Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Ansızın hatırıma geldi”

“ANSIZIN HATIRIMA GELDİ” dediklerince hatırladım:  1974’den beridir tüm sorunlarımızın tek sorumlusunun “siyasi çözümsüzlük” olduğunu yazıp söylüyoruz ya!..  Şimdi  büyük pişmanlık duyuyorum!

Çünkü yıllarca  siyasi çözümsüzlüğü sorunlara kulp olarak takarken, “sorumluların sorumsuzluklarını meşru hale getirdik!”                                                                     Onlara “başarısızlıklarıyla basiretsizliklerini”  savunma hakkı verdik!                                                     “Çözümsüzlüğü” toplumsal kalkınma ve istikrarımızı sağlamanın önünde aşılamayan bir engel olarak takdim ettik!

VE Devlet iddiasının ahkâmlarında siyasi partilileşmelerle seçimlerden seçimlere sandıklara koşarken,  “başarıları, olumluları, yatırımları, takdir görmeyi gerektiren icraatlarla onları gerçekleştirenleri değil…                                                                         “Olağanüstü siyasi açmazlarla çözümsüzlükleri kendi çıkarlarıyla    siyasi ihtiras ve egolarında  fırsata çevirenleri oylayıp öne  çıkardık!

KISACA siyasi çözümsüzlükle çözüm yollarında uzayan olağanüstü gelişmeleri  “kişisel fırsatlarımızın”    kazançları yapar ve yukarılara tırmanırken; gerimizde bıraktığımız “Devlete” kakma salladık!                              Yetmediği yerde horladık, yettiğimizce sömürdük, iliğine kadar kanını emip şişinirken, tutun ki henüz gündemden çekip gitmediği için misalin meseli olan işte öylesi bir “güçsüzler ve kimsesizlerin barındığı yurtlar da  yarattık!..

BAŞKA? Alavere dalavere yarattık! Çevre pisliği, çarpık yapılaşma yarattık!

TÜRKİYE yaptıysa, gerçekleştirdiyse oldu bitti ama iş yapmak, bayındır bir yurt  haline gelebilmek yollarında çalışmak bize kaldığında; elektriksizlikle yolsuzlukları.. Pahalılıklarla fırsatçılıkları.. Vurgunlarla alavere dalavereleri,  haksız kazançlarla rant ekonomilerini yarattık!                                                                                               ***                                                             VE SONRA dönüp yarattığımız tüm sorunlara “siyasi çözümsüzlük” kulpunu takarak beceriksizliklerimizle basiretsizliklerimizi meşru kıldık!

İŞTE BU   nedenlerden olmalı, bir ömür olanca sorunlarımızı siyasi çözümsüzlüğe boca ederek sütten çıkan ak kaşıklar gibi kendimizi masum ve günahsız addettiğimizin sanal gerçeklerinden dolayı  pişmanlığımı  yaşıyorum..

Ki bir ömür olanca günahlarımızla başarısızlıklarımızı Rumların saldırı ve siyasi tutumlarına bağlayıp kendimizi haklı göstermek için çabaladık!

“Çözümsüzlüğü” her bir sorunun tek nedeni   olarak gördük öyle söyledik!

VE İŞTE hep birlikte bir kez daha gördük bir kez daha yaşadık: Biz gerçekte kendi “güçsüz ve kimsesiz insanlarımızı” bile sırtaramayacağımız kadar aciz bir toplumuz!

Bir iki adımlık yurdumuzu temiz tutamayacak, elektrik kesintilerinden kurtaramayacak, beş on kilometrelik yol yapamayacak, mevcudunu onaramayacak, mesire yerlerimizi pislik deryasına çevirirken adına sanayi denilen bölgelerimizi bile derbederlikten kurtaramayacak.. Bir yurdun insanları yöneticileriyiz..                                                                                  Ve 47 yıldır birbirimize kazık atarken  “çözümsüzlük” bahanesine sığınan bir toplumuz ki Türkiye elini üzerimizden çekse kendimizi  Güney’in sultasında  değil, kucağında bulacağız!

ARTIK bu “makûs talihi” kırmak zorundayız. Devletsek devlet gibi hareket etmeliyiz. İnşallah gerçekleşir…

***

BİR DE GÜNEY’DEKİNE BAKALIM: Kuzey’den başlamışken komşumuzu es geçmek mümkün değildir..1974’den beridir  bize reva görmediği fenalık, yapmadığı kötülük kalmadı!

Nefret dolu bir toplum ki “bir yanağına vursalar  çevir diğer yanağını da vursunlar” diyen Hz. İsa’yı mezarında hoplatırlar!

Sadece ırkçılık değil, emperyalizmin dik alasında tüm Kıbrıs’ın mutlak sahibi olmak isterlerken Türk halkına yapmadıkları mezalim insanlık dışı muameleler kalmadı! Üstelik ayni siyasi tutumu sürdürüp götürmekte de kararlılar.

Kendilerine Türkiye ve Türkler karşısında “mazlum ve mağdur”rolü biçerek yıllardır oynadıkları oyun ise   ne itti ne de bitti!                                                                                                                  ***

BİR YENİ PARANTEZ AÇIYORUM: Ve Sn. Tatar’a dönmek istiyorum. Şöyle ki “tanınmamış bir devletin yüklendiği Cumhurbaşkanlığı görevini layıkıyla sürdüremeyeceği tahminime karşılık; tam aksine çok da iyi götürdüğü inancımda..

Nitekim son çıkışı ile sadece Rum tarafını şaşırtmadı, politik manevrasıyla da şaşırttı..

Nitekim beklenmedik bir dönemde İngiltere’nin Güney’deki Büyükelçisine “Kıbrıs siyası sorununu farklı bir ortamda görüşmek için tarafları yani Anastasiadis ile kendilerini Londra’ya davet etmelerini önerdi.”

Yıllardır müzakerelerde  BM’lerle zaman öldüren Rum tarafına yönelik bu siyasi girişim “değerlendirilmelidir” diye düşünüyorum. Çünkü İngiltere sadece garantör ülkelerden birisi değil, ayni zamanda Kıbrıs’ın da kapsamında ve üyesi olduğu “İngiliz Uluslar Topluluğundadır.” (Commonwealth)

YANİ Kıbrıs siyasi sorunu en az Türkiye ve Yunanistan kadar da İngiltere’nin muhatabı olduğu bir sorundur.. Çünkü adadan ayrılırken  adı hâlâ Birleşik Krallık olarak anılan İngiltere’nin marifeti ve bıraktığı mirasıdır!

Dolayısıyla Sn. Tatar’ın bu teklifinin önemsenmesi gerektiğine inanıyorum.. En azından BM’ler Sekreterliğinin çabalarına karşın hem sorununun daha çok farkındadır hem içindedir..                                                                                                        ***

RUM TARAFINA dönecek olursam:   Ne yaparlarsa yapsınlar hangi siyasi kulvarlarda koşarlarsa koşsunlar…

Bir gün bu adada biri Güney’de Rum, diğeri Kuzey’de Türk iki egemen devletin var olduğunu kabul edecektir!

Bu adada   bu iki toplum “varsa” birlikte ve arkadaşça iş ve güç birliği içinde yaşamasını da kabullenip birbirlerinin “egemen devletlerine” tahammül göstereceklerdir. Sorunun çözümü konusunda bir ötesi çözüm alternatifi  yoktur…