Köşe Yazarları

AMAN DİKKAT!



Geçmiş yıllardan farklı da olsa yaz mevsimine giriyoruz.. Bir farkla ama: Bu kez sadece “yaz sıcaklarını” değil, dünyanın başına bela olmuş Koronavirüsümüzü de taşıyacağız (artık ne biçim hayatsa) hayatımızda! Kısaca bu yaz iki “sıcağımız” olacak!

Aslında  “adamız” mevsim geçişlerinin farkına bile varamayacağımız kadar “ılıman ve mülayimse” de öteden beridir yediklerimiz içtiklerimiz, giydiklerimiz kuşandıklarımız hatta yarattığımız mevsimlik olaylarımızla bayılıyoruz “yaşamlarımızı İlkbahar, Yaz Sonbahar Kış” diye ayırmaya hatta sanal olarak yaşamaya!

Nitekim daha bir ay önce “aman çok üşüdüm” derken sanırsınız Antartika’da fokların peşinde koşuyorduk!

Bu nedenle olmalı mevsim geçişlerini yaşarken inanın ki bulutlu havalarda verdiğimiz kararları aradan bir ay da geçse güneşli bir günde vereceğimiz karalarla değiştirir, tam bize özgü yönetim becerisinde karaya ak deriz!

BU nedenle Tatar Koalisyon hükümetinin Koranavirüse yönelik tedbirlere ilişkin aldığı son kararlara bizi şaşırtması gerekirken, hiç şaşmadım! Çünkü büyük olasılıkla Hükümet Erkânı da virüse karşı kendi aldığı kararların baskısından usanmış olacak ki bir silkindi, “tedbir” diye ne var ne yoksa hepsini atıverdi sırtından!

Doğrusu Bakanlar Kurulunun son kararları cesurca ama son derece de rizikolu oldu! İnşallah beklenmedik kötü sonuçlar yaşanmaz!

ANCAK bir KKTC yurttaşı olarak ve “hasbelkader” diyerek yazayım: Bir buçuk aydır Koronavirüsle başarılı şekilde mücadele eder hatta “neden bu başarımızı “Dünya Sağlık Örgütüne müracaatla, bir mucizevi ve dünyasal olay olarak tescil ettirmiyoruz” derken; eğer bu son “kararlarla” virüse davetiye çıkartırsak hepimize yazık olacak!

BU nedenle diyorum hiç olmazsa bir süre daha sokağa çıkışlarda, alışverişlerde, ötesi her türlü günlük faaliyetlerde maske takmak zorunluluğunu devam ettirelim…

Artı topluluklar oluşumlarında mesafelerimize dikkat edelim..

El sıkışmaktan, sarılmaktan kaçınalım..

Yani ne? KKTC’de virüsün bir daha dürüyemeyeceği, üreyemeyeceği, bulaşmayacağı ortamı önce biz yaratalım..


DOĞU AKDENİZ’DE DENGELER BOZULUYOR!

(VE siyasi ekonomik yeni dengeler oluşuyor!) Anlatayım:

…Erdoğan’ı en çok Türkiye’de yıllar sonra yarattığı “kadro hareketini” beğenirim.

Türkiye gibi cepheleşmenin düşmanlık haline geldiği bir ülkede bu “zoru” başarmak için önce Devletin “Başkanı” olması, sonra da sistemi “Başkanlık” üzerine kurması gerekirdi.. Başarmakla kalmadı Atatürk döneminden beridir devre devre “Kadro Hareketleri” gündeme geldikleri halde “askeri darbelerle” hem fikri hem de eylemsellikleri berhava edildi! (“Kadro Hareketi” Neden gereklidir olayına sonrası yazılarımda değineceğim.)

…ERDOĞAN’a dönüyorum. Kendisini “muktedir” bir Devlet Başkanı haline getiren en önemli etkenlerden biri “kadro hareketini” kendisi ve hedefleri için oluşturma başarısını göstermesidir…  Nitekim içte sosyoekonomik atılımlarıyla yeni bir Türkiye yaratması bu başarısının sonucudur..

ANCAK “Uluslar arası siyasi ilişkiler olgusundaki “dış politikasını” ne yazık ki ayni başarı hanesine koyamıyorum. Nedenini de “bencilce bir düşünce olsa da “Kıbrıs siyasi sorununa” bağlıyorum!.

Ve ekliyorum: “Çünkü Türkiye uluslar arası ilişkilerinde  Kıbrıs siyasi sorununu kendine özgü “büyük hedefleri” içine koymadı! Guterres’li BM’lere havale etti.. Asıl kendi inisiyatifine ait olması gereken dış politikadaki Kıbrıs argümanlarını ise kullanmadı! Bir örnek vermem gerekirse şöyle:

ÖRNEĞİN Erdoğan’ın Kıbrıs siyasi sorununda en büyük kırılmalarından birisi İsrail ile ilişkilerini bozmuş olmasıydı.. Nitekim “Filistin”i kayırma siyasetinde Netanyahu’nun yüzüne karşı adeta haykırdığı o “one munite” lafı ortadoğuda kurulu olan yada kurulması gereken tüm siyasi dengeleri yıkıp öteleyiverdiydi..

Ki o olay sonrasında Rum tarafı İsrail’e yaklaşıp Doğu Akdeniz’de doğalgaza ulaşırken, daha sonra Erdoğan’ın uğruna kavga ettiği Filistin devleti de “Rum tarafı, İsrail, Libya, Mısır, Lübnan ile ortak ittifaklarda buluşup iş birliğine girdilerdi..

…ŞİMDİLERDE ise haberlerden öğreniyoruz.. “Türkiye yeniden İsrail ile ittifak arayışındaymış.. Doğu Akdeniz’de iki ülke “kendi egemenlik” alanlarını oluşturuyorlarmış.. Hatta İsrail son günlerde Rum tarafının Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi AB’ye şikâyet etmek için hazırladığı mektubu imzalamamış. Ve yıllar sonra iki ülke arasında iyileşme çabalarını sürdüren Türk diplomatları aynen TC ile Libya arasındaki gibi bir deniz egemenlik alanı oluşturmak için anlaşamaya varmışlar…”

İŞTE güzel haber diye ben buna derim.. Ki bundan sonra Rum tarafına İsrail’den hayır gelmez.

Ben bu gelişmeleri hem artık Ankara’nın da “politika yapmayı” öğrenmeye başladığına yoruyor hem de “Kıbrıs sorununun” çözümüne fayda sağlayacak taze kan verme olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki “Türkiye’nin dünyada ve Amerika’daki İsrail lobilerine büyük ihtiyacı vardır.. Faydalı olacağına inanıyorum…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı