Müzakereler süresince müzakerecilerin çok dokunmadığı dolayısıyle gözlerinden uzak tuttukları “Kıbrıs Cumhuriyeti” her nasılsa “kuruluş yıldönümünde” Anastasiadis’in hamaset nutuklarıyla yad edilirken yeniden gündeme geldi! Ve geçtiğimiz gün kendini “Kıbrıs Cumhuriyetinin devleti” olarak lanse eden Güney Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’in nutku ile bir kez daha takdis edildi! Çünkü evrimleştirip federasyona çevirecekleri bu siyaset kadavrasına şimdi daha çok ihtiyaçları vardır!.
Nitekim Anastasiadis KC’ini müzakere sürecinin içine iterken şunları söyledi: “Devletimizin ilan ve kuruluşunun yıldönümü, Kıbrıs Cumhuriyeti ve gelişimi için hayatını verenleri onurlandırmak amacıyla elde ettiğimiz bu fırsat ayni zamanda bizi gidişimizle ilgili (müzakere süreci) düşünmeye sevk eden bir vesiledir…”
Büyük laf! Fakat eksik! Çünkü Kıbrıs’ın bugüne kadar sürüp gelen böylesi bir dünya siyasi sorunu olmasının en büyük sorumlu ve suçlusu zaten kurulurken “yürümeyeceği” belli olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin insafsız ve haksız antlaşmalar üzerine oluşturulmasıdır. En büyük talihsizliği de başında Makarios gibi kilise çıkışlı bir Rum liderinin siyasi hatalarına kurban edilmesidir! 1963’de yıkıldığından beridir üzerimizdeki lanetini hâlâ atamadık! Ki o KC’i binlerce insanın hayatına, göçlerine, mülklerini kaybetmelerine, istikballerini karartmalarına neden olduydu!
Nitekim Anastasiadis de KC’inin felaketle sonuçlanmasına değinirken, “bizi toplumlararası çatışmalara, iç savaş gibi acı veren ve 1974 Türk istilası felaketi ile doruğa varan bir dizi acıklı olaya götürdüğünü düşünmemiz gerek” diyor ve şöyle devam ediyordu:
“O zamandan beridir yurdumuzun bölünmüşlüğü ve yüzde 37’si mutlak Türk denetiminde işgal altında tutulmakta ve bu kabul edilemez durumu yaşamak zorunda kalmaktayız!..”
Fakat Anastasiadis’in asıl güçlü vuruşu şöyle oldu: “Ayni zamanda şunu açıkça belirteyim. Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın bize şüphe ile bakmak için sebepleri olduğunu kabul etmeme rağmen, adlarına müzakere ettiğim Kıbrıs Rumlarının mevcut olaylardan meşruluk kazanan endişelerini bir kenara iterek, haksız endişeleri tatmin etme niyetinde olmadığımı vurgulamak isterim…”
Anladınız değil mi? Türk halkının Rum halkından korkmasını kabul ediyor ama bu endişelerin yüzü suyu hürmetine TC’nin garantörlüğünü asla kabul etmeyeceğini de özellikle hatırlatıyor!”
PEKALA GÜVENCE? AnAstasiadis her zamanki gibi “çözüm olduğunda Türk halkının korkmasına gerek olmadığının güvencelerini şöyle sıralıyor:
“Kıbrıs Türk toplumunun anayasal hak ve yetkilerinde Rum devleti ile eşit şekilde kendi meşru federal devleti olacaktır.”
“Kıbrıs Türk toplumu tüm devlet organlarında temsil edilecektir. Hakları anayasa ile korunacaktır.”
İnsanın yeme de yanında yat diyesi geliyor. Çünkü Anastasiadis’in diline pelesenk o Anayasanın, Makarios tarafından 13 maddesinin değiştirilmek istenmesi nedeniyle yıkıldığını söylemiyor!
DAHASI: Söylemediği daha pek çok kanlı canlı olaylar vardır: Mesela Makarios tarafından yıkılan KC’nin hemen ardından “kanlı Noel” hareketi ile Türk halkının Eokacılarla Yunan askerleri tarafından kıyılması, 103 karma köyden kaçarken göç yollarına düşmesi. Dört yıl kan kusması, 1974 Türk Barış Harekâtına neden olan “darbenin” hazırlıklarının bu süre içinde yapılması!
Anastasidis “söyleyemediklerine” nazire adeta “son sözüm budur” dercesine şunu söyleyebiliyor ama:
ALTIN VURUŞ: “…Bundan dolayı “üçüncü tarafların” ülkemizdeki askeri varlığında veya garanti, müdahale haklarında ısrar etmelerinin aşırı ve haksız olduğuna inanmaktayız.. Bu haklar Kıbrıs Türk tarafının tarihi talebi olan siyasi eşitliği Kıbrıs’lı Rumlar aleyhine çarpıtmaktadır!”
HEPSİ BU! Müzakereler süresince pek çok konuda ısrarcı oldum! Kendimi bile usandıracak tekrarlarım oldu! Şimdi dilimden ve “köşemden” düşürmediğim o tekrardan birini tekrar ediyorum: “Rum tarafının hedefi kesinlikle ve tüm unsurlarıyla “Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs çözümüdür!”
KISACA: Anastasiadis baklayı ağzından çıkardı! Bundan sonra müzakerelerle ilgili açıklamalar yapılsa da önemli değildir. Tüm çözüm başlıkları Anastasiadis’in değerlendirmeleriyle önümüzdedir ve artık Güney’in bizden ne istediğini daha iyi biliyoruz.
































