Köşe Yazarları

Anastasiadis Mesajları Doğru Okumalı








Rum lider Anastasiadis, varsın hala Türk tarafının samimiyetini sorgulasın…




New York buluşması, Türk tarafının ve özellikle Cumhurbaşkanı Akıncı’nın açık ve net bir niyet sergilemesinin sonucudur.



Oyunu defalarca bozanın Rum tarafı olduğunu BM de pekala biliyor.

Mont Pelerin’den, Cenevre’den kaçışı, durduk yerde enosisi gündeme getirmesi, doğal gaz sondajında “dur, tehlikeli işler yapıyorsun, çatışma çıkar, endişeleniyoruz” uyarısına rağmen geri adım atmaması, anlaşmaya yanaşmayanın Rum tarafı olduğunu göstermişti.

Eğer Birleşmiş Milletler, Türk tarafının tutumuyla ilgili en ufak bir kuşkuya kapılmış olsa, bu ısrarı sürdürmezdi.

Üstelik de, ne yapar eder, Türk tarafını uzlaşmazlıkla suçlayacak bir bahane bulur, iki yıldır devam eden sürece noktayı koyardı.

Eide Ankara’da zaten, “haber versinler gelelim” falan gibi bir şeyler söylemişti.

Nitekim, New York konusu da Ankara ziyaretinden sonra çıktı.

Şimdi yine ucu açık bir süreçle Cenevre’ye gidiliyor.

Garantörler de orada olacak.

Bir yandan garantiler konusu konuşulurken, diğer yandan Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet, Ekonomi ve AB ve tabii ki toprak konuları paralel bir şekilde görüşülmeye devam edilecek…

Eide’ye göre,Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet, Ekonomi ve AB konularında temel uzlaşmalar sağlanmış…

Toprak konusunda da,  kağıt üzerinde bulunmasa da liderlerin akıllarında bir fikir varmış.

Bu durumda en çetrefilli konu garantiler kalıyor…

Anastasiadis’in en son yaptığı öneri, konuya garantilerle başlamak olduğundan, hani sözünden dönmüş olmasın, iç politikada zarar görmesin diye sanki, BM’den çıkan sonuç bildirgesinde de, garantilere özel bir önem verilmiş.

BM ve Türk tarafı, bu kez Cenevre’yi “Çözüm Konferansı” olarak ilan ettiler.

Bundan önceki haftalarda iç politik gailelerle kendini bağlamış olan Anastasiadis ise, sadece Türk tarafının niyetini sorgulayan açıklamalar yapıyor.

‘İyi oldu, kötü oldu’ falan dediği yok…

Oysa hepimiz de biliyoruz ki, böyle bir aşamaya gelebilmek için, kendisinin de, Yunanistan’ın da onay vermiş olması gerekiyor.

Onlar da o onayı verdiler.

Dileğimiz o ki, hala daha “suçlama oyunu yapmıyorum” diyerek, suçlama oyununu sürdürmesi, son bir ayak sürüme olsun…

Hani hem ağlarım, hem giderim misali…

Ama eğer söylediği safsatalara döner kendi de inanırsa, vay hepimizin haline…

Onun için, süreci doğru okumalı, aldığı mesajları doğru değerlendirip, bunun son şans olduğunu görmeli….

YERİN KULAĞI VAR

NEREDE KALMIŞTIK:

İki lider Akıncı ve Anastasiadis, bu ay Cenevre’de yeniden biraraya gelerek kaldıkları yerden devam etme kararı aldılar. Bu kez umutlu olmak istemiyorum, ne zaman umudumuzu yukarılara taşısak, sonu hep hüsran oldu. Zaten yarım asırdır çözülmeyen Kıbrıs sorununda sonuç, hiç beklemediğimiz bir anda olacak ve tıpkı 1960’da olduğu gibi bir sabah, “ taraflar her konuda anlaştı” haberiyle uyanacağız…

EİDE UMUTLU:

“Şimdi çözüme daha yakınız ve bunu başarabilmek için gerekli modalite şu anda mevcut” diyen Eide, Cenevre’deki görüşmelerden umutlu olduğu sinyalini verdi… Ucu açık bir süreç olacağını, bitiş tarihi olmayacağını belirterek, bitiş tarihinin ya çözüm, ya çözümsüzlüğün ilanı olacağını söyledi.

KİM BU VOYVODA:

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, dün Meclis’te bir bet izni konusuna kendisinin adının karıştırılması olayına açıklık getirdi. Bakanlar Kurulu’ndan daha önce izin alan bir kişinin, “benden başka kimse bu izini alamaz” diye yaydığını, kendisinin de bunun üzerine, hakkı olan bir başkasına yardımcı olmaya çalıştığını söyledi. Üstüne gelinmesinin bir başka sebebinin de siyaset olduğunu açıkladı. Peki “başka kimse izin alamaz” diyen bu voyvoda, gücünü nereden alıyor? Bakanlar Kurulu da mı böyle düşünüyor? Onları da mı baskı altına almış?

İÇİ RAHATSA SORUN YOK:

Arazilerin ihalesiz verilmesinin, KKTC-TC protokoluna aykırı olduğunu söyleyen ve hükümetin, Eroğlu ailesine verdiği arzi  ile suç işlediğini savunan Özkan Yorgancıoğlu’na cevap veren Turizm ve Çevre Bakanı Ataoğlu, “Eroğlu ailesinin yanındaki arazi yatırım maksatlı verildi. Turizm Bakanı olarak benim içim rahat. Otel yapılacak” dedi. Madem Sayın Bakanın içi rahat, bize “şey” yemek düşer… Öyle mi?

ANAYASA MAHKEMESİNE GİTMELİ:

Kendi arazisinin yanındaki hali araziyi isteyene vermek bir hak mı? Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Fikri Ataoğlu dün Meclis’te, Resmiye Canaltay’a verilen arazinin bu şekilde olduğunu söyledi. Son günlerde, evinin yanındaki araziyi alan başkalarını da duyuyoruz. Nereden çıktı bu hak? O zaman malının yanında devlet malı olan herkes gitsin bu haktan yararlansın. Üstelik de hala eşdeğer rezaleti sonuçlanmamış, bir çok insan malının karşılığını alamamışken… Bence bu vakalar listelenip dava açılmalı. Hem de Anayasa mahkemesine kadar. Çünkü adalet, eşitlik ilkesine temelden aykırı işler…

GÖREVLERİNİ YAPTILAR:

“Ganimet düzeninin” devam ettiği ve topluma ait arazilerin, sahillerin, dağların hükümet üyelerinin yakınlarına peşkeş çekildiği” gerekçesiyle bazı siyasi partiler ve sendika temsilcileri Meclis önünde eylem yapıp hükümeti protesto etttiler. Zaten yapacak başka birşeyleri de yoktu. Yirmi kişi toplanıp bildirilerini okudular ve topluma olan görevlerini yerine getirdiler. Ardından da görevlerini yapmanın huzuru ile dağıldılar. Yarın birisi çıkıp da, “memleketi karış karış satarlarken siz ne yaptınız” diye sosrarlarsa, verecek cevapları olsun…

 ZİRVEDEKİLER

Sibel Siber: “Geçmişin uygulamaları yanlışsa iptal edilmeli, aynı uygulamalar hukuki görüşe rağmen tekrarlanmamalıdır.  Üstelik mağdur bir kesim varken, ‘x şahsa şu kadar araziyi yatırım için veriyoruz’ diyerek kararlar almak, bir hukuk devletinde kabul edilebilir değildir… Meclis Başkanı olarak kamuoyunun gündeminde olan bazı mülkiyet kiralama kararlarıyla ilgili Savcılığa Anayasa,İTEM yasası ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uygunluğu ile ilgili görüş soruldu… Gelecek olan görüş, Hükümet ve Meclis ile paylaşılacaktır…”

DİPTEKİLER

Çevre: Ne verilen mesajlar, ne de gün nedeniyle yapılan göstermelik etkinlikler, KKTC’nin ülke olarak pislik içinde olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bırakın Çevre Bakanı, “okullara çevre dersi” koymakla övünedursun. Toplum olarak pisiz ve böyle yaşamaya alıştık. Milyon sterlinlik evlerde yaşıyoruz ama, çevresini temiz tutmayı beceremiyoruz. Lafın kısası pislik içinde yaşamak, toplum olarak hoşumuza gidiyor…





Başa dön tuşu