Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Anayasa profesörlerinden de görüş alınmamış…

Anayasa Değişiklik Komitesi üyeleri dün de Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etmişler. Başta Yüksek Mahkeme Başkanı’nın tepkisi olmak üzere, kamuoyundan şikayetler gelmiş olmasaydı, korkarım üç partinin altına imza attığı taslağı olduğu gibi Meclis’e getireceklerdi. Baştan yapmaları gerekeni şimdi yapıyorlar ve taslağı çeşitli çevrelere anlatıyor, görüş alıyorlar…

Daha önce de yazdım… Gereksiz detaylar, tekrarlar, hayatımıza doğrudan etki yapamayan maddelerden oluşmasını eleştirdim.
O yazıyı yazarken de aklımdaydı; “Acaba en az bir Anayasa hocasından görüş almışlar mıydı?” 1960, 75, 85 Anayasalarımızı düşündüm; beğenirsiniz beğenmezsiniz ama hem İngiltere’nin, hem de Türkiye’nin en sayılı Anayasa profesörleri çalışmalara bizzat katılmışlardı. Benim de hocam olan Bülent Nuri Esen, Orhan Aldıkaçtı, Mümtaz Soysal ve daha niceleri. Ancak kendi kendime, “Mutlaka sormuşlardır” dedim…
Fakat maalesef bir vesileyle öğrendim ki, yapmamışlar. “Ha, evet yapılacak” diye bir cevap aldım. Olacak iş mi yani bu? Yasa yapmak zaten başlı başına bir uzmanlık işiyken, koskoca Anayasa ellenirken, uzmanına sorulmaz mı?..
Dedim ya, çıksa da olur, çıkmasa da, haziranda referanduma sunulsa da olur, sunulmasa da. Hatta ertelense çok daha iyi olur. Ben şahsen, bu haliyle yararlı olacağı konusunda kuşkuluyum…

 

Turizmin belkemiği Pakistanlı gençler…

Turistlerin yoğun olduğu bölgelerde ve özellikle Girne’de, hemen her işletme en az bir Pakistanlı çalıştırmaya başladı.
Bakıyorum da, cafelerden, marketlere, hatta sitelerin temizlik görevlilerine kadar Pakistanlı gençler çalışıyor.
Geçtiğimiz akşam, Türkiye’nin bir yöresine ait yemekler yapan bir işletmede, yabancı bir karı koca mercimek çorbası ve lahmacun sipariş etmekteydiler. Garsonla konuşmalarına kulak misafiri olduğumda, bakalım ne yapacak derken, garsonun Pakistanlı olduğunu gördüm. Şakır şakır İngilizce anlaştı.
Yabancıların müdavimi oldukları diğer başka yerlerde de ağırlıklı olarak Pakistanlı gençler var.
O an fark ettim. Bu insanlar bunca yoksulluğa rağmen, nasıl bu kadar mükemmel İngilizce konuşabiliyorlar? Tabii onlar da bir zamanlar İngiliz sömürgesiydiler. İngilizler Hindistan’dan 1947’de ayrıldılar. Ardından, Pakistan bağımsızlığını ilan etti. Ancak bir tek şey değişmeden kaldı. O da İngiliz eğitim sistemi.
İnternetten baktım… Anaokulundan itibaren Urduca ve İngilizce birlikte veriliyor. Ulusal ve İslami bilgilerin aktarılması dışında, matematik, sanat ve eğitimde İngilizce sürdürülüyor. Bunu da hiç kimsenin zoruyla değil, kendi kararlarıyla yapıyorlar.
Bir de bizim eğitimimizin geçirdiği evrelere baktım. Bizim yaşlarda olanlar, yine bugünkünden daha iyi dil eğitimi almaktaydık. Ancak şimdilerde maalesef devlet okullarında yabancı dil önemini kaybetmiş durumda. Liseden mezun olan gençler, en basit İngilizceyi bile kullanamayacak durumdalar. Türk eğitim sistemini tabii ki benimseyecektik. Temel değerlerimizi, tarihimizi, edebiyatımızı öğretecektik. Ama ulusal eğitimimizi sürdürürken, İngilizcenin ağırlığını da devam ettirebilirdik. Yani şimdi Pakistanlılar bizden daha mı az milliyetçidirler? Hayır, kesinlikle değil. Hatta kültürlerini ve diğer değerlerini bizden çok daha iyi koruduklarını görüyoruz.
Başka birçok konuda olduğu gibi, körü körüne milliyetçilik adına işin kolayını seçtiğimizi düşünüyorum…

 

YERİN KULAĞI VAR
ERCAN ZOR GİBİ: Maraş konusunun gündeme gelmesiyle birlikte KKTC deniz ve hava limanlarının da uluslararası trafiğe açılması seslendirilmeye başlandı. Türk tarafının Maraş’a karşılık deniz ve hava limanlarının açılması önerisine Rum tarafı pek sıcak bakmıyor. Mağusa Limanı’nın AB kontrolünde açılmasına onay veren Rum tarafının, Ercan konusunda ise olumsuz tavrını sürdürdüğü iddia ediliyor. Türk tarafının ise ya tüm limanlar, ya da bu öneri kabul edilmez duruşu ise sürüyor… Ara çözüm formülü giderek yerleşiyor…
BİDEN AÇIKLAYACAK: ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın gelişi müzakere süreciyle ilgili değilmiş meğer. Hiç kuşkusuz iki liderle yapacağı görüşmede görüşmelerle ilgili olumlu mesajlar verecek. Dün de yazmıştım, asıl nedeni şimdilik bilemiyoruz. Gelen haberler bizi yanıltmıyor, Biden’ın ziyaret amacının finansmanını ABD’nin üstleneceği Mağusa ve Maraş’ın da dahil olduğu, Master Planı açıklamak olduğu öğrenildi…
HIRSIZLIKLAR ÇÖZÜLEMİYOR: Dün gazetemizde Duygu Alan’ın asayişle ilgili geniş bir dosyası yayımlandı. Rakamlar ürkütücü. Yıllara göre yaşanan artışa bakıldığında, suç cenneti olma yolunda hızla ilerlediğimizi söyleyebiliriz. Benim dikkatimi, olayların çözülmesi çekti. Uyuşturucu ve cinayetler konusunda polisin başarısı, hırsızlıklar konusunda yok. Yaşadığı apartmana 3 ay içinde 4 kez hırsız giren biri olarak, ben de bunu çok yakından gördüm ne yazık ki. Hırsızların iyi organize olmasından mı, yoksa hırsızlıklara gereken önem verilmediğinden mi bilmem ama böyle…

ARTER’İN YAPTIĞI YASAL DEĞİL: DP’nin Mağusa adayı İsmail Arter, halihazırda Serdar Denktaş’ın tuttuğu bakanlıkların Genel Koordinatörü. Müsteşar maaşı çeken bir memur. Hemen her konuda “aday olarak” beyanat verdiğini görünce, izne çıktığını düşünmüştüm. Oysa öyle değilmiş. Hem o makamı tutmakta, hem adaylık yapmaktaymış. Belki yasa bir süre daha görevde kalmasına müsaade ediyor olabilir. O zaman, o tarihe kadar aday kimliğine de bürünmeyecek…
9 AYDIR TIK YOK: Cumhurbaşkanı Eroğlu, esnafın ciddi sorunlar yaşadığını dile getirerek, bu noktada hükümete önemli görevler düştüğünü söyledi. Bir düşünün, 9 aydır bu hükümet hangi projeyi gerçekleştirip açılışını yaptı, hatırlayan var mı..? O beğenmediğimiz UBP döneminde bile, birçok proje hayata geçirilmişti. Ama CTP-DP hükümeti aradan geçen 9 ayda kriz yaratmaktan proje üretmeye fırsat bulamıyor anlaşılan…
KTHY’NİN DERDİ BİTMEDİ GİTTİ: Kapanalı 4 yıl oldu ama KTHY’nin derdi bitmedi gitti. Hem sokakta, hem de Meclis’te hala daha KTHY konuşulursa, aradan geçen bunca yıla rağmen çalışanlar, hala daha haklarını alamdılarsa, bu işte bir sorun ve altında da bir çapanoğlu var demektir. Ne bitmez meseleymiş bu KTHY meselesi. Yıllardır uzayan mesele olarak bir Kıbrıs sorununu, bir de evkafın su meselesini bilirdik. Son dönemlerde bu bitmeyen dertlere yenileri ekleniyor. Siyaset, sorun çözme kabiliyetini tümden yitirdi sanırım.

ZİRVEDEKİLER
Basın-Sen: Şirketinin çıkarlarını koruyacak diye basın sektörüne giren Temel Bulut, bir anda karar değiştirip, sektörden çekildi. Onlarca çalışanı da haklarını ödemeden ortada bıraktı. Tabii doğru dürüst bir basın yasamız yok. Üstelik basın çalışanları örgütsüz. Yine de Basın-Sen duyarlılık göstermiş haklarını arıyor. Kutlamak lazım.

DİPTEKİLER
Duyarlılıkta Samimiyet: Barikat Grubu, Soma faciasından sonra bir eylem düzenledi. Eylemi, Elçilik önünde yaptı. Protesto da olabilir, duyarlılık yaratma amaçlı da olabilir. Demokrasi sınırları içinde olduğu sürece sorun yok. Ancak, bu ülkede son 3 yılda tam 14 kişi sözde “iş kazası” ile hayatını kaybetti. Bu duyarlı vatandaşlar o zaman bu eylemleri yapmayı neden akıllarına getirmediler? İnsan hayatıysa önemli olan, bu da insan hayatı. İhmalse, ihmal. Duyarlılıklar siyasi hedeflere göre mi şekilleniyor..?

Foto Gündem…

Lapta’da geçen yıl Bekir Kuloğlu’nun öldürüldüğü cinayetle ilgili davada karar açıklandı. Cinayet sanıkları 22 yaşındaki Umut Taş 20 yıl, 19 yaşındaki Mehmet Sait Taş ise 15 yıl hapis cezası aldı