Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Anastasiadis neden kızdı?

Bugün bayram. Neşe ve sağlık dolu olun hepiniz.

Bu bayramın tüm dünyaya içinde bulunduğu acı elem ve aymazlıktan kurtulup, neşe ve mutluluk getirmesini dileyerek başlıyorum yazıma…
Efendim, bayrama ilginç olaylarla girdik. En çok konuştuğumuz konu “soygun” oldu. Buna “toplumlar arası görüşmelerde yaşanan kriz” de eklenince ülkede tansiyon yükseldi.
Bazılarına Anastasiadis’in toplantıyı sinirlenmeden sona erdirdiğini söylese de, işin gerçeği başkanın gerçekten de asabının tavan yaptığıymış.
Bana anlatılanlara göre, toplumlar arası görüşmeler sırasında Sayın Anastasiadis’in masayı yumruklaya yumruklaya terk etmesi, hiç de öyle cumartesi HAVADİS’in yazdığı diyalogdaki gibi gelişmemişti… Peki ama bu oldukça sakin bilinen siyaset adamı birden nasıl bu hale geldi? Tam da görüşmelerin iyi bir yola girdiği bir dönemde, çıldırıp adeta masayı devirip oradan kaçmasının sebebi neydi?
Bana olayı nakleden kaynaklarıma bakılırsa başlangıçta her şey yolundaymış. Ta ki şoförü gelip Anastasiadis’in kulağına bir şeyler fısıldayana kadar. İşte bu fısıldayış sebep olmuş Rum liderin asvalyalarının atıp, kızmasına. Sizi merakta çok bırakmayayım, çünkü şoförün, Anastasiadis’i bu kadar kızdıracak ne söylediğini merak ettiğinizi biliyorum.
Aslında gariban şoför, olabileceklerden habersiz, başkanına aynı gün bizim tarafta olan soygunu haber vermişti. Ne var ki “Para” lafı geçti mi aklına IMF ve TROYKA gelen Rumların başkan bir anda dellendi. Üstüne üstlük çalınan paranın miktarını öğrenen Anastasiadis daha da sinirlenip masadan ayrıldı. Zira Troyka tarafından sıkıştırılan Rum Başkan’ın akşamüzeri de onlarla zor bir görüşmesi vardı. O görüşme ruhunda daralmalara yol açıyordu. Ekonomik problemleri Kıbrıs sorunu gibi öteleme şansı da yoktu. İşte tam da bu soygun haberini aldığı anda “Ah bu parayı ben niye uçurmadım? Troykayla sorunlarımı hallede bilirdim” diye düşünüp, dövünüp kendi kendinin kafasını attırmıştı.
Sonrasında Rumların başkanını görüşme odasına döndürmek için yoğun çabalar harcanıyordu ki, tam da o sırada toplantı masasını sinirle terk eden Anastasiadis’in tekrar masaya dönmek için bir milyon Euro istediği dedikodusu yayılmaya başladı. Günahı bu haberleri yayanların boynuna ama Rumların kızgın Başkanı’nın, onu ikna etmeye çalışan Birleşmiş Milletler yetkililerine “Yani ben bu tarafta kriz yaşayacağım, öte yanda Türkler etrafa golifa gibi para saçacaklar, bana ne? Bende isterim” demiş ve masaya dönmemişti.
Hâlâ Birleşmiş Milletler yetkililerinin onu masaya döndürmek için çok çaba harcadığı konusunda duyumlar var. Tüm yetkililer bir ağızdan, “Sıkma canını, bu Türklerde para çok, zaten baksana tonla parayı neredeyse bisikletle, korumasız taşıyorlar. Çok sıkışırsan iki üç adam yollar, bir miktarda sen alırsın. Üstelik Türklerin bu paraları çaldırırken hesap sorma diye bir niyetleri de oluşmadığından rahat olabilirsin” diyerek ikna etmeye çalıştıkları da duyulmuş.
Tabii yememiş bu öneriyi Anastasiadis. İlle “Para peşin kırmızı meşin” diye tutturmuş. Şimdi, Birleşmiş Milletler görüşmeleri devamını sağlamak için bir milyon Euro’luk sponsor arayışındaymış. Bulurlarsa Kıbrıs sorununa çözüm için görüşmelere devam edecekmiş…
Dedim ya başta… Bugün bayram. Okuduğunuz da bir bayram yazısıydı. Light tadında, sizi gülümsetmeye çalışan.
Sürç-ü lisan eyledikse affola…

ANLAYAMADIKLARIM…
Öğrendik ki, aslı bir kilse olan Selimiye Camii’nin tabanında çok sayıda Hristiyan mezarı varmış. Ve yüzyıllardır Müslümanlar bu mezarların üzerinde farkında olmadan ibadet ediyorlarmış. Yani bugüne kadar bilmediğimiz bu gerçeği öğrendikten sonra hâlâ bu mezarlar üzerinde namaz kılanları anlamakta zorlanıyorum. Açıkçası yıllar sonra atalarımızın, hatta bizim mezarlarımız üzerinde başka dinden bir mabedin yapılıp kullanılması durumunu empati yaptığımda çok rahatsız oluyorum.

VE ŞİİR…
Bu hafta konuğumuz genç şairlerimizden Tüge Dağaşan. Bizlere “Umut” diyor.
UMUT
Umutsuzluk salgını başlamış…
Umut aşılamalı…
Umut umut…
Nazım Hikmet dedi duydum;
Umut insanda…

BİR KİTAP…
DR. KAYA
Kitap okumayı çok severim. Özellikle “Roman” olanlarını. Şiir kitapları da bir diğer tercihimdir. Öyküleri üçüncü sıraya koyabilirim. Tarih, araştırma, gezi kitapları ile de aram iyidir. Nedense bugüne kadar biyografilerden hep uzak durdum. Çünkü “Kişi, hiç kimseye hesap vermek zorunda olmasa bile, hatta kendi vicdanına karşı sorumluyken bile etrafına anlatamayacağı şeyleri mutlaka yaşamıştır” diye düşünürüm. Bu düşüncemde her zaman biyografilere dudak bükerek bakmama neden olur.
Ama bayram öncesi elime geçen kitaptan uzak kalamadım. “Dr. Kaya- Kıbrıs Tıbbına Adanan Yaşamlar” adlı Kıbrıs Türk Tabip Odası yayını kitabı kısa sürede okudum. Usta yazarlar Ahmet Tolgay ve Filiz Besim tarafından kaleme alınan kitap aslında bir biyografiden öte tarih kitabı gibiydi. Bunu yakın bir dostuma söylediğimde “Zaten Kaya Bey’de bir tarih değil mi?” demişti.
Gerçekten de bin dokuz yüzlü yılların ilk yarısında başlayan, Kıbrıs’ın Nergisli köyünden, İstanbul’a oradan da Londra ve sonra tekrar Kıbrıs’a taşan yaşam öyküsü ve bu öykünün etrafında yaşanan olaylar çok etkileyici. Özellikle tüm sağlık çalışanlarının ve tabi her Kıbrıslı Türk’ün okuması gereken bir kitap.
Dr.Kaya, Kıbrıs’ın İngiliz, Cumhuriyet, Geçici Türk Yönetimi döneminde yaşananları, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Meclislerinin oluşumlarını kronolojik bir sıra içerisinde yazarlara anlatmış kitapta. Yazarlar bununla yetinmemiş o dönem de Dr. Kaya ile çalışan bir avuç hekim ve diş hekimlerinden bazılarına ulaşıp, hem dönemsel yaşam hem de Dr. Kaya hakkında bilgi edinip kitaba koymuşlar. Yeni dönem hekimlerde Dr. Sevgi Sezenler ile konuşulup yazılan, anestezi bölümü ise bir eski yeni analizi gibi bir hoş oldu.
Okurken, bazen sizin de önceden bilip duyduğunuz olayları tekrar anımsayacak, bazen de çok yeni şeyler öğrenip araştırma ihtiyacı duyacaksınız.
Başta da dediğim gibi. Bu değişik formatta da olsa bir Biyografi. Dr. Kaya her şeyi söyledi mi? Yoksa bir şeyleri söylemekten kaçındı mı? O artık tanrı ile kendi arasındadır.
Çok güzel bir Türkçe ile yazılan bu kitaptan dolayı başta kitabın kahramanını ve yazarlarını, sonrada Kıbrıs Türk Tabip Odası Yönetim Kurulu’nu ve emeği geçenleri kutluyorum.

 

 

 

 

 

KARİKATÜR