ALTIN MOLEKÜL

8 Temmuz 2018 Pazar | 11:40

Su, besleyici özelliği olmadığı halde, günlük beslenmemizin çok önemli bir parçası. Büyümemiz ve vücudumuzun bakımı için ona gereksinim duyuyoruz. Vücudumuzda gerçekleşen çok sayıda biyolojik işlemde suyun önemli görevi olduğu aşikâr. Hücre yapısını koruma, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonların gerçekleşebilmesi için bir çözücü oluşturma, besin ve oksijen taşıma, toksinlerden ve atık maddelerden kurtulmamızı sağlama bu görevlerden sadece bir kaçı. Ayrıca, sindirime ve eklemlerin işleyişine, zayıflamaya, cilt güzelliğine ve yaşlanma izlerini geciktirmeye de yardımcı oluyor. Su, aynı zamanda, vücudumuzun temel bileşenlerinden biri ve toplam vücut ağırlığımızın %50 – 60’ını oluşturuyor. Kesin miktar yaşa, cinsiyete ve vücuttaki yağ miktarına göre de değişiyor… Erkeklerde bu oran % 60’lardayken, kadınlarda % 52’lere kadar geriliyor. Bunu söyleyeceğim için bana kızacaklar biliyorum; fakat maalesef kadınlarda erkeklere oranla daha fazla yağ bulunuyor.

Vücudumuz gereksinim duyduğu suyu üç kaynaktan sağlıyor. İçtiğimiz sudan, diğer içeceklerden, meyve ve sebzeler başta olmak üzere katı gıdalardan. Diğer bir kaynak ise, normal vücut metabolizmasının ürünü olan vücuttaki reaksiyonlar sonucu açığa çıkan metabolik su. Bu su, karbonhidrat, yağ, protein gibi besin maddelerinin tepkimesi sonucu yan ürün olarak ortaya çıkıyor.

Vücudumuzdan atılan suyu yerine tekrar koymamız şart! Oysa pek çok insanımız bunu yapmıyor ve bu sebeple baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik, konsantrasyon bozukluğu, öğrenme zorluğu gibi bir çok sorunla karşı karşıya kalıyor. Ayrıca kronik su kaybı olan kişiler,  kabızlık, idrar yolları enfeksiyonu ve böbrek taşı oluşumu gibi sağlık sorunlarından da yakınmaktadır. Ortalama sıcaklığın yükseklerde seyrettiği bir iklim tipine sahip olan bir adada yaşıyoruz. Pratik olması açısından şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bir yetişkinin günde ortalama 2,5 litre su tüketmesi gerekiyor. Bu miktarın 1.8 litresinin doğrudan içeceklerden alınması gerekiyor. Şunu da söylemeden geçmemeliyim ki Dünya Salık Örgütü’ne göre, ortalama koşullarda hamilelerin 4,8 lt, emziren kadınların ise 5,5 lt su tüketmesi gerekiyor. Hamilelikte daha fazla suya gereksinim duyulmasının nedenini kısaca hücrelerin dışındaki sıvı bölgesinin artmasından ve fetüsün gereksinimlerinden olduğunu söyleyebilirim.

50 yaş ve üzeri insanlara bakacak olursak, su tüketimini bir yetişkine göre artırması ve vücudu için ihtiyacı olan suya çok daha fazla önem göstermesi gerekiyor. Şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız ki suyun tüm bu yararlarına karşın aşırı fazlası da öldürücü olabiliyor.  Suyun çok aşırı tüketildiği nadir vakalarda kandaki tuz seviyesi azalıyor ve beynin şişmesine neden oluyor. Bu da baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulantısı, zihin karışıklığına yol açarken koma ve ölümle de sonuçlanabiliyor. Neyse ki bu tablo ancak birkaç saat içinde 20 litre ya da daha fazla su içmekle oluşuyor.

Vücudumuzdaki su yalnızca basit bir molekül değil, ALTIN niteliği taşıyan ve SEVGİ gibi hiç eksiltmememiz gereken bir ihtiyaçtır!