Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısManşet

Anastasiadis: Cenevre yolun sonu değil

Rum Lider Nikos Anastasiadis, en kapsamlı röportajını Politis Gazetesi’ne verdi. Anastasiadis, beşli konferansa gidilebilmesi için, tarafların karşılıklı harita sunması gerektiğini söyledi

YOLUN SONU DEĞİL: Anastasiadis, “Cenevre yolun sonu mu yoksa sonrasında devam edebilir miyiz?” sorusuna karşılık “devam edebilir (diyalog). İnandığım odur ki Cenevre’de nihai çözümün başarılması mümkün olmayabilir. Ancak, diyaloğun devamına olanak sağlanması için iyi ön hazırlık olacak

“İLHAK MI?”: Anastasiadis, anlaşmanın eşzamanlı referanduma götürüleceğini, kullanacağı oy ile onaylayacak veya reddedecek olanın da “halk” olduğunu söyledi. Rum lider, “İlhak ile ilgili Türk tehdidine inanıyor musunuz?” sorusuna karşılık “asla göz ardı etmiyorum” cevabını verdi

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Cenevre’deki Kıbrıs konferansının, “iki toplumun katılımıyla, beşli değil aslında dörtlü olacağını” savundu ve “Çünkü ilgili taraflar yani Kıbrıs Cumhuriyeti ve 3 garantör katılacak” dedi.
Rum Yönetimi Başkanı ile Trodos’taki başkanlık konutunda yaptığı ilk ve geniş kapsamlı röportajı “Cenevre’ye Başkan Olarak Da Gidiyorum” başlığıyla manşete çeken Politis’e göre Anastasiadis, Cenevre’ye “Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı olarak da gideceğini, 1 Aralık tarihli BM açıklamasında belirtildiği gibi harita sunulmaması halinde 12 Ocak’taki konferansın söz konusu olmayacağını” söyledi.
Anastasiadis, “Mont Pelerin’den sonra ne oldu da 1 Aralık’taki yemekte uzlaşmaya varıldı?” sorusuna, “Çıkmaz ilanından ve sorumluluğun Kıbrıs Rum tarafına yüklenmesinden kaçmak istedim” net yanıtını verdi.

“Konferansa 5 daimi üyenin katılımını zaruri görüyoruz”


Gazetenin, “Cenevre’de 5 daimi üye olacak mı olmayacak mı, Sayın Akıncı ile yemekte uzlaşılan ne?” sorusuna karşılık, “Samimi olmam gerek. O gece Avrupa Birliği’nin olacağını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde söyledik. Diğerlerinin, arzu edip etmedikleri, katkısı olup olmayacağına bağlı olacaktı” diyen Anastasiadis şöyle devam etti:
“Bizim argümanımız, herhangi bir çözümün, muadil güçlü bir kararla güçlü bir kabulünü gerektireceğinden (5’lerin) katılımının doğru olacağı idi. Yani, çözümün normal şekilde uygulanması için barış gücünün yükseltilmiş yetkisinde veto sorunu yaşamamamız ve Kıbrıs sorununun çözümünden sonra anayasal düzeni güvenceye alacak güçlü bir karar için Güvenlik Konseyi 5’lisinin hazır bulunması Kıbrıs meselesine hizmet eder. Dolayısıyla tıpkı diğer bazı unsurların da katılımını zaruri gördüğümüz gibi (5’linin) katılımını zaruri buluyoruz.”

“İstense de istenmese de Kıbrıs cumhuriyeti konferansta olacak”


Anastasiadis Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cenevre’de temsiliyetiyle ilgili soruya karşılık, “İstense de istenmese de, uluslararası bir antlaşma iptal edilecek, değiştirilecek, dönüştürülecek v.s. ise o antlaşmaya taraf olanların tamamı katılır. Sözde beşli konferansa-ki beşli değil- bir yandan anlaşmaya taraf olanlardan birinin temsilcisi olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bir yandan da garantilerin varlığından etkilenen Kıbrıs Rum toplumunu temsilen katılacağım. Garanti rejiminden aynı şekilde etkilenen Kıbrıs Türk tarafı da (katılacak). Dolayısıyla, sorun yok” dedi.

Akıncı “KKTC” derse…

 

“Ya Akıncı da ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni temsil ettiğini söylerse?” sorusu üzerine ise Anastasiadis “bu geçersiz olur” iddiasında bulundu, şunları söyledi:
“Söylese bile, (KKTC, garanti antlaşmasına ) taraf değildir. Tanınmış devlet de değildir. Dolayısıyla herhangi uluslararası bir tutar tarafı olmayacak, yasadışı oluşum da yükselmeyecek, bu sıfatla katılma hakkı da olmayacak. Taraf olan, her iki toplumu da temsil etmekte olan Kıbrıs Cumhuriyeti’dir. İki toplum hazır bulunacak, dolayısıyla Antlaşmanın altında Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Vekili’nin imza attığı 1960’taki gibi Kıbrıs Türk tarafının diyalogda söz sahibi olmasını ihtimal dışı bırakmayın.”

“Sorumluluğu almak istemedim”

 

Mont Pelerin’de belirginleşen çıkmaz ile 1 Aralık akşam yemeğinde yeni Cenevre prosedürü anlaşmasıyla sonuçlanan dönem içerisinde ne olduğu sorulduğunda sözlerine “tam da dediğiniz noktaya, çöküşe sürüklenmeyelim diye” vurgusuyla başlayan Anastasiadis, şunları söyledi:
“Gerçeklerin zamanı da gelecek. Bunu hepimiz anlamalıyız. Bugüne kadar Türkiye’den, çözüm istediğine dair olumlu bir söylem işittik. Gerçekten isteyip istemediğinin sınanmasının gerekeceği zaman gelecek.

Diyalog çökseydi veya uzun bir çıkmaz dönemine girseydik mesele, diyaloğa geri dönmeni daha da zorlaştıracak hangi etkileri olacağı değildi, sorumluluğu Kıbrıs Rum tarafına yükleyebilecek olmalarıydı. Yani çözümlerinde bulabileceğin konular için diyaloğa girmekten kaçar veya Mont Pelerin’de başaramadıklarını başarmak için diyalogda ısrar etmezsin. Oysa çok taraflı ve Türkiye’nin de katılacağı konferans ile olası sorumluluk, istilacı ve işgalci olarak garantör olmayı sürdürmek isteyen ülkeye kalacak.”

“Harita yoksa konferans olmayacak”


Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Akıncı ile Cenevre’de yapacakları görüşmelerde her ne olursa olsun yine de 12 Ocak’ta konferansa gidip gitmeyeceği sorusuna şu cevabı verdi:
“Sayın Akıncı’dan dün işittiğimi üzüntüyle ve kesin bir dille cevaplamam gerekir ki iç yönetim ve mülkiyet konularında ilerlemeyi ve sonrasında harita sunulmasını ön şart koştu. BM açıklamasında da açıkça belirtildiği gibi, harita sunmazsa, çoklu konferans olmayacak.”
Anastasiadis “Mümkün olduğunca çok yakınlaşma sağlanabilmesi, anlaşma yörüngesine girilebilmesi ve Mont Pelerin’de ortaya koyduğumuz gibi, haritalarda bazı farklar olsa bile önceden belirlenmiş kriterler olabilmesi için 9-11 Ocak arasında yoğun bir diyalog olacak” cevabını verdi.

“Son tarih” vurgusu

 

“Hiç asker, hiç garanti kabul etmeyeceğiz demekle acaba çıtayı fazla mı yükselttik?” sorusu üzerine ise “Bu, Yunan hükümetiyle de görüşeceğimiz ve kamuoyu önünde tartışılmasının iyi olmayacağı izlenimine sahip olduğum siyasi bir konudur” diyen Anastasiadis şöyle devam etti:

“Bu, bir ülkenin tek yanlı garantörlük haklarının devam etmesi değil; Türk askerlerinin süratle çekilmesi, uzlaşılacakların normal şekilde uygulanacağının bir garantisi olması ve elbette taraflardan hiçbirinin endişesi olmaması için anayasal düzenin istikrarıyla ilgili garanti açısından mantıklı bir yaklaşım gerektirir.

Şunları da söylemek isterim ki, müzakerelere oturacaklardan hiçbirinde mantık eksik olmamalı, yeter ki Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sağlanacak – ki sadece Türkiye’yi kast etmiyorum- güvenliğin önceden belirlenmiş bir sona eriş tarihi olsun. Garantiler Güvenlik Konseyi tarafından da sağlanabilir, AB’den de, Türkiye’den de, diğerlerinden de.”

“Konferans beşli değil dörtlü olacak ancak oluşumu altı olacak”


Anastasiadis, “konferans beşli olmayacak derken, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de katılımıyla 6’lı mı olacağını kast ediyorsunuz?” sorusu da yöneltildiğinde “elbette” dedi, şunları vurguladı:

 “İsterseniz, iki toplumun katılımıyla dörtlü deyin. Neden dörtlü? (Antlaşmaya) taraf ülkelerden biri Kıbrıs, diğer üç taraf da üç garantör güçtür. Ancak taraflar arasındaki müdahiller de iki toplumdur. Dolayısıyla antlaşmaya imza atan, dolayısıyla taraf olan, dört taraf Kıbrıs Cumhuriyeti ve üç garantör güçtür. Ancak garantiler iki toplumla da ilgili olduğundan iki toplum da (orada) olacak.” Gazetenin “oluşum olarak 6 taraf mı diyoruz?” diye üstelemesi üzerine “altı” cevabını verdi.

“Cenevre yolun sonu değil”


Anastasiadis, “Cenevre yolun sonu mu yoksa sonrasında devam edebilir miyiz?” sorusuna karşılık “devam edebilir (diyalog). İnandığım odur ki Cenevre’de nihai çözümün başarılması mümkün olmayabilir. Ancak, diyaloğun devamına olanak sağlanması için iyi ön hazırlık olacak. Elbette bu müzakere masasında belli olacak. Keşke hepimiz –bunu söylerken Türkiye’yi de kast ediyorum- bir sona varmak için hazır olsak” dedi.
Politis’in “Türk tarafı, Cenevre’de bütün prosedürün bittiğini düşünüyor” iddiası üzerine sözlerine “Öyle bir şey söylendiğini zannetmiyorum” diyerek başlayan Anastasiadis, “Sayın Akıncı ve BM ile uzlaştığımız kadarıyla, sonuca varmak için büyük bir çaba harcayacağız. Ancak olmazsa, bitti addedilmeyecek” dedi, şöyle devam etti:
“Yüksek beklenti oluşmasını istemediğimden, tamamlamamıza müsaade etmeyebilecek, açık konular var –özellikle de güvenlik ve garantiler konularında- diyorum. Sonuca varmazsak halk açısından yeni bir hayal kırıklığı olmasını istemem.

Bugün yakınlaşmaya dönüşen çoğu konuda, diyalog başladığında, tarafların tezleri birbirine taban tabana zıttı. Sorunlar bildirilmediğinden, bu görüşmenin belirleyici olacağı ve başarısız olursa bütün ümitlerin yiteceği hissiyatı yoktu. Aksine, Mont Pelerin hatası, Mont Pelerin’e gidiş Türk tarafının –ve maalesef BM’nin- ısrarı idi ve verilen görüntü güya nihai çözüme gidiyoruz idi. Kıbrıs’ta izlenen prosedür izlenseydi, halkın ikinci Mont Pelerin’den sonra hissettiği hayal kırıklığı hissedilmeyecekti.”

“İmza gündeme gelmedi”

 

Anastasiadis’e, Cenevre’de anlaşma olması halinde imza atılıp atılmayacağı da soruldu. Sözlerine “İmzalar konusu hiç gündeme gelmedi, keza Annan planını da kimse imzalamadı. Onay verecek olan halktır” diyerek başlayan Anastasiadis, anlaşmanın tam da bu nedenle iki eşzamanlı referanduma götürüleceğini, kullanacağı oy ile onaylayacak veya reddedecek olanın da “halk” olduğunu söyledi.
“İlhak ile ilgili Türk tehdidine inanıyor musunuz?” sorusuna karşılık “asla göz ardı etmiyorum” cevabını veren Anastasiadis, “Akıncı’nın, olumlu sonuca varılırsa haziran ayında referandumlara gideceğiz genel takvimine katılıyor musunuz?”sorusuna şu cevabı verdi:
“Söylemem gerekir ki siyasi antlaşma başarılabilir ancak aşmamız gereken teknokratik konular var. Merkezi hükümetin anayasasının, eyalet anayasalarının yazılması gibi. Kağıda dökülmesi gereken antlaşma ekleri de var. Meşakkatli bir çaba olacak çünkü her kelimenin veya parça veya noktalı virgülün önemi var. Metin yazarlarına net emir verilebilmesi için siyasi antlaşma tamamlanabilirse yani çeşitli konularda sonuca varabilirsek, o zaman muhtemelen, evet.”

“Sunduğum plan reddedilirse yeniden aday olmam”


Olası bir gecikmenin ve Rum başkanlık seçimlerine yönelik kampanya dönemine sarkma ihtimalinin hatırlatılması üzerine Anastasiadis, soru cümlesinin tamamlanmasına bile müsaade etmeden “beni seçimler ilgilendirmez. 2018’deki seçimlerle ilgilenmedim, ilgilenmiyorum” dedi, özetle şöyle devam etti:
“Şu anda Kıbrıs sorununun Kıbrıslı Rumlara tarafından kabul edileceği şekilde çözülmesiyle meşgulüm. Bir Başkan’ın görevi, sonraki seçimler değildir. İç yönetimle ilgili programının uygulanmasıdır ancak devletin var oluşuyla ilgili bir meseleyle karşılaşırsanız, önceliği ona verirsiniz. Dolayısıyla, seçim kampanyalarına kimlerin –istiyorsa-gireceği mesele değil. Haklarıdır.” Anastasiadis, görev süresinin son günü dahi Kıbrıs sorunuyla ilgileneceğini de ekledi.
Anastasiadis “bir plan sunarsanız ve reddedilirse, kendi misyonunuzu (başkanlık görevi) tamamlayacak mısınız?”sorusu üzerine “Öyle düşünüyorum. Neden yeniden seçileyim? Neden yeniden seçilmek için aday olayım? Referanduma sunulabileceğine kanaat getirir de bir plan sunarsam ve reddedilirse, sorumluluğu halk ve onu bu karara yöneltenler sorumluluğu üstlenir” dedi.

“Halkı hazırlamak için 2-3 ay yeter”


Olası referanduma Rum halkını hazırlamak için ne kadar süreye ihtiyaç duyacağı da sorulan Anastasiadis “zannederim 2-3 ay yeter” dedi, şunları ekledi:
“Uzun süre askıda kalma veya uzun süreli kampanya halk arasında çatlak yaratabilir. Ki bazıları halen halk arasında, çözüm isteyenler, üniter devlet isteyenler olarak bölmeye çalışarak çatlak yaratmak istiyor, çözüm içeriğinin doğru olması gerektiğini v.b. söyleyenler var. Tezler biliniyor, daha fazla uzatmayacağım çünkü sözlerimin yangını tetikleme noktası olarak kullanılmasını veya muhalefet tarafından daha da yakıcılaştırılmasını istemiyorum. Çünkü aslında zıtlaşma yok. Kimilerinin istiyor göründüğü bölünme sürecine girmemek için çoğu zaman küfre varan söylemlere cevap vermekten kaçmaya çalışıyorum.”

“Seninkiler sana güvenmiyorsa, benim toplumum nasıl güvensin”


Gazetenin “Bazı partilerin tavrı sizi güçsüzleştiriyor” gözlemini aktarması üzerine, “Kuşkusuz müzakerelerde sorun yaratıyor, bir manada yardımcı olurken diğer yandan zarar veriyor, çünkü Kıbrıslı Rum liderin itibarını/güvenilirliğini şaibeye sokuyor. Öteki tarafın cevabı da; sana seninkiler güvenmiyorsa benim toplum nasıl güvensin oluyor” serzenişinde bulunan Anastasiadis, şunları da söyledi:
“Dolayısıyla ölçü olsa, müzakere ettiğimizin de Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu olduğu herkes tarafından idrak edilse tavrın çok daha farklı olması gerekirdi. Kıbrıs Türk veya Türk tarafının tezlerinden, bunları benimsemeyen başkan mesul değildir. Maalesef Kıbrıs muhalefeti Kıbrıs Türk tarafının tezlerini kesin anlaşma olarak kabul ediyor, böylece halk arasında olumsuz ortam yaratıyor.”