Bu son dönem Meclis’te CTP milletvekilleri Doğuş Derya ve Fazilet Özdenefe’nin kimsenin umurunda olmayan sosyal konularda duyarlılıkları ve gayretleri dikkat çekti…
Şimdi de Ceza Yasası, Evlilik Dışı Çocuklar Yasası ve Veraset Yasası ile ilgili değişiklik önerisi sundular. Sundukları öneriler, çağdaş dünyaya uygun, gerçekten güncellenmesi gereken konular olmakla birlikte, gebeliklerin sonlandırılmasıyla ilgili öneri öne çıktı.
Çünkü konu, güncel…
Bundan da önemlisi, halen devam eden ve toplumun yakından takip ettiği, mahkeme kararına tepkilerin geldiği, toplumsal vicdanı ilgilendiren bir konu.
İlk okuduğumda, evet hastane sahipleri beraat ederken sırf kürtaj yaptırdı diye genç bir kadının yargılanması ve ceza alması tuhaf ama, dava devam ederken, böyle bir yasa değişikliği etik ve hukuki midir diye düşündüm. Bilenlere danıştım…
Şu anda bu davalar devam ediyor. Temyiz süreci henüz açık.
Yasa önerisini değerlendirmeden önce biraz daha gerilere gidelim.
Anayasa mahkemesi “dava devam ederken, eleştirmekle suç işliyorsunuz” diye kamuoyunu ve basını uyarırken, konunun Meclis kürsüsünde görüşülmesi, hukuk kurallarına ters değil miydi..?
Dahası da varmış. Anayasa’nın Mahkemelerin Bağımsızlığıyla ilgili 136. Maddesinin 3. fıkrası bakın ne diyor; “Görülmekte olan bir dava hakkında, Cumhuriyet Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz; görüşme yapılamaz veya herhangi bir demeçte bulunulamaz”.
Gebeliğin yasa dışı sonlanması diye andığımız ve kamuoyunda “fetüs davası” olarak bilinen dava konusunda bu davalar daha karara bağlanmadan bu iki milletvekili arkadaşımız, daha önce de Meclis kürsüsünden konuşma yapmışlardı. Bu konuşmalar kanaatimce oldukça talihsiz konuşmalardı. Çünkü anayasanın 136. Maddesinin 3 fıkrasına aykırıydı. Keşke yapılmasaydı. Bu konuşmalar Meclis için iyi bir örnek oluşturmadı…
Gelelim yasa önerisine: Şu anda da, davaların istinafa gidilme olasılığı bulunmaktayken, yani sonuçlanmamışken, yasayı değiştirmek Meclis’e yasa önerisi vermek etik ve hukuki midir..? Futbolda bir kural vardır. Oyun oynanırken kural değiştirilmez. Oyun oynanırken kural değiştirmek, bir taraf leyhine avantaj sağlar. Oyunun adil bir oyun olarak değerlendirilmesi mümkün olmaz…
Dediğim gibi, gebeliğe son veren genç kızın durumu insani bir konu. Dünyada kürtaj konusunda kabul edilen süreler farklı. Bizim Meclisimiz de böyle kürtaj sürelerini artıran bir değişiklik pekala yapabilir. Bu bir tercihtir. Ama bu değişikliği dava devam ederken yapmak hem etik hem de hukuki değildir. Yasama ve yürütme arasındaki kuvvetler ayrılığını zedeleyici bir girişimdir. Çok tehlikeli bir örnek oluşturması bakımından da asla tercih edilmemelidir. Kötü bir yol açılır ve bunun nerede duracağı belli değildir. KKTC gibi kötü örneklerin kolayca benimsendiği bir ülkede böyle bir girişimin ileride siyasetçiler tarafından ne kadar suistimal edileceği de iyi hesaplanmalıdır. Aklına esen siyasetçi, akrabalarının veya partililerinin yargılandığı davalarda sırf bu örneği kullanarak Meclis’e yasa değişikliği önergesi getirdiğini de görebiliriz. Aman ha!
Olayın bir başka boyutu da, Cenk Mutluyakalı’nın köşesine taşıdığı endişe. O da nedir, böyle bir değişiklik, mahkum olan anne adayını serbest bıraktırabilir, ama mahkûm olan hekimler ve hemşirenin de serbest kalmasını sağlar mı? Cenk, hukukçuların değişik görüşleri savunduğunu söylüyor…
Ancak benim konuştuklarım, 20 haftalıktan küçük olan gebeliklerin sonlandırılması kabul edilirse, bu sürenin altında kalan hamileliğin yasadışı sonlandırılması suçlarından mahkumiyetlerinin ortadan kalkacağını, çünkü ceza yasalarından yapılacak değişikliklerin lehlerine olduğu için onlara da uygulanacağını söylemekteler.
O zaman yasama, yargıya müdahale etmiş olmuyor mu?
Aman dikkat lütfen! Kaş yaparken göz çıkarmayalım.
YERİN KULAĞI VAR
“YÜZBİN SURİYELİ VATANDAŞ!”:
Havadis gazetesinin “yüzbin Suriyeli’ye vatandaşlık veriliyor” haberi önceki gün gündeme bomba gibi düştü. Haberin doğruluğunu teyit etmek isteyenler kadar bu habere de onlarca yorum yapıldı. Halbuki bu haber, “1 Nisan” şakasından ibaretti. Çoğu insan haberin bir şaka olduğunu düşünmek yerine doğruymuş gibi teleşe düştü. Eskiden olsaydı, gülüp geçerdik ama, öylesine günlerden geçiyoruz ki, neyin doğru neyin şaka olduğunu kestiremiyoruz. Çünkü yaşadıklarımız zaten şaka gibi…
YASAL MI?:
Bizim yasalarımıza göre bir başka ülkedeki siyasi bir partinin KKTC’de temsilciliği olamaz. Ama nasıl olmasa soran da, yasayı uygulayan da olmayınca, kimsenin sesi çıkmıyor. Adam, parti ismiyle bildiri yayınlayabiliyor. Müdahil olması gerekenler, biraz da, “aman başım belaya girmesin” diye ses çıkarmıyor.
BU GİDİŞLE ZOR:
Mağusa İnsiyatifi sözcüsü Okan Dağlı, Mağusa’nın ekonomik yönden iyi durumda olmadığını belirterek, kentin sadece üniversitenin döngüsüyle ayakta durduğunu söyledi. Sadece Mağusa değil Lefkoşa, Girne, hatta Güzelyurt için de aynısı geçerli. Ama öğrenciyi yolunacak kaz, üniversiteleri de ticarethane gibi görmeye devam edersek, yakında bugünleri çok arayacağız…
HERKES ALGI OPERASYONCUSU:
Eğitim Bakanı Yükseköğretim Yasası’na itiraz edenleri, “algı operasyonu” yapmakla suçluyor. Bu ifade sadece basını hedef almıyor. Demek ki, Sayın Berova’ya göre, Yasa’yı iade eden Cumhurbaşkanı da, YÖDAK Başkanı da algı operasyonu içindeler, tek doğrucu hükümet…Körü körüne inanalım o zaman….
1 HAFTA İÇİN BİN PAUND:
Kiralık arabalardaki artış, sadece kazalara değil, bazı uyanıklara da fırsat veriyor. İngiltere’den tatil için gelen bir aile internet üzerinden ödeme yaptı, geldi, Ercan’da teslim alacağı aracı da yetkililerini de bulamadı. Daha da ilginci bir hafta için 1000 paund para ödediler. Kendilerine “yarın falan yere gelin, alın” dendi. Denetim? Var mı?
“AKIL ALMAZ OLAY”:
Önce yolcu koltuğunda bulunan çantayı, ardında apartmana girmekte olan bir başka kadına şiddet uygulayarak çantasını gasp eden kişi yakalanmış. Haber gazetelerde, “akıl almaz olay” diye yer almış.
Artık hiçbir şeyi hayretle karşılamıyoruz. Kusura bakmayın ama, ipini koparan, hırlısı hırsızı bu ülkeye hiçbir sıkıntı yaşamadan girebiliyorsa daha çok şeyler göreceğiz.
ZİRVEDEKİLER
Büyükelçi Derya Kanbay: “Devlet Su İşleri kendi döşediği su şebekesinin bilgilerini birkaç kez ilgili makamlara verdi. Ama bu dosyalar raflara atılıp hiç bakılmıyorsa, ya da ilgililere ulaştırılmıyorsa bu bir eksiklik, zaafiyettir, bir an önce giderilmesi gerekir. Bu şekilde lakayıt uygulamalarla biz bu adada bırakın suyu hiçbir şeyi yönetemeyiz”…
DİPTEKİLER
Yargıya Müdahale: Örneklerden biri, yukarıda yazdığım, fetüs davasında yasa değişikliği. Yasamanın yargıya müdahalesi. Diğer bir örnek ise, yıkımı için mahkeme kararı bulunan ve Belediye’nin açtığı dava devam eden izinsiz otel inşaatı konusunda, bizzat şirket avukatının söylediği. Özetle ne diyor, “Haziran’a kadar imar planı değişecek, kat sayısı artacak, bizi de kapsayacak, bize süre verin yıkmayalım”… Girne için bir felaket olması bir yana, bu da yürütmenin yargıya müdahalesi değil de nedir? Eğer durum gerçekten avukatın dediği gibi ise ve siyasiler hukuku çiğnediği için mahkemede olan kişilere bu türden sözler veriyorsa, ülkede durum sanıldığından çok daha vahimdir…

Girne İnsiyatifi, günümüzün en duyarlı sivil toplum örgütlerinden biri. Yaptıkları ses getiriyor, idareye geri adım attırıyor. Zeytinlik (Templos) köyünde çok katlı binaların yapımını engellemekle başlamışlardı işe. Şimdi de, yapılan inşaatların çevreye verdiği zararı protesto ediyorlar. İnşaat temelleri kazılıp, çıkan toprak ve molozlar çevreye yığılıyor ve bitki örtüsüne zarar veriyor. Çareyi bulacak olan Girne Belediyesi. İnsiyatifin verdiği en birinci mesaj “Bu memleket sahipsiz değil” mesajı…
































