Köşe Yazarları

ANIT MEZAR, KISIR SİYASET VE BOYKOT…








Başlığa alakasız gibi görünen üç ayrı konu yazdım ama inanın birbiriyle o kadar bağlantılı ki…




Yıllar yılı bitirilemeyen bir anıt mezar. Bırakın bitirilmeyi, zaman zaman berduşlara zaman zaman sokak köpeklerine mekan olan; pislik içinde, hatta su basan bir anıt mezar…



Rauf Denktaş’ın ideolojisini, politikasını destekleyen ya da desteklemeyen herkesi üzen bir olay. İşte bu bizim gerçeğimiz.

Bir toplum, ama gerçekten demokratik olan bir toplum, tarihi kimliği olan bir siyasi liderinin anısına bu kadar saygısız, bu kadar umursamaz ise, o toplumun ürettiği siyasetten kendine de hayır gelmez…

“İzindeyiz, sen olmasan biz olmazdık” falan diye nutuk at, sonra da avuç içi kadar yer tutan bir park yerini mamur etme. Bir apartmandan çok daha ucuza mal olacak bir anıtı bitirme. Nasıl utanmadılar da tören yaptılar, nasıl utanmadılar da hala nutuk salladılar. Babanın mezarı bu durumda olsaydı kabul eder miydin? E, bu da senin “liderim” dediğin insan, üstelik hala parsasını topluyorsun.

Dedim ya gerçeğimiz bu. Sloganlar üzerinden, aslında hiçbir şey söylemeden ve hiçbir şey yapmadan hükümetler kurup, hükümetler bozmak…

Hazır bulduğunu tüket, yerine bir şey koyma, başladığın işi bile bitirme.

Ona dokunmayayım, buna ellemeyim, Türkiye’den alayım, dağıtayım, öyle üretimmiş, yenilikmiş, refahmış, kalkınmaymış, zor işler onlar, olanı kadarıyla yetinsinler, yaşadıklarına dua etsinler, ama ben kazanayım, hep kazanayım…

Sanki üç yıldır iktidarda değilmiş gibi koca koca sloganlar atarım, oyları kaparım. Bana oy verenin derdi zaten ülkenin geleceği falan değil ki, onların gündelik ihtiyaçlarını karşılayayım yeter. Geçen haftalarda 1500 liraydı oy fiyatı, şimdilerde 3 bin istiyorlarmış. Merak etmeyin, buluyorlar, hani o dokunmadıkları, ellemedikleri, halkın hakkı olanı bağışladıkları var ya, bugünler onlar için bedel ödeme zamanı. Hep verdiler, yine veriyorlar…

Öyle bir algı oluşturuldu ki, “Biz bir işe yaramayız. Biz kendi kendimize hiçbir şey yapamayız”… İnsanları buna alıştırıyorlar sanki. Mezara dolan suyu bile siyasetin bulaşmadığı bir kurum, Sivil Savunma boşalttı dikkatinizi çekerim. Sanki ortada bir devlet yok, bir sistem yok…

Ve boykot… Bu düzen devam etsin,  giderek hiç esamemiz okunmasın diye mi?

Boykotçu arkadaşların, ideolojik olarak dünyaya bakışlarını ağırlıklı olarak paylaştığımı söylemem lazım. Çoğu bizden birkaç nesil genç. Yine de biz, onların hiç yaşamadıklarını yaşayanlar olarak onların görüşlerini paylaşabiliyoruz. Ama pasifist olamıyoruz. Ayrıldığımız nokta bu…

Madem ki bu ülkede yaşamaya devam ediyoruz, onlar da yaşıyorlar, o halde nihai hedefe gidene kadar yaşadıkları bu yerin daha da berbat, daha da yaşanmaz olmasına hiç mi itirazları yok?

“Çözüm olmadan asla”… Tamam anladık, biz de istiyoruz. Ama sandığa gitmemekle, çözüm yolunda bir aşama kaydedilmiyor ki… Kimseye faydası yok…

Neredeyse tamamı eğitimli, hem de çok iyi eğitimli gençler. Bu topraklardan tamamen silinip gitme tehlikesine karşı nasıl pasif kalabiliyorlar onu anlayamıyorum. Seçime giren, görüşlerine yakın partilerle, iş bilmez, ilkel şark politikacılarına, kötü yönetimlere ders vermeyi, hadlerini bildirmeyi, “hoop arkadaş, dur orada biz buradayız, ölmedik” demek yerine pasif kalmayı nasıl seçiyorlar? Aldıkları eğitimle bile bağdaşmaz.

Boykotçuların soldan olsun, sağdan olsun, hepsinin; bu hareketleriyle çok daha kötü günlere, belki de geri dönülmeyecek bir aşamaya geçileceğini bildiklerinden adım gibi eminim. Buna nasıl izin veriyorlar.

Bu seçim, aynen 2020’deki cumhurbaşkanlığı seçimi gibi çok kritik bir seçim. Bir kırılma noktası niteliği taşıyor.  Sonucu, son elli yıla damgasını vuracak kadar kritik. Kendilerini değil, toplumu ve toplumun geleceğini düşündüklerini söylüyorlar ama kusura bakmasınlar yaptıkları kitlelerin hiç de çıkarına değil, tümüyle kişisel, tepkisel. İradeye müdahaleden şikayet edenlerin, iradelerini kullanmaktan kendiliklerinden vaz geçmesi nasıl bir şey?

Ve eğer sandıktan mevcudun devamı çıkarsa, bu sonuçtan da belki en çok boykotçular sorumlu olacak. Yani sorunun parçası olacaklar.

 

YERİN KULAĞI VAR

 

OLMAK YA DA OLMAMAK:

Seçimde aklımızı kullanmaz, kişisel çıkar uğruna geleceğimizi ipotek altına alırsak, şikayet etme hakkımız da olmayacak. Amaç Kıbrıs Türkünün zaten yok olmuş iradesini, tamamen yok etmeye yönelik. Birileri bize uymayan elbiseler biçiyor ve bu seçim onlar için bulunmaz bir fırsat. Neymiş efendim, “Kıbrıslı Türkleri adam” edeceklermiş. Ve böyle bir ortamda bile biz, birlikte mücadele etmek yerine birbirimizi yemeyi tercih ediyoruz…

 

YAŞADIKLARIMIZ 4’LÜ HÜKÜMETİN ENKAZIYMIŞ(!!!):

UBP seçime bir hafta kala nihayet bir seçim bildirgesi yayınladı. Hani Türkiye ile protokollere yazdıkları vardır ya asla uygulamazlar, aynen onun gibi yapmayacakları maddeler sıralamışlar. Ekonomik Varoluş Planı başlıklı sayfanın özeti şu; “Bugün ne yaşıyorsak, 4’lü hükümetin bıraktığı enkaz yüzündendir”!!!… Bütçe açığı ve batak bırakmışlar! Yahu kardeşim, 4’lü hükümet Türkiye’den tek kuruş almadığı halde bütçe fazlası vermemiş miydi? Yalanın da bu kadarı. Uçurumun kenarındaki ülke 3 yıldır bunların elinde değilmiş gibi. Bunu gördükten sonra diğer sayfaları okumaya bile gerek duymadım…

 

“REFAH DOLU YENİ DÖNEM”:

İktidar için gün saydıklarını söyleyen Sucuoğlu; “Karmayla dost tanıdık seçimi değil, UBP’ye mühürle, istikrarlı ve refah dolu bir geleceği belirleme seçimidir” diyerek, yeni bir dönem başlayacağını söylüyor. Tatar’da cumhurbaşkanlığı seçiminde “yeni bir gelecek” vaat etmişti, o geleceğin ne olduğunu da gördük. 3 yıldır iktidarda sizdiniz, bırakın refahı, sayenizde eskiyi arar olduk…

 

BİR AİLEYE 3 ARSA:

Lefkoşa’ya bağlı bir köyde, çekirdek bir ailenin tam 3 ferdine kırsal kesim arsası vermişler. O köyden biri de geçen gün bir UBP adayına bunu soruyor. Yanıta bakın, ne kadar pişkin, “verin oyunuzu da halledeceğiz”… Adaletsizlik ruhlarına işlemiş. Herkes kör, herkes aptal…

 

ELEKTRİK KESİNTİLERİ ÜRECEK:

Kışın en soğuk gününde tüm bölgelerde elektrik kesintisi yaptılar. Bal gibi biliyoruz, AKSA üretimi durdurdu parasını ister, Kıb-Tek santralları yetmiyor. Akaryakıt alımı şaibeli, var mı yok mu bilmiyoruz artık. Güneye borçlanıp duruyoruz, onun ödemesi gelince ne olacak düşünemiyorum. Devletin en stratejik kurumunu bir yılda darmadağın ettiler. Utanmadan suçu 4’lü hükümete atıyorlar. Bereket versin ki aklımızı henüz kaybetmedik, herkes neyi ne zaman yaşadığını biliyor…

 

KIBRIS’TA ÇÖZÜM ANSIZIN CANLANABİLİR:

ABD, Trump dönemi politikalarını reddediyor ve Doğu Akdeniz’deki paylaşımlara bir bir nokta koyuyor. Önce Rum, Yunan ve İsrail arasında, Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya taşıma projesi olan EastMed’e desteğini çekti. Arkasından Girit açıklarında sismik araştırma yapan Total ve Exxon şirketleri faaliyetlerini durdurma kararı aldılar. Bunun da arkasında ABD var.  Yapılan işlerin büyük şirketler için karlı olmadığı ortaya çıkmış olabilir. Ama asıl sebep, uluslararası hukuka uygun olmaması. Tüm meseleler, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasıyla alakalı. Acaba diyorum, Kıbrıs meselesi zorunlu bir şekilde yeniden mi gündeme gelecek?









Başa dön tuşu