Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Magazin

“Annem Kıbrıslı olmasaydı mutfakla alakam olmazdı”

REFİKA BİRGÜL YEMEK YAPMAYI TERAPİ OLARAK GÖRÜYOR: “Yemek yapmak benim için terapi gibidir ve birine yaptığım yemeği tattırdığım zaman gözlerinin içinde oluşan mutluluk benim midemde kelebekler uçuşmasına neden olur”

Ahmet VAMIK
“Refika’nın Mutfağı” ismiyle kendi markasını yaratan ve mutfakta harikalar yaratan Refika Birgül, Rakı Festivali etkinleri için ülkesini ziyaret etme fırsatı yakaladı. “Mucize Lezzetler”in mimarı Refika Birgül ile Havadis Gazetesi’ne özel keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. “Kıbrıslı doktor bir anne ve Nevşehirli doktor bir babanın psikoloji eğitimi almış aşçı kızı” olarak kendini tanımlayan Birgül, “Annem Kıbrıslı olmasaydı belki de mutfakla hiç alakası olmayan biri olurdum” diyerek, Kıbrıs’a olan bağını dile getiriyor.

Kıbrıs sizin için ne anlam ifade ediyor?
“Annem Kıbrıs’tan, babam Nevşehir’den üniversite eğitimi için İstanbul’a gidiyorlar ve doktorluk eğitimi alırken tanışıp evleniyorlar. Çocukluğum Kıbrıs’ta geçtiği için Kıbrıs’a geldiğim zaman kendimi tabi ki memleketime gelmiş gibi hissediyorum. Küçük yaşlarımdan beridir yaz tatillerimde sürekli Kıbrıs’taydık. Kıbrıs’ta hellimin tadına ve lezzetine doyamam. Özellikle ‘Enişte’nin Döner’i benim için vazgeçilmez bir lezzettir. Kıbrıs’a her gelişimde yemeden dönmüyorum ve hiçbir yerde aynı lezzeti bulamadım. Şu an Lefkoşa Dereboyu’nda ‘Leman Kültür’ün bulunduğu yer benim dedemin eviydi.”

Yemek serüveniniz nasıl başladı?
“Ben çocukluğumda çok yemek seçen mızır çocuklardandım, sonradan bende bu yemek sevgisi farklı boyutlara taşındı. Ben fazla yemek reçetesi takip eden bir insan değilim, yediğim her yemekte farklı bir tat aramaktan, hep bir tat eksikliği bulmaktan, kendi lezzetlerimi yaratmaya çalıştım. Ailem çalıştığı için küçük yaşta ağabeyimle birlikte onlara yemek yapmakla başladık. Böylelikle kendi tariflerimi yaratmaya başladım. Herkes bana bu tarifleri bir kitapta toplamalısın, bu tarifler kitap olmalı dediği için bende hiçbir profesyonel eğitim almadan tamamen içimden gelerek yarattığım tarifleri bir kitapta toplamaya karar verdim. Bana göre iki tip insan vardır, biri sevmeyi seven biri de sevilmeyi seven. Ben sevmeyi seven ve bunu da yemek üzerinden anlatmaya çalışan birisiyim. Yani insanlara sevgimi onlara lezzetli yemekler yaparak göstermeye çalışıyorum.”

İki tane birbiriyle alakası olmayan lezzeti hiç bir araya getirdiniz mi?
“Mesela kavunlu kısır yaptım ve de çok güzel oldu. Kısırı yaptığın zaman ne kadar su ve yağ ekleseniz de bulgur onları çektiği için mutlaka sert olur ve salata malzemeleri de bunu açmaya yeterli olmaz. Kavun daha sulu olduğu ve ısırdığınız zaman ağzınızda patladığı için kısırın içinde hafif tatlı ve sulu bir lezzet keyfi yaşıyorsunuz. Ben klasik tariflere kendi lezzetlerimi katarak yeni tatlar çıkarmaya çalışıyorum.”


Rakı Festivali’nin ilk konuğu olarak sizin için rakı sofrası nasıl olmalıdır?
“Benim için rakı sofrası kalabalık bir sofra değildir. Rakı sofrasının bir diğer adı da çilingir sofrasıdır. Çilingir sofrasının anlamı dil çözmek. Yani kilitli şeylerin çözülmesi, insanın dertlerini rahatça anlatabilmesi anlamına gelir. Rakı sofrası benim nazarımda budur. Rakı sofrasının bir adabı vardır. Rakı sofrasına oturulduğu gibi kalkılır. Ben meze olarak, kavun, peynir ve haydari tercih ederim ve hangi bölgedeysem oraya özgü lezzetlerde değişebilir.”

Okurlarımıza özel pratik bir tarif verebilir misiniz?
“Biberiyeyi kebap şişi olarak kullanıp, üzerine hellim, domates, pastırma ve biberi geçirip onları kömürde kızartarak pidenin arasına çıkarıp yedikleri zaman tadına doyulmaz bir lezzet olacaktır.”