Altan kardeşler ve Ilıcak davasında istinaf mahkemesi başladı

21 Eylül 2018 Cuma | 16:34

Darbe girişimi sonrası tutuklanan gazeteci-yazarlar Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın İstanbul Bölge Adliyesi 2. Ceza Dairesi’ndeki istinaf duruşması başladı.

Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek ve Tuğrul Özşengül’e ‘darbeye teşebbüs’ suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası avukatlarınca temyiz edilmişti. İstanbul Bölge Adliyesi 2. Ceza Dairesi istinaf duruşması kararını 27 Haziran’da alırken, sanıklardan Mehmet Altan’ın da tahliyesine karar vermişti.

Davanın bugünkü duruşmasında bugün dinlenmesi beklenen gizli tanık Söğüt’ün ifadesinin 19 Eylül tarihinde alındığı öğrenildi. Duruşma, Nazlı Ilıcak’ın savunmasıyla başladı. Savunmasını gözyaşlarıyla sonlandıran Ilıcak’ın ifadelerinden öne çıkanlar şöyle:

“Alt derece mahkemede benim sunduğum hiçbir delil kaale alınmadı.

(Darbe ve askeri vesayeti eleştiren yazılarını örnek göstererek) Babam 27 Mayıs kurbanı, Yassıada’da yattı. Darbeler benim en hassas olduğum konudur.

(14 Temmuz’da yapılan program hakkında) Darbe sözü ağzımdan çıkmadı. Hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini söyledim.

Programdaki (Peru eski Devlet Başkanı) Fujimori ile ilgili sözlerim alınmış. Oysa Fujimori darbeyle devrilmedi, seçimleri kaybetti ve yargılandı.

Zekeriya Öz ile gazetecilik faaliyetim dışında bir ilgim yok. Röportaj yaptığımda serbestti. (“Her Taşın Altında Cemaat Mi Var” kitabı ile ilgili iddialara) Bu bir kaynak kitabı. O dönem paralel devlet yoktu.

 

“Her zaman demokrasiyi savundum”

 

Ben cemaat diye bilinen o gruba ait bir yayın grubunda hiçbir zaman çalışmadım. Suç olarak gördüğümden değil, ama bir cemaate tabi olarak çalışamam. Bugün’de çalıştım, ama Bugün bir cemaat gazetesi değildir. Sabah’tan ayrılmıştım, iş arıyordum. Bugün ve Zaman’dan teklif aldım. Sonuçta Akın İpek bir işadamıydı. Bugün gazetesinde sadece 1.5 yıl çalıştım, 2 yıldır hapis yatıyorum. Benim asla Bank Asya’da hesabım olmadı. Her zaman demokrasiyi savundum, asla cemaat diktatörlüğünü savunamam.

 

“Aldandığımı itiraf ediyorum”

 

MGK, FETÖ’yü Mayıs ayında terör örgütü kabul etmişti. Pek çok yazar kararı tartışıyordu. Kasıtlı bir desteğim söz konusu değildir. Cemaatin terör örgütü olduğunu 15 Temmuz’dan sonra anladım. Güler yüz, tatlı kelam… Dini faaliyetleri beni cezbetti. Süleymancıların yurtlarına da sahip çıkmıştım zamanında. Aldandığımı itiraf ediyorum.

Ergenekon ve Balyoz yargılamalarındaki olumsuzlukları dile getirdim. O dönem Erzincan’da savcı olan İlhan Cihaner’e kurulan kumpas hakkında yazılar yazdım.

(15 Temmuz gecesi paylaşımları) Gülen’in de, Başbakan Yıldırım’ın da açıklamasını paylaştım. Birbirimize kenetlenmemizi söyledim.

 

“İki dondurucu kış ve yaz…”

 

(Zaman gazetesi yazarlarının ve Mehmet Altan’ın tahliyesini örnek göstererek) Ben de gazetecilik faaliyetlerimden yargılanıyorum. Beraatimi talep ediyorum. Kendimi suçlu görmüyorum. Hakkımdaki tüm delilleri çürüttüğümü düşünüyorum. Mahkemede asla yaşımı öne sürmemeye özen gösterdim. Ama 74 yaşındayım. İki dondurucu kışı ve yakıcı yazı cezaevinde geçirdim. Kendime bakamadığımı görüyorum. İşkence yok ama manevi işkence var.”

Ilıcak’ın avukatı, müvekkilinden sonra söz alarak “hukuk tekniğinden uzak kararın kaldırılmasını, müvekkilenin beraatini; yaşı, cinsiyeti gereği tahliyesini” istedi.

 

Yazıcı: Darbeye katılan askerler, bu reklamdan talimat aldığını söyledi mi?

 

Ilıcak’ın ardından Fevzi Yazıcı savunmasını yaptı.  Kapatılan Zaman gazetesinde Görsel Yönetmen ve Grafik Tasarım Sorumlusu olan Yazıcı, ‘Gülen bebek’ reklamıyla ilgili özetle şunları söyledi:

“Görsel tasarımcıyım, hayatımda reklam filmi çekmedim. Onay toplantısına son anda davet edildim ve müsait olduğum için katıldım.”

Yazıcı, reklam filminin Tibet Sanlıman tarafından yapıldığını söyledi ve beraatini talep ederken “Darbeye bilfiil katılan hiçbir asker bu reklamdan talimat aldığını söyledi mi? Savcının, iddiayı ispatlamak için böyle birisini bulması gerekmez mi?” ifadesini kullandı.Yazıcı’nın avukatı Mesut Yazıcı, mahkemeden tanıkların dinlenmesini talep ederek, beraat ve tahliyesini istedi.

 

Mehmet Altan: Suç işleyen mahkemenin hükmü ne kadar ciddiye alınabilir?

 

14.30 kadar verilen aranın ardından duruşma, Mehmet Altan’ın savunmasıyla devam etti.

Mehmet Altan’ın savunmasından öne çıkanlar şöyle:

“Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları Anayasa gereği bağlayıcı iken 26. Ağır Ceza Mahkemesi (ACM), beni tahliye etmeyerek Anayasa’yı çiğnedi, suç işledi. Bu suçu işleyebilen bir mahkemenin verdiği hüküm ne kadar ciddiye alınabilir? AYM dosyanın son haline bakarak 3 ihlal buldu.  26. ACM’ye göre ben yazı yazıp konuşarak cebir ve şiddet kullanmış, manevî cebir yoluyla idamlık suç işlemişim. Türk hukukunda manevî cebir diye bir suç var mı? Hayır. Yassıada Mahkemeleri’nde vardı. Manevî cebir kavramı Avrupa’da faşizmin, Türkiye’de 27 Mayıs darbesinin ürünüdür. Tedavülden kalkmıştır.

TCK 309. maddedeki şiddet-cebir unsurunu anlamayan, yazı ve konuşmayı şiddet ve cebir sayan bir mahkemeyle karşı karşıyayız. Şayet Anayasa’nın 38. ve TCK’nın 2. maddeleri halen yürürlükteyse bu iddianamede delil sayılan hiçbir şey delil değildir. Beni tutuklayan yargıç, savcının ‘sübliminal mesaj’ verdiğimi iddia ederken ‘sübliminal’ kelimesini bilmediğini söyledi. Suçsuz insanları suçlu gibi göstermek isteyen, insanları boş yere hapishanede yatıran utandırıcı bir gelenek var. AYM ve AİHM bu dosyanın son haline bakarak hiçbir suç işlemediğimi karara bağladı. Gözaltına bile alınamayacağıma hükmetti.”

 

“Mahkeme, AYM kararını gözardı etti”

 

Altan’ın avukatı Figen Çalıkuşu da müvekkilinden sonra söz alarak şöyle konuştu:

“Kimse kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz. Mahkeme AYM kararını gözardı etti. Duruşmada AYM kararının okunmasını bile reddetti. Mahkeme gerekçesini AYM kararından sonra yazdı. AYM kararında açıkça suç işlendiğine dair dosyada herhangi bir delil olmadığına hükmetmişti.”

 

Özşengül: O geceden hükümeti sorumlu tutmak hakkım

 

Davada yargılanan bir diğer isim olan Tuğrul Özşengül de şunları ifade etti:

“Samanyolu TV’ye 14 Temmuz’da Nice’de meydana gelen terör saldırısını yorumlamak için bağlandım. Yayın sırasında yaşananlarla ilgili bir soru soruldu. Ne olduğunu bilmiyordum, öğrenince şok oldum. Çok üzgün olduğumu belirttim. O gece başımıza böyle bir felaket gelmesinden hükümeti sorumlu tuttum, hâlâ da tutuyorum. Bu, anayasal hakkım. Yayında darbeye karşı konuşmuşken, YouTube’a konan kesilmiş bir video yüzünden gözaltına alındım. Bu kanal yasal ve 25 yıldır açık. Koskoca örgütün medya yapılanması ben miyim? Bu iddialardan dolayı bir mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet verebilmesini şaşkınlıkla izliyorum. Türkiye’de hukuk var demem beklenebilir mi?”A