmeyle yenileme gerçekleştirildi mi?. Ama sanal olarak diyorlar ki şimdi verilen hizmetler eskiye göre daha iyidir!

YANİ bu topluma azıcık “daha iyi” olmak yetip artmaktadır! Bir lokma bir hırka tevekkülünde!

***

KKTC’Yİ OLGUNLAŞTIRAMADIK: Oysa ne diyorduk yıllardır? Eğer “yönetim erkimizi” ödünsüz ve koşullarımıza uygunluğunca yönetmek istiyorsak   sadece bu konularda Güney’i kopya etmek bile bize yetecekti..     Kİ orada hâlâ Kuzey’den Güney’e geçip zorunlu ve resmi işlerini yapmak, evraklarındaki boşluk ve eksiklikler  için Güneye geçen yurttaşlar çok iyi bileceklerdir; bürokrasinin efendiliği vardır. İş bitiriciliği dolayıyla ciddiyeti vardır..

YANİ onlar hastahanelerinin polikliniklerini yortu günleridir diye ne doktorsuz bırakırlar ne hemşiresiz ne ilaçsız!                                                                                          ***

NE DİYORDUK? Merkeziyetçi ve hantal bürokrasiyi yenemedik dışlayamadık!                               Bakın bir süredir bazı medya kuruluşlarımız eski yöneticiler idarecilerle falan konuşup bugünlerin sırrını çözmeye çalışıyorlar..

Hatta bugünkü “yönetim takımlarını” acemelik, iş bilmezlik ve dolayısıyla devleti yönetecek çapta olmadıklarının yorumlarını yaparak mesela mevcut iktidarı işaretleyip suçluyorlar!

OYSA bu günün Ünal Üstel Koalisyon hükümeti gökten zembille inmedi! Tam aksine 1974’lerden beridir silsile halinde ve seçimlerle gelip giden hükümetlerin bir devamıdır..

Göreve gelirlerken “en iyi şekilde yöneteceklerine yönelik yeminlerine karşın oluşturdukları Hükümetleri; kendilerinden önce elene elene istifa ede ede artık memleketi yönetecek takım da bırakmamacasına çekip giden siyasi takımdı!

Nitekim son çığlıkta gelen Üstel Koalisyon hükümetine hâlâ “durun bakalım ne zaman istifa edecekler” sorgularında yaklaşıyoruz.. Yani “gelenlerle gelenlerin artık yoktur birbirlerinden farkları!”

İŞTE devleti bu badireden kurtarmak gerekir. “Başkanlık sisteminin” de bunun için denemesinde yarar vardır.. Çünkü artık bu gemi Çatanalarla bile yüzdürülemeyecek hantallık ve kronik hastalıklı yönetimler esamesine düştü!

Öyle geldi böyle gidecek inadının kime ne faydası var ki? Daha çok batmak daha çok kaybetmek uğruna!

PARAYI veren