Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Amerika gezisinde dedikodu mesafesi

Fazla bir dayılanma görmedik Washington’da. Alttan alındı. Normal olanı da aslında budur. Ama biz racon kesmeyi marifet sanıyoruz.

Doğrudan ve dolaylı olarak Trump neler söyledi? Ben kendi anladıklarımı şöyle sıralayabilirim:

  • Sizinle önemli işler yapacağız. Yani bu aralar ayak altında dolaşmayın. Şu sıralar size ihtiyacımız yok. Olduğu zaman haber veririz.
  • Rakka’ya Kürtlerle saldıracağız. Yani size ihtiyacımız olduğu zamanlar ortalıkta yoktunuz. Kara gün dostumuz Kürtlerdi. Onları yarı yolda bırakamayız.
  • Onları silâhlandırmak zorundayız. Yani bu yöndeki karar verildi. Geri dönüş olamaz. Sizin hoşunuza gitmeyebilir ama bu bizi işimizi yapmaktan alıkoyamaz. Üstelik onlara ağır silâhlar da vereceğiz.
  • Bu silâhların size karşı kullanılmayacağını garanti ederiz. Yani Amerikan askerleri etrafta oldukları sürece onları kontrol etmeye çalışacağız. İslâm Devleti yıkılıp işimiz bitince biz oralardan çekileceğiz. O zaman kozunuzu paylaşmak istiyorsanız ne haliniz varsa görürsünüz.

Bana kalırsa Washington’daki görüşmelerin özeti budur. Cumhurbaşkanının beklentisi doğrultusunda herhangi bir “kırılma noktası” falan olmadı. Ancak Gülenci olduğu iddiasıyla tutuklanıp hapse atılan bir papaz var. “Papazımızı  serbest bırakın” diyor Trump.

Sahi, bu papaz hangi akla hizmet etmek için gidip gülenci oldu? Yoksa bu gariban papaz, Gülen’e misilleme olsun diye kurban mı edilmiştir? Malum, Osmanlı imparatorluğu Bizans mirası üstüne kurulmuştu. Herhalde onlardan birkaç Bizans oyunu öğrenmişti Osmanlılar.

Aslında ben bugünkü yazıda Amerikan gezisine çıkılmadan önce yer alan bir olaydan söz etmek niyetindeydim. Sırasıyla anlatayım.

Birkaç gün önce Yavuz Baydar’ın ilginç bir makalesini okuyordum. Ombudsmanlık günlerinden beri yakından izlemeye çalıştığım bir yazardır Baydar. Makalesinin bir yerinde şöyle yazıyordu:

“Bakın o konuşmanın devamında, ‘sayın’ Putin’e atfen şunları söylüyordu Erdoğan aynı acıklı tonlamayla:

“Dolayısıyla bu ziyaretimizde ben şunları büyük ölçüde inşallah kaydolacağına inanıyorum. Şu ana kadar gelen bilgileri adeta dedikodu mesafesinde görmek istiyorum.

“İngilizce veya Rusça’da ‘sür eşeği Niğde’ye’ deyişinin tam karşılığı yok.” (Artı Gerçek, 16.05.17)

Allah Allah, şu “dedikodu mesafesi” kaç metre hatta kaç kilometre olabilir? Muhakkak bir sürç-i kalem olmalıydı. Gene de içime bir kurt düştü. Gazetelere bir göz atmaya karar verdim.

Gençlik yıllarımda bir Cumhuriyet okuruydum. O zamanlar en az dil hatası yapan gazete olduğu için bu konuda güvenilir bir gazeteydi. Cumhuriyet okurluğundan vazgeçeli yıllar olmuştur. Buna rağmen ilk olarak ona baktım. O paragraf şöyleydi Cumhuriyet gazetesinde:

“Aynı şeyi sayın Putin’e de söyledim. Bunu Rusya’ya da yakıştıramıyoruz. Terör örgütlerinin yanında olmalarını yakıştıramıyorum. Dolayısıyla bu ziyaretimizde ben bunları büyük ölçüde inşallah kaydolacağına inanıyorum. Şu ana kadar gelen bilgileri adeta dedikodu mesafesinde görmek istiyorum. Bu ziyaretin de bu noktada bir kırılma noktası olacağını düşünüyorum. Bu ziyaretin bu açıdan önemi var.”  (Cumhuriyet, 12.05.17)

Milliyet gazetesine baktım. O da “bilgileri dedikodu mesafesinde” görmek istiyordu. Hürriyet gazetesi için haberi hazırlayan gazeteci, bu dedikodu mesafesinden kuşkulanmışa benziyor çünkü dedikodu kelimesini tek tırnak içine alarak burada bir bit yeniği var mesajını vermeğe çalıştı. Ama çözüm üretemedi. Cümle şöyle yazıldı: “Şu ana kadar gelen bilgileri, adeta ‘dedikodu’ mesafesinde görmek istiyorum.” (Hürriyet, 12.05.17)

Mesafe, herkesin bildiği gibi “ara, uzaklık” demektir. “Bilgileri dedikodu arasında/uzaklığında görmek istiyorum” gibi Türkçe bir cümle olabilir mi? Üstelik sorun Hürriyet gazetesinin işaret ettiği gibi “dedikodu” kelimesinde değil, “mesafe” kelimesindedir.

“Mesabe” diye Arapça kökenli bir kelime var. Türkçe’de hemen hemen hiç kullanılmaz. Ancak “mesabesinde” şekli eskiden yaygın olarak kullanılırdı. Az biraz günümüzde de kullanılıyor. Hele de Erdoğan gibi Abdulhamit ve Mehmet Akif Ersoy hayranı olanlar tarafından.

Mesabesinde “değerinde, hükmünde, yerinde, karşılığında” demektir. Yani Cumhurbaşkanının indinde kendisine o ana kadar gelen bilgiler dedikodu hükmündeydi. Böyle bir dil hatasının Erdoğan tarafından yapıldığını sanmıyorum. Duymayan uydurur misali bilmeyen de uyduruyormuş.

Mesabe kelimesini bilmeyen gazeteci onu hemen “mesafe”ye tahvil etmiş ve servis etmiştir. Bunu araştırmak ihtiyacını da duymamıştır. Gazetecilerin kendilerini haklı çıkarmak için sığındıkları bir bahaneleri var: “Araştırma yapmak için zaman mı var?” Haksız da sayılmazlar.

İşin acı yanı şudur ki bu türden hataların yapılması normal karşılanıyor. Eskiden bu yüzden paparalar kopar, gazeteciler birbirine girerdi. Şimdilerde çıt çıkmıyor.

Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek amacıyla “mesabesinde” kelimesini kullanan gazete olup olmadığına da baktım. Ve varmış. Bir sürü mesafeci yanında bir miktar da mesabeci vardı.

Son Dakika ve Gazete Duvar internet gazetelerinde cümle şöyleydi: “Şu ana kadar gelen bütün bilgileri adeta dedikodu mesabesinde görmek istiyorum.”