En azından şunu öğrendik mi? Sürekli söylendiği gibi “çözüme hiç de yakın” değiliz! Çünkü müzakereler başlarken iki taraf arasında varılan uzlaşıya ihanet edildi! Ve her zamanki gibi ihanet eden taraf yine Anastasiadisli Rum liderliği oldu! Çünkü masaya oturulurken “1960 Kıbrıs Cumhuriyetine” ne atıfta bulunulmuştu ne de “federal sistemin temelini oluşturacağı” konusunda her hangi bir karar alınmıştı. Aksine varılan uzlaşı eğer Türk halkından gizlenmemişse şuydu: “Tek devlet, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyet ve siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli iki toplumlu bir federal yapı.” Artı: “Kuzey ve Güneydeki kurucu devletler kendi içlerinde özerk yapıya sahip olacaklardı..”
Böyle bir uzlaşının gerçekleşmesi için de Kuzey ve Güney’in kendi bünyelerinde alacakları kararlarla “fedakârlıklarda” bulunmaları gerekecekti.
MESELA: Barış Burcu’nun da açıkladığı gibi eğer yeni bir federal devlet oluşacaksa yapısal olarak eskiye bağlı kalmadan “yeni” olması gerekecekti. Bu cümleden olmak üzere “Güney 1960’dan beridir adanın tek devleti olduğu iddiasıyla sırtına geçirdiği Kıbrıs Cumhuriyeti cübbesini sıyırıp atacak ve tüm adanın tanınmış devleti oluşundan feragat edecekti.
Buna karşılık Türk tarafı da mesela Annan planında “evet” dediği Kuzey’deki pek çok hakkından vazgeçerken, federal devlete de iki kurucu devletten biri olarak katılacaktı. (Hatırlanacaktır. Rum tarafı hem adanın tek devleti oluş imtiyazını yitirmemek hem de Türkiye’nin hâlâ devam edecek garantörlük hakkını lağvedemediği için 2004 referandumunda plana hayır demişti!)
ŞİMDİ İSTENEN: Rum tarafı artık nasıl bir çözüm tasavvur ettiğini daha açık seçik ortaya koyuyor. Ki bu tasavvuru daha müzakerelerin başında Anastasiadis “Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmesi” olarak ortaya koymuştu. Ne var ki ne Türk müzakerecilerimiz ne de siyasi partilerle ötesi STÖ’i bu beyanatı ciddiye almamışlar dolayısıyle tepki de göstermemişlerdi! Oysa zamanı gelmiş olacak artık Rum tarafı hemen her gün salvo atışlarına tuttuğu Kuzey’e “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı bombalarını yağdırıyor! Sonuncusu da başımızın üzerinde geçen günlerde patladıydı!
KISACA: Rum tarafı KC benzeri azınlık çoğunluk esasına dayalı üniter bir çözüm istemektedir. Siyasi eşitlik falan laf ola beri geledir! Hele TC’nin garantörlüğünün devam edeceği lafı bile müzakerelerin şırak diye sona ermesi demektir! Kuzey’in kendi içinde özerk olacağı falan fantastik bir hayaldir asıl gerçek Rum’un dört özgürlüğü ile birlikte Kuzey’de at koşturtmasıdır!.. Anladık mı?
********* İMAR İSKÂN: (BOŞA GEÇEN KIRK YIL!)
Avcılar “pam” sesi duydular mı “hatırıma geldi” derler başlarlarmış avcılık hatıraları anlatmaya! Biz de öyle olduk. “Pam” sesi işitmeyelim hemen başlarız “yıllar önce” deyip anlatmaya. Neylersiniz ki doğru ama!
Nitekim 1974’den hemen sonra vakta ki elimize 150 bin Rum’un mülkü geçti ve de Güney’den gelen göçmenlerle TC’den kaydırılanlarla yeni ikametler kentleşmeler başladı, “aman” dediydik, “nazım planları yapın!” Bunu 35 yıl önce söyleyip yazmaya başladıydık ki neyse ki geçtiğimiz yıl nihayet Şehircilik Planlama devreye girdi! Çok geç kalındığı gerçeği itiraf edilerek tabi!
Çünkü olan olmuş, Girne, Lefkoşa, Mağusa bir daha geri dönüşü olmayan çarpık yapılaşmalara teslim olmuştu! Şimdi bakıyoruz, Girne’yi nasıl kurtarırız” diyorlar! Bir süre önce çıkardıkları “Beyaz Bölge Emirname Değişikliği” ile de çalışmalara başlıyorlar! Nelerin nasıl yapılacağını göreceğiz. Göreceğiz de soralım.
Kırk yıllık ihmal ve baştan savmacılığın sonucu olan ve artık açık seçik itiraf edilen “plansız programsız yapılaşmalara” gözler Girne’de olsun yeni yeni açılırken, Lefkoşa’nın, Mağusa’nın, Karpas’ın hâlâ sürgit “plansız programsız yapılaşmasını” nereye koyacaksınız?
Çok yazdık tekrar edelim. Bugün Mağusa’da sürekli iskâna açılan alanlarda bir okul yapmak için bile gıdımlık toprak bırakmadılar! Kaldı ki turistik oteller yapacak sahili olsun! Mağusa şaşkın bir imar iskânla hangi yöne doğru niçin büyüyeceğini bilemeden büyüyor! Ekilebilecek tarlalara öbek öbek apartmanlar yapılıyor! Bataklık alanlara ileride çökmeler olasılığı büyük olmasına karşın sürekli evler villalar dikiliyor! Deniz sahilleri çoktan kapatılmış! Mesela Mağusa’dan Boğaz’a, oradan Karpaz’a kadar sahiller evler tesislerle doldurulmuş!
Buna karşılık Türk tapulu on binlerce dönüm topraklara sahip Karpaz’daki bazı yöreler “emirnamelerle” dondurulmuş tek taş oturtulamazken hikmetini bilen yok!
Diyeceğimiz şudur. “Yazık ki 42 yıl geçti ama hâlâ Kuzey’e layık bir “imar iskân politikasının” sahibi olamadık! ********** KISACA TAKILDIĞIM. (ŞANLI SU SAVAŞI!.)
Kıbrıs Türk mücadele tarihi “destanlarla” yazıldı.. Her karış toprağı şehitlerin kanı ile sulandı.. Mağusa’dan Baf’a, Girne’den Leymosun’a hâlâ mücahitlerin Allah Allah sesleri yankılanmakta.. Hâlâ “bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır şarkısı vardır dudaklarda.. Kıbrıs Türk halkı zaten hepten destandır.. Ki Rum saldırılarına vücudunu kalkan yapmış, Cambulat gibi kelle koltukta savaşmıştır… VE ŞİMDİ: Bakanlarımız, Siyasi parti temsilcilerimiz, Belediyelerimiz, sendikalarımız, Türkiye’den akan suyu “Kıbrıslı” yapmak için görülmedik bir savaş vermişler, sonunda “ben suyun sahibiyim iddiasından vaz geçmeyen, kaynağı bendeyse satışını da ben yaparım” diyen Türkiye; bu büyük direniş ve bir kez daha destan yazan “kahramanlarımız” karşısında fazla dayanamayarak, “ben eyledim siz eylemeyin” demiştir! Artık akan suyun başında şanlı KKTC bayrağı dalgalanmaktadır.. (Hamaset buraya kadar. Gelelim gerçeğe!)
İŞTE GERÇEK: Anlaşma gereği şimdilik su dağıtımından tahsil edilen parayı özel şirket veya şirketler cebellu ederken kahraman Kıbrıs Türk liderliği ile su uğruna çarpışan bilumum savaşçılar (sudan gelecek paraları beklerlerken içine düşüp boğulmazlarsa) bir süre daha “yönetim bizdedir” şarkısını söyleyecekler!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























