2. Dünya savaşının sonunda Amerika Almanya’yı da susturup teslim aldıktan sonra kendini iyiden iyiye “dünyanın jandarması” olarak görmeye başladı!
Ne var ki “görmenin” yeterli olmadığı yerde, bugünlere kadar getirip taşırdığı kanlı olayların faturasını da dünyaya çok pahalıya ödetti! Ha, bu “jandarmalık” hiç mi fayda sağlamadı? Amerikalı silah tacirlerine evet!
BİZSE Amerika’yı ilk kez 1964’de Erenköy direnişinde tanıdık! Ünlü Jhonson mektubuyla tabi. Ki o müdahaleden sonra İnönü “yeni bir dünya kurulur Türkiye orada yerini alır” diyerek tepkisini dile getirdiydi.
ABD Başkanı Jhonson Türkiye’nin Erenköy’e müdahale etme girişimlerinin önünü resmen tıkamış, oradaki üniversiteli öğrencilerimizi Rum askeri güçlerinin saldırılarıyla baş başa, daha doğrusu “dünyadan tecrit edilmiş” yalnızlıklarıyla bırakmıştı!
(DÜNYANIN bir başka yerinde böyle bir savaş yaşanmış olsaydı çoktan filmi çekilir yahut dizi haline getirilir ve “ulusal destan” olarak tüm dünya tarihine mal edilirdi.. Bu konuda Derviş Zaimoğlu’nun dikkatini çekerim. Erenköy çarpışmaları ilk kez ateşli savaş silahlarıyla tanışan bir avuç üniversite öğrencisinin kendilerinden kat be kat üstün düşman kuvvetlerine karşı direnmelerinin destanıdır. Hatta Kıbrıs Türk halkının, ilk kez “Erenköy’de yakılan istiklal savaşı meşalesidir..)
DEVAM ediyorum: Bugün bir kez daha Amerika ile karşı karşıyayız! “Türkiye’yi kendine tabi olacağı bir uydu olarak elinde tutmak isteyen Amerika’nın 1974’den beridir hem Türkiye’ye hem adadaki biz Türk halkına neleri reva gördüğünü birlikte yaşıyoruz! Oysa Amerika isteseydi Kıbrıs siyasi sorununu “akıl hocası” İngiltere ile çoktan çözerdi! Ortadoğu’da “böl yönet” üzerine gelişen politikalarla değil, Arapların vatanı olan toprakları Suriye’de İrak’ta bütünsellikleriyle koruyacak bir zemin üzerinde oluşturur, o toprakları terör örgütlerine peşkeş çekmezdi!
Halbuki Amerika “Kudüs”ü bile İsrail’e peşkeş çekmek için karar alan bir güç durumuna geldi! Ki gerçekleşirse Ortadoğuda ezeli ebedi Müslümanlarla İsrail arasında sürgit çatışmalar hiç bitmez!
ÇOK kısaca: Kıbrıs’ta “tekil” değiliz! Şimdilerde Türkiye’nin koltuğu altında kendimizi güvende ve kazalarla belâlardan azade tutuyoruz ama düşünün o çok istediğimiz çözüm söz konusu olduğunda eğer TC’nin de garantisinden yoksun kalırsak yukarıda bir Allah’ımız olacak ama aşağıda da hâlâ sonlandıramadığı Enosis hayallerindeki “Rum!” Ulusal konsensus bunun için çok önemlidir diyoruz…
**********
EMSALİ OLMAYAN “CİCİ YAPIMIZ!”
Neymiş efendim? Hükümeti kuramayacağı açık seçik belli de olsa Sn. Cumhurbaşkanı en çok oyu alan siyasi parti başkanına teamülen “hükümeti kurma” görevi verirmiş…
(Özgürgün de ne yaparmış? Siyasi partileri çağırır, kendilerine kahve ikram edilirken “hahh hahh, kihh kihh” sohbet ederler adını da memleket meselelerini görüştük olurmuş! (Ki belediyeler külliyen battı! Bunu mu görüştülerdi!) Yine de soralım ama:
PEKİ bu koşullarda siyasi partilerimizin zamanı harcayan böylesi bir “prosedüre” çok mu ihtiyaçları vardı?
Anayasal hükümmüş! Olabilir de Özgürgün “olmayacak duaya” amin demek yerine pekalâ da “hemen görevi iade eder zaten önü açık dörtlü koalisyonun çalışmalarını hızlandırabilirdi.. Yok! İlle de “oyun oynanacak!”
HER neyse. Henüz kimseler ayaklarımızın altındaki halıyı çekmedi! Yoksa kıç üstü nasıl düşeceğimizi tahmin etmek bile istemeyiz..
Tabi anladınız. O “halı” TC’nin 43 yıldır üzerinde rahatlıkla yürümemiz için ayaklarımızın altına serdiği halıdır. Doğrusu ya 43 yıldır bizden başkası da çekiştirip ayağımızı kaydırmaya çalışmadı! Ne var ki bu konuda biz bize yettik ama!
Oysa Nüfusu yarım milyonu bulmayan KKTC Türkiye için belki siyasi yönden büyük bir baş ağrısı olabilirdi ama “imarı, iskânı, kalkınması ve turizm gibi ekonomik sektörleriyle sorun olmaması gerekirdi!”
Fakat nasıl becermişsek becerdik, “sorun yaptık!” Çünkü Türkiye’nin yardımlarını ekonomimize kanalize etmek yerine, imzalanan “mali ve ekonomik”protokollere” karşın uygulamamakta direndik! Neydi bilir misiniz maruzatımız? “Bu tip ekonomik özelleştirme sistemleri bizim yapımıza uymaz!”
Peki neydi ya bizim yapımız? Hâlâ cevap vereneni görmedim! Tutun ki “cim karnında bir nokta!” (Ki hatırlatalım. Kıbrıs siyasi sorununun çözümünde de karara varamadık!)
Ve yeri geldi hatırlatayım. Şimdilerde TC’den akan suyun alt yapısını ve TC ile işbirliğini yıllarca savsaklarken, hatta “suyunu da al git” derken neydi bizim yapımıza uymayan? Yada bizim yapımız neydi ki denizleri aşıp topraklarımıza akan sular bile tepki gösteriyorduk!
Kısaca: Bir koalisyon hükümeti kurulacak. Bunları daha çok konuşacağız. Tıpkı ötekiler kurulurken konuştuğumuz gibi!
**********
KISACA TAKILDIKLARIM!
Müjdemi isterim! Dörtlü koalisyon hükümeti, kurulduktan bir gün sonra, boğazını sıkıp canını çıkartacak 27 belediyenin ellerini bulacaktır boynunda! Ki henüz bütçe de geçmemiş olacaktır!.. Talihsiz başlangıç!
Ve hatırlatayım: Şu Meclis damına çıkanlar olayı bizim yüksek makamları çok tedirgin etti! Etmesi de gerekirdi. Ancak o Meclis’in kapısına traktörler dozerlerle hiç mi dayanılmadıydı. Başbakanlık, Bakanlıklar, Sendika Birlikler tarafından hiç mi baskına uğramadıydı? Yani diyorum bu konuda çok da mayasız değildik!
Ha! Ansızın Meclis’in halkın “yüce meclisi” olduğunu anlamışsak, bu da büyük olay!
































