Altı maddelik Guterres incisi!

3 Eylül 2018 Pazartesi | 10:15
Eşref Çetinel

Uzun  sıcak bir yaz oldu.. Ayni zamanda huzursuz ve umutsuz.. Üstelik çatışmalı, arızalı ve kuşku verici..

İnsan hayatı için bunlardan daha berbat durumlar mı olur? Ölüm diyeceksiniz ama o da tüm sorunlardan  kurtulmanın kolaylığını sunmuyor mu insana?..

FARKINDASINIZ:  Gitgide şu yukarıda bir iki olumsuz ve tatsız cümleyle sıraladığım “karamsarlığın” anaforuna düşmüyor muyuz?

Medya haberlerine bakıyoruz canı sıkkın olmayan kesim yok! İnsanların medyada yansıyan “of puf”lu şikâyetleri, neredeyse gazete sayfalarından fırlayıp yollara düşecekler..

Bir toplum böyle bir ruh haliyle nasıl yaşar? Nasıl başarılı olabilir? Ve artık  nesilden nesile aktarılan yaşam  hikâyemiz haline gelen müzakereler süreçlerinde nasıl çözüme ulaşılabilinir?

OYSA mevcut dertlerimiz yetmiyormuş gibi en rahatsız aylardan biri olan Eylül de müzakerelerin yeniden başlama olasılıklarıyla girdi gündemimize! Malum Guterres çerçevesiyle!

Aslında bu “Guterres çerçevesinin” altı maddesi sadece “başlıklardan” ibaret! Masa kurulursa karşılıklı görüşmelerle   o başlıkların altları doldurulacak!                                                                                                                                HADİ  o geçmiş zamanın Crans Montana’sında,     taraflara Eide’nin eliyle sunulan bu Guterres çerçevesinin, müzakeresi istenen  altları boş başlıklarına bakalım:

Bir: Görev ve yetkileri yenilenen UNFICYP ve BM’lerin adada ve “yerinde” gözetimleri…

İki: Tarafların ve garantör ülkelerin yer alacakları bir “Tavsiye Komitesinin” kurulması. Federal hükümetten iki, her kurucu eyaletten birer, her garantör ülkeden birer ve  başkanlık da yapacak olan BM’ler temsilcisinin yer alacağı, “yürütme yetkisi olmayan bir komite” oluşumu…

Üç: Çözümün doğru ve kesintisiz uygulanması için tavsiyelerde bulunacak “seçkin kişilerden” oluşacak bir grubun oluşturulması.

Dört: Genel sekreterin BM’ler tarafından hazırlanacak raporlar doğrultusunda çözümün uygulanmasını tarafsız şekilde izlemesi.

Beş: BM’ler GK’nin, çözümün uygulanması konuları hakkında garantör ülkelerin gözlemci statüsüyle katıldıkları toplantıları gerçekleştirme hakkı olması.

Altı: Yeni bir Güvenlik ve garantiler konusu..

GÖRÜLDÜĞÜ gibi 11 ay süresince devam ederken zaten fıcırığı çıkarılmayan bir tek yanının  kalmadığı müzakereler gerçekliğinde, Guterres’in altı başlığa indirgediği ve 6 Temmuz 2017’de taraflara sunduğu çözüm planı; aslında tu baştan fakat bu kez içine mevcut müzakereciler dışından akil insanların, GK’nin, Garantör ülke temsilcilerin de katılacağı  yeni bir masa kurulması düşüncesini içeriyordu..

Bu insanlar ve örgütler  bir araya gelerek federal sistemden iade edilecek topraklara, kaç Rumun Kuzey’e döneceğinden ötesi tüm sorunlara kadar burunlarını sorunun içine sokacaklardı!

TEK gözettikleri çözüm şekli, “Türkiyesiz bir Kıbrıs yaratırken Türk ve Rum halklarını ayni federal sistem içinde barıştırıp kaynaştırmak, Rum’u tatmin edecek çözüme ulaştırmaktı!..

Bu Grans Montana mekânlı ve Guterres çerçeveli çözüm  incisi her aklıma geldiğinde nanik yaparım!                                                                                                                                                                                               **********

(YENİLEŞMEK İÇİN:) HALKI HAZIRLAMAK GEREKİR.    

Bizim şu andaki derdimiz Eylül ayında Guterres’in yeni bir müzakere süreci başlatacağına yönelik haberler  değildir.

“O müzakerelere rahat ve huzur içinde oturabileceğimiz istikrarlı bir devlet durumuna gelmek için bundan sonra ne  yapmamız gerektiğidir.”

“Sorun” ise bu soruya hâlâ veremediğimiz cevaptır!

Çünkü KKTC’e inanmadan, masada KKTC’i savunup kalıcılığını ve siyasi eşitliğini kabul ettirecek düzeye gelmeden, hiçbir müzakereden kârlı ve galip çıkamayız!

ÖNCE döviz krizini atlatmalıyız.. Son olaylar göstermiştir ki KKTC enten püften, başsız kıçsız,  hesapsız denetimsiz, sorumsuz savruk, kimsenin kimseye tırnak kadar hesap vermeden kendi bencilliğinde yaşadığı, kendinden başka da kimseleri düşünmediği  çarpık yapılı bir karaktere sahiptir.. Ki bu konudaki sicili çok eskidir!

Nitekim yıllar önce Mağusa Namık Kemal Meydanının bir ucundan, öte uçta yürümekte olan bir rahmetlik bakanımıza “be p…” diye bağıran yurttaşların ülkesidir bizim ülkemiz!

Bakanlık kapılarına dayanıp kapı kıran.. Meclis çatılarına çıkan.. Bırakın vergi vermeyi, devleti iliğine kadar sömürürken çalan.. Her seçimde satıp-alınacak oylar için tezgâh kuran.. Çıkarı için dağları taşları bile oya kaza bitiren, sahilleri halka kapatan, rant ekonomisi yaratanların memleketi…

YANİ bu memleket düzen ister, denetim, güven, istikrar  dolayısıyla zaten ancak bunlarla sağlanacak mutluluk ister…

Son olaylar ve dövizden kaynaklanan kriz de göstermiştir ki devletin çarklarını çeviren  bu  mekanizmanın “etik değerleri” de yanına alarak  doğru ve istikrarlı çalışmasına çok ihtiyacımız vardır.

Kİ hiç unutmamız gerekir: Bu ülke ayni zamanda “pistir!” Demek ki insanları da pistir!

Küçüklüğüne karşın bu ülkede trafik kazaları, uyuşturucu satıcılığıyla kullanımı, dolandırıcılıkla hırsızlık, gasp gibi olayların yoğunluğu da şaşırtıcıdır.. Fakat bunlar da  insanlarımızın marifetidir..

Bu ülkede insanlar vergi vermezler ama bir saatlik ek mesaisinden kesinti yapılsa greve giderler!..

KARNEMİZ kırıklarla doludur çünkü iyi yönetilmiyoruz.. Aslında yönetilmeyi istemiyoruz hatta sevmiyoruz! Çünkü kanunları kuralları, yurttaşlık ödevlerimizi de sevmiyoruz!..

İŞİN kısası ikinci bir “Cumhuriyete,” yeniden yapılanmaya ihtiyacımız vardır. Erhürman hükümeti   bu son krizdeki tedbirlerle bu adımı mı atmak istemiştir bilmiyoruz! Bildiğimiz halkın hâlâ bu büyük değişime hazır olmadığıdır!